Paranın cinsi cibilliyeti var mıdır?

Remzi Çayır
Remzi Çayır

Önyargılarımız, körlüğümüzdür aslında. Bağımsız bakamamak etrafa, insanı uçuruma götürür… Para. Neticede bir araçtır. İnsan mahsulüdür. İhtiyaçtan doğmuştur… Malı takas etme, trampa dönemi sona erdiğinden… Daha doğrusu, gelişen hayat, değişen ekonomik ilişkiler, parayı zorunlu hale getirmiştir.

Paranın milliyeti, cinsi, karakteri var mıdır?

Bunu neden soruyorum… Biliyorsunuz, Borsa İstanbul’un yüzde onluk kısmı Katar devletine satıldı. İşlem gerçekleştikten sonra, her kafadan bir ses çıktı, itirazlar yükseldi.

Arapların parasında kir pas var mıdır? Müslüman olan toplulukların paraları, Avrupalıların, Amerikalıların parasından daha mı ehvendir? Birisi kirli, birisi temiz midir? Birisi kerih, birisi sahih midir?

Aslında tartışmanın temelinde, hâlâ, parayı, yeşil, sarı diye ayıranların önyargıları olduğu gibi, sürecin şeffaf götürülmediğine itiraz edenler de var.

Bir yerde açıklık, şeffaflık yoksa… Hesap verirlik söz konusu değilse, orada ne hukuktan, ne adaletten, ne hakkaniyetten bahsetmek mümkündür.

Bir zamanlar, devletin bankasından, bir işadamına kredi verilmişti. Yüklü bir kredi açılmıştı. Gazeteciler devrin başbakanı Demirel’e sordular. Bu kredi yasalara, usule uygun mudur, diye. Verdiği cevap, aslında, yıllardır nasıl yönetildiğimize de işaret etmişti:

“Verdimse ben verdim. Size ne?”

Böylesi bir cevap, kapalı toplumlarda, hukukun olmadığı toplumlarda… Keyfiliğin yönetim diye sunulduğu ortamlarda geçerli olabilir.

Eğer hukuk varsa… Yasalar herkes için geçerli ise… Bir kişinin değil, kanunların, yasaların söyledikleri geçerliyse, ben verdim oldu. Ben yaptım oldu… Ben ne dersem o olur… Beni halk seçti. Seçtiyse, her bir şeyi yapabilirim. Neden? Çünkü yarın bir gün sandıkta hesap verecek benim. Öyleyse, bir yere kadar yasalar, anayasalar beni bağlar… Ne yazık ki, seçilmek, insanın yasalara karşı… Kurallara karşı sorumluluğunu yok etmiyor ki.

Adı sanı ne olursa olsun. Makam mevki ne olursa olsun, insanlar… Seçilmişler dâhil, herkes, yasalar karşısında hesap vermek durumundadır. Millete dönüp, açık, anlaşılır şekilde olup biteni izah etmek, onlara karşı sorumluluğunu yerine getirmek mecburiyetindedir.

Dışarıdan Türkiye’ye sermeyenin gelmesi elbet iyidir… Elbet yatırımlar yapılmalıdır. Fabrikalar kurulmalıdır. Üretim teşvik edilmelidir. Bütün bunlar doğru… Doğru olmayan, bunları yaparken, açık, şeffaf… Yasalara uygun, hesap verilecek şekilde işlerin yürütülmesidir…

Borsa İstanbul nasıl satıldı. Kaç paraya satıldı? Sürecin önü arkası… Olduğu gibi toplumla paylaşılsa, herhalde, önyargıların patırtısı da sonlanmış olur… Siz bunu yapmak yerine, yani açıklığı ortaya koymak, işin aslını astarını milletle paylaşmak yerine, ben yaptım oldu… Ben zaten doğruluğun merkeziyim… Seçilmişim… Şuyum buyum… Derseniz, güven azalır, itimat yok olur… Yatırım yapmak isteyenler, kapalı yere doğru adım atmazlar.

Ne kadar açıklık o kadar güçlü para akışı… Ne kadar huzur, adalet, o kadar sermaye hareketliliği. Hülasa, ülkedeki adalet ne denli güçlü olursa o kadar kalkınmak mümkün olur. İktisaden güçlü olunur.

Parayla adaletin. Adaletle huzurun… Huzurla, iş barışının… Sermaye akışıyla, güçlü demokrasinin, güçlü bireyin… Özgürlüklerin doğrudan ilişkisi vardır… Biri olmasa öbürü olmaz. Temel, adalettir, yasa güvencesidir, bireyin hak ve özgürlüğüdür… Huzurudur, mutluluğudur.

Devletin değil, milletin güçlü olmasıdır.

Milletin zengin ve refah içinde olmasının temelinde ise, adalet, hak ve özgürlüklerin genişliği… Huzurun kendisi yatar. Hukuk olmazsa, şeffaflık olmaz… Adalet olmazsa, hiçbir şey olmaz. Bilmem anlatabildim mi?

- Milli Gazete, Remzi Çayır tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/5769558/remzi-cayir/paranin-cinsi-cibilliyeti-var-midir