Bolu Dağı’nda gezinirken

Mahmut Toptaş
Mahmut Toptaş

Nasıl insanlar, soğukkanlı ve sıcakkanlı diye ikiye ayrılırlarsa ağaçlar da soğuk tabiatlı ve sıcak tabiatlı diye ikiye ayrılırlar.

Orman ve ziraat fakültelerinde bu konuda mutlaka bilgi verilirdir ama bizim de gördüğümüz şeyler vardır.

Kasım ayının bu son günlerinde Bolu Dağı’nın tepelerinde tertemiz havanın içinde, otelde sabah namazı için uyandıktan sonra şöyle dağları dinlemek için çıktığınızda soğuk ağaçlarla sıcak ağaçları yan yana görüp ayırt edebilirsiniz.

Tabiatı soğuk olan ağaçlar üzerinde, gece çöken sisten dolayı ağacın yaprakları ve dalları üzerine kırağı düşmüş ağaçlar saçına ak düşmüş nurdan dedelerimiz gibi bembeyaz.

Bitişiğinde ona komşuluk yapan ağacın ise yaprakları yeşil veya sararmış durumda.

Kar yağdığında bunları daha net ayırmak mümkin.

Dallara beş santim, on santim..kar yağdığında sıcak tabiatlı ağaçlarda erime çabuk olduğundan dallarda kar görülmez iken soğuk tabiatlı ağaçlarda ise hâlâ kar durmaya devam ettiğini görürüz.

Norveç’e konferans için gittiğimde o Avrupa’nın en soğuk ülkesinde müteahhitlik yapan bir vatandaşımız, “Kalorifersiz, sobasız, tabii ısıtmalı evler yapıyoruz” demişti.

İnsanın sıcakkanlısı, ağacın sıcak tabiatlısı olur da taşların olmaz mı?

Kar yağmasını beklemeyin. Ağustos ayında dağlarda gezerken bir kayanın üzerine oturup etrafı seyrederken taşların da soğuk ve sıcak olanlarını hissedeceksiniz.

Yazın, deniz kenarında suya hasret yaşayan çakıllardan renklilerini toplarken elinize aldıklarınızdan bazıları elinizi yakarken bazıları sıcaklığı bile hissettirmez size.

Müteahhit diyor ki, “Çimentonun ana malzemelerini sıcak tabiatlı taşlardan hazırlamışlar.

Kapı, pencere, döşeme ve duvarlar, yani ahşap kısımlarını da ağaçların sıcak tabiatlılarından seçmişler. Duvarların içinden hava geçirmişler” gibi benim anlamayacağım birçok şey anlattı.

Geçen sene Kayseri imamlarına konuşmaya gittiğimde Gesi Bağları semtinde eskiden kalma evler ziyarete açılmış ve o evlerin de yazın serin, kışın sıcak olduğunu ve bunu hava akımıyla yaptıklarını göstererek anlatmışlardı.

Biz, insanız. Ağaçlardan ve kayalardan farklıyız.

İstersek sıcakkanlılığımızı dört mevsim devam ettirebiliriz.

Kızdığımızda, sevdiğimizde, küstüğümüzde, barıştığımızda dört halimizde de sıcak davranmayı bildiğimiz gibi kanı beynine sıçrayan, kafasında cehennem ateşleri kaynayan, insanlara karşı serin havalar estirmesini bildiğimiz gibi, hayata küsen, herkese somurtan, buzhaneden çıkmış balık gözü gibi insanlara bakan don ve bön insanlara karşı da ılık ılık havalar estirerek soğukluğunu alabiliriz.

Evlerimizdeki klimalar, hem sıcak hem ılık hem de soğuk hava verebilir.

İnsan nefesindeki klima insanlık tarihi kadar eskidir.

Eliniz yandığında ilk yardım nefesinizle soğuk üflersiniz.

Kışın eliniz donmak üzere iken yine sıcak nefesinizle ısıtırsınız.

Şimdi deneyin, elinizi beş santim ağzınıza yaklaştırınız ve ağzınızı iyice açıp ciğerden üfleyiniz, sıcak hava gelecektir.

Eliniz yine ağzınıza beş santimlik mesafede dursun ve bu defa dudaklarınızı büzerek üfleyiniz ve bu sefer soğuk hava gelecektir.

Bütün bunları görüp de insanların bunları yaratana doğru yürüdüğünü gören bazı en… en… en… yaratıklar, hemen harekete geçip, “Bütün bunları yapan doğadır” deyip dünyanın en azılı teröristlerinden, en uçlarda adı geçen eşkıyalardan daha tehlikeli oldukları aklıma gelir.

Terörist bir bombayla elli kişiyi ancak öldürür. Bu terörist devlet başkanı olursa, iki atom bombasıyla beş yüz bin adam öldürür.

Bir zamanlar Interpol’ün kırmızı bültenle aradığı Ariel Şaron, İsrail işgal devletine Başbakan olunca eskiden yaptığı cinayetleri bu sefer Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında milyonlarca Müslüman’ı öldürerek sonunda âleme ibret olsun diye on yıl can çekişerek geberip gitti.

 Ama Allah’a giden yolu kesenler, etkili oldukları insanların milyarlarcasını, sonsuz senelerde cehennemde yanması için postalayanlardırlar.

- Milli Gazete, Mahmut Toptaş tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/5769548/mahmut-toptas/bolu-daginda-gezinirken