Bu zamanın sakinleri

Fatma Tuncer
Fatma Tuncer

Geçmiş dönemlerde insanlar, ruhsal sorunlarını gizleme ihtiyacı hisseder ve psikiyatriste gitmekten kaçınırlardı. O zamanlar yurdum insanı kendi kararları doğrultusunda değil ötekinin ilgi ve beğenileri ekseninde hareket eder aksi bir tutum sergilediğinde mahalle baskısına maruz kalacağını düşünürdü. İfrat ve tefrit arasında gidip gelen insanlarımız geçmişte tamamıyla öteki odaklı yaşarken bugün, ötekini tamamen yok sayıp ben odaklı kulvarlarda yürüyor. Doğru olan bu değildir, doğru olan kişinin kendi taleplerini de ötekinin taleplerini de doğru-yanlış süzgecinden geçirip itidal ekseninde kalabilmesidir ki, bu sanıldığı kadar kolay değildir.

Günümüzde, insanların büyük çoğunluğu depresyon, kaygı ve stres bozukluğu, tükenmişlik sendromu gibi ruhsal sorunlardan şikâyet ediyor ve bir damla huzur için çalmadık kapı bırakmıyorlar. Gerçi bugün insanlarımız geçmişte olduğu gibi ruh hekimine gitmekten kaçınmıyor, aksine bunun bir ihtiyaç olduğunu kabul edip destek almaya çalışıyorlar. Ancak çağın sorunları insanları hem ruhsal hem de bedensel olarak tüketiyor ve bitap düşürüyor.  Özellikle sık sık işittiğimiz tükenmişlik sendromu hiçbir meslek, statü, para, mevkii ve kültürel ya da etnik yapıyı ayırt etmiyor, hemen herkesin kapısını çalıyor ve insanların yaşama sevincini alıp götürüyor.

Değişen hayat şartları, yoğun iş koşulları ve ekonomik sorunlar aşırı strese ve tükenmişlik sendromuna davetiye çıkarıyor. Omuzlarına bırakılan ağır yükü taşımaya çalışan insanlar varoluşsal bilinçlerini ve rotayı kaybedip nesnelerin kölesi haline geliyorlar. Sekülerizmin rüzgârında savrulan fertler düşünme, sorgulama yetilerini kaybediyor ve adeta robotlaşıyorlar.

Robot söyleneni yapmanın dışına çıkabilir mi? Soru sorabilir mi? Hissedebilir mi? Sevebilir mi? İnanır mı? Değer üretir mi? Bir robot insanın fitri olarak taşıdığı değerleri üretemez o kurulmuş bir saat gibidir ne için görevlendirilmişse onu yapar ve çekilir. Oysa insan yerkürenin sakinleri arasında özel bir mevkiye ve üst bir konuma sahip. Ve insan inanan, değer üreten, seven ve sevildiğini hissedebilen bir varlık…

Üst bir kimliğe sahip olan insan görünürde robotlaşmaya rıza göstermiş olsa da ruhu isyan ediyor ve kişi ruhunun sesini bastırabilmek için türlü türlü yollara başvuruyor. Fakat olmuyor, kişi dayanma gücünü kaybediyor ve güneşte eriyen buz parçası gibi yavaş yavaş tükeniyor.

Maddi bir varlığa indirgenen insan yönünü kaybedip savrulurken, varlığını ayakta tutacak bütün birikimlerini tüketiyor ve yaptığı hiçbir işten heyecan duyamamaya başlıyorlar. Bütün enerjisini, yaşama sevincini, sevgi ve ilgisini güçlükler karşısında yaslandığı direncini kaybediyor ve insan bitap düşüyor.

Düştüğü yerden kalkıp, yola revan olmak istiyor insan. Sporla meşgul oluyor, alışveriş yapıyor, tatile çıkıyor, işini, yaşadığı mekânı değiştiriyor fakat olmuyor, olmuyor, olmuyor… Zira ruh hekimleri tükenmişlik sendromuna karşı en etkili şeyin inanç, ibadet ve maneviyat olduğunu ifade ediyor ve manevi yönü güçlü olan kişilerin bu noktada daha dirençli olduklarını açıklıyorlar. Fakat kimse bu ifadelere itibar etmiyor, kimse kaybettiği değerleri yeniden kuşanmak için harekete geçmiyor.

Tükenmişlik sendromunda kişi hayattan, yaptığı işlerden, insani ilişkilerinden elde ettiği enerjiden mahrum kalıyor ve bütün varlığını kaybetmiş bir yoksula dönüşüyor. Kendinden, insanlardan, nesnelerden uzaklaşıyor, başarmaktan, keyif almaktan, hayal kurmaktan vazgeçiyor ve her şeyden hatta içsesinden dahi uzaklaşmaya başlıyor. Dünyanın en iyi imkânlarına sahip olsanız, istediğiniz her şeye birkaç dakikada ulaşacak imkânlarınız olsa dahi bu değerleri kaybetmişseniz ne anlamı olabilir ki?

Depresyon, kaygı bozukluğu ve tükenmişlik sendromu çağımızın getirdiği ruhsal sorunlar olarak aktarılıyor ve maneviyatın bu sorunlara karşı en güçlü kalkan olduğu en yetkin ağızlar tarafından telaffuz ediliyor. Peki, hâl böyleyken insanlarımız yüreklerinde kaybettikleri değerleri niçin sokaklarda arıyorlar? Neden? Neden? Bunun tek bir cevabı var; insan hayatı yaşanmaz hale getiren dertlerinden kurtulmak ve gerçek bir huzura ulaşmak istemiyor, özgür iradesi ile tercihini yapıyor ve girdaplı dalgalarla boğuşmaya, hengâmeli patikalarda yürümeye karar veriyor. İlginçtir insan bunu bilerek ve isteyerek tercih ediyor.

- Milli Gazete, Fatma Tuncer tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/5693613/fatma-tuncer/bu-zamanin-sakinleri