Mahallenin nasihatçileri

Fatma Tuncer
Fatma Tuncer

Issız bir sahrada yürürken vicdanınıza çarpan bir imdat sesi ile irkilseniz ne yaparsınız? Başınızı sesin geldiği yöne doğru çevirip neler olup bittiğini anlamaya çalışırsınız değil mi? Peki bir adamın düştüğü kuyudan çıkabilmek için yoldan geçenlerden yardım istediğini görseniz nasıl bir tavır sergilersiniz? O anda adama dönüp, “Kuyu derin, sakın aşağı inme, duvara iyi tutun, başını korumaya çalış” diye nasihat mi edersiniz, yoksa onu bir an önce kurtarabilmek için bir ip mi uzatırsınız? Boğulmak üzere olan adama nasihat etmenin faydası olmayacağını bilir ve onu kurtarabilmek için çareler ararsınız değil mi? Doğru olan budur, işe yarayacak olan budur… Adamın ihtiyacı olan budur… Fakat ne yazık ki, insanlarımızın çoğu boğulmakta olan insana ip uzatmak yerine nasihatleri ile ortamı sıkıcı hale getirir ve bu tavırlarını bir yardım faaliyeti olarak görürler.

Çevremizde sık sık rastladığımız bir durumdur; bir kişi üstesinden gelemediği bir sorununu sözüne itibar ettiği bir dostu ile paylaşmaya karar verir. Bir yolunu bulur ve içini açar, sırtındaki yükü bir an önce atabilmek için başlar anlatmaya. Fakat karşı tarafın tepkilerini gördükçe ümidini kaybeder, hayal kırıklığına uğrar. Zira yarasına merhem olabileceğini düşündüğü kişi kasılmaya, kendini yetkin bir noktada görmeye başlamış ve nasihatleri ile ortamı sıkıcı hale getirmiştir. “Sen aslında olayları büyütüyorsun, boş ver takma kafana, ben bundan daha büyük sıkıntılar yaşadım…” diye başlar söze ve nasihate devam eder. Derdini anlatan kişi muhatabının vicdanını harekete geçirebilmek için durumun vahametini ortaya koyar ve destek ister fakat nasihatçi muhatabının dünyasına girememiş, onun acısını hissedememiştir. O yüzden nasihatleri ile ortamı germeye devam etmektedir.

Vakit epey ilerler. Nasihatçi konuşmasını sürdürür ve adeta muhatabını sözleri ile hırpalamaya başlar. Kişi derdini açtığına bin pişman olmuştur ama bu saatten sonra geri alma şansı da yoktur. Başını eğer ve müebbet yemiş bir mahkûm gibi beklemeye başlar… Ama karşı tarafın susmaya hiç niyeti yoktur, kırk yıldır o anı beklercesine konuşmakta, konudan konuşa geçip nasihatlerini sürdürmektedir. Aradan epey zaman geçer, nasihatçi muhatabın suskun vaziyette beklediğini görünce bu tavrının işe yaradığını düşünür ve kasılarak ayrılır.

Derdini yakın bir dostuna açan kişi ortamdan uzaklaştığında başında bir ağırlık vardır, yarası iyileşeceğine daha da artmış, gözlerindeki umut pırıltıları kaybolmuştur. Ve kişi birkaç dakikada bütün enerjisini kaybedip, yorgun adımlarla evine doğru ilerlerken, gayr-i ihtiyari şu soruyu sormaktadır:

Ne beklemiştim ne buldum?

Nasihat yerinde ve dozunda yapıldığında bilgi ve tecrübelerin paylaşımına katkı sağlar ve adresine ulaşır. Ancak size derdini anlatan bir kişinin nasihate değil anlaşılmaya ihtiyacı vardır. O nedenle böyle durumlarda muhatabınıza nasihat etmeyin, onu dinleyin, empati yapın ve anladığınızı hissettirin. O sizden sadece bunu istiyor, sıkıcı nasihatlerinizle enerjisini tüketmenizi değil…

- Milli Gazete, Fatma Tuncer tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/5704602/fatma-tuncer/mahallenin-nasihatcileri