Söylem ve eylem birliğine ihtiyacımız var

Selime Sümeyye Abatay
Selime Sümeyye Abatay

Bir zamanlar ümmetin derdi ile dertlenir, mazlum coğrafyalar için gözyaşı döker, mitingler yapar, dualar ederdik. Mazlumun kurtuluşu için çalışır, zalimin karşısında dururduk. Nerede bir can yansa haberimiz olur, günlerce kendimize gelemez, yaşanan zülüm kendi başımıza gelmiş gibi yanardı canımız. Filistin, Kudüs, Mescid-i Aksa haberleri düşmezdi gündemimizden. Dünyanın dört bir yanındaki mazlumlara can suyu olmaya çalışırdık. -di’li geçmiş zaman kullanıyorum farkındaysanız. Çünkü bu söylediklerim çok yakın olmasına rağmen çok uzaklarda kaldı. “Düşünün bakalım televizyon karşısında muhallebi gibi gevşemiş bir Müslüman’da değil cihat etmek, acaba kalkıp bir farzı ifa edecek kuvvet ve istek kalmış mıdır?” demişti Cahit Zarifoğlu. Televizyon karşısında muhallebi gibi olmak çok gerilerde kaldı, biz artık sosyal medya karşısında bambaşka bir şeye dönüştük. Şimdi gündem çok hızlı değişiyor. Filistin’de, Suriye’de, Doğu Türkistan’da, Keşmir’de yaşanan acılar bir sonraki paylaşımı görene kadar yakıyor canımızı. Bir parmak hareketi kadar üzülüyoruz mazlumlara, bir parmak hareketi kadar kızıyoruz zalimlere. Bir parmak hareketi ile kaydırıyoruz ekranı ve dünyanın ışıltısına bırakıyoruz kendimizi. Artık en büyük dertlerimiz giyeceğimiz kıyafetler, evimizin dekorasyonu, yediğimiz içtiğimiz şeylerin markaları, indirim günleri, sosyal medyada paylaşacağımız fotoğraflar…

Söylem ve eylemlerimiz birbiri ile çelişiyor. Mazlumlar için üzüldüğümüzü, canımızın yandığını söylüyoruz ancak zalimlerle kol kola geziyoruz. Filistin’den, Suriye’den, Doğu Türkistan’dan gelen bir haberle yıkılıyoruz, lanet ediyoruz tüm zalimlere, tivitler atıyor, yardımlar topluyoruz kendi aramızda. Az sonra Yahudi malı kahvemizi yudumlarken story atıyoruz sosyal medyamıza. Bir zamanlar eti helal midir haram mıdır tartışması yaptığımız burgercilerin önünde hiç utanmadan uzun kuyruklar oluşturuyoruz, kazancıyla bir çocuğun ölme ihtimalini bile bile… En güzel en pahalı eşarbı takmak için yarışıyoruz bombaların seslerine sağır kesilerek. Eskiden bırakın içki satılan yerden alışveriş yapmayı, önünden geçmeyen bizler artık daha indirimli, daha kaliteli, daha prestijli diye içki satan yerlerden hiç düşünmeden alışveriş yapıyoruz aç kalan insanlığa rağmen.

Bu hale yavaş yavaş, taviz vere vere geldik. Önce kendimizi düşünmeye başladığımız zaman başladı bu dönüşüm. Sistem bazı konularda elimizi ayağımızı bağlıyor olabilir, sistem kapitalist sistem olabilir. Yerli ve milli ürün yok denecek kadar az olabilir. Ancak bu gidişata bir dur demedikçe, kalite ve marka takıntımızdan vazgeçmediğimiz sürece bu durumdan kurtulamayacağız. Bilmem ne aromalı kahve içmek zorunda değiliz, en marka eşarbı takmak zorunda da değiliz. Tüm bunlar olmazsa da yaşayabiliriz. Su bulamadığı için ölen insanları hatırlarsak bunların temel ihtiyaçlarımız olmadığını sadece bizim şımarıklığımız olduğunu anlayabiliriz. İçki satmayan dükkânlar hâlâ var, helal üretim yapan yerler hâlâ var. Biz temizini, helalini tercih etmedikçe bir avuç olan temiz ve helal üretim yapan, kazancı ile zalimlere destek vermeyen bu işletmelerin daha fazla ayakta kalması da mümkün değil zaten.

Ne kadar dikkat edersek edelim sistem bir yerden bizi içine çekiyor diyebilirsiniz. Evet, bir yerden dikkat ederken başka bir yerden kaptırıyoruz kendimizi sisteme. Peki, ne yapalım? Zaten kurtuluşumuz yok diye oturup izleyelim mi olan biteni? Kılımızı kıpırdatmayalım mı? Bu ancak kendimizi kandırmak olur. Talep-arz meselesidir durum. Biz talep etmedikçe düzelmeyecek sistem. Önümüze konanla yetinmek zorunda değiliz. Bize dayatılan gibi yaşamak zorunda değiliz. Konuştuğumuz, inandığımız değerleri eyleme dökebilirsek kurabiliriz yeni bir düzeni. Kendi rahatımızdan vazgeçmediğimiz sürece herkes için yaşanabilir bir dünya kurabilmemiz mümkün değil. Önce kendi rahatımızdan vazgeçmeli, kendimize çeki düzen vermeliyiz. Bu aile yaşantımıza, çevremize ve topluma yansıyacaktır muhakkak. Tıpkı kelebek etkisi gibi. Ne demişti Hasan el-Benna: “Siz İslam devletini evlerinizde kurun. O zaman Allah sokaklarınızı, şehirlerinizi ve devletlerinizi de İslamlaştırır.” Bu düzen yıkılacaksa, yeni bir dünya kurulacaksa önce kendimize ve evlerimize çeki düzen vermemiz lazım. Ne zamanki söylemlerimiz ve eylemlerimiz bir olur o zaman yeni bir dünyanın kurulduğuna şahitlik ederiz.

- Milli Gazete, Selime Sümeyye Abatay tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/5769579/selime-sumeyye-abatay/soylem-ve-eylem-birligine-ihtiyacimiz-var