Adalet dairesi günümüze ne söyler?

Muhammet Esiroğlu
Muhammet Esiroğlu

Günümüzde yaşanan en önemli sorunlar nedir diye sorsak, alacağımız iki veya üç cevaptan birisi adalet olacaktır. Aslında bütün sorunların dayandığı temel dayanak yine adaletin azlığına ya da yokluğuna dayanıyor. Siyasetten ekonomiye, sosyal hayattaki sorunlardan eğitime kadar her alanda karşılaşılan sorunların bir şekilde adaletle bağlantısı söz konusu. Bunun için adalet üzerine düşünce üretmek günümüzdeki sorunlara çareler aramak için zaruridir.

Geçmişte adalet üzerine çok şeylerin söylendiğini biliyoruz. Siyasetnamelerden tutun da siyaset fıkhına ve siyaset felsefesine kadar her alan merkezine adaleti almıştır. Bunlardan en dikkat çekicisi adalet dairesi olarak bilinen teoridir. Adalet dairesi dediğimiz kavramın kökenine baktığımız zaman Hint-İran geleneğine dayandığını görürüz. Sasani ve Helenistik dönemin izlerini taşıyan bu kavram, İslam düşünce geleneği tarafından harmanlanmış ve geliştirilmiştir.

Böylece Müslümanların yönetim geleneğine dayanak teşkil eden sistemli bir yapıya dönüşmüştür. Adalet dairesi yönetim geleneğimizde adaletin merkezi bir konuma sahip olduğunu ifade eden bir ilke olarak yerini almıştır. Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig’inde, İbn-i Haldun’un Mukaddime’sinde, Nizamülmülk’ün Siyasetname’sinde ve daha birçok düşünce ve devlet adamının eserlerinde adalet dairesine dair ifadeler yer almıştır. Bu şekilde birçok İslam âliminin gündemine giren adalet dairesi kavramını Kınalızade Ali Efendi şöyle ifade etmiştir. 

1. Adldir mucib-i salâh-ı cihan (Dünyanın düzenini, kurtuluşunu ve saadetini sağlayan adalettir).

2. Cihan bir bağdır dîvarı devlet (Dünya bir bahçedir, duvarı ise devlet).

3. Devletin nâzımı şeriattır (Devletin nizamını kuran hukuktur).

4. Şeriata olamaz hiç hâris illa mülk (Hukuk ancak saltanat ile korunur yani siyasi kurum).

5. Mülk zabt eylemez illa leşker (Otorite, kudret, ancak ordu ile zapt edilir).

6. Leşkeri cem edemez illa mal (Ordu, ancak mal ile ayakta kalır yani iktisat).

7. Malı cem eyleyen raiyettir (Malı toplayan halktır).

8. Raiyeti kul eder padişah-ı âleme adl (Halkı idare altına ancak cihan padişahının adaleti alır).

Peki, o günün şartlarında ortaya konan bu metni günümüze nasıl taşıyabiliriz? Aslında tüm zamanların temel sorununun adalet olduğunu bu metinlerden görebiliyoruz. Teoride iki temel unsurdan ve üç yürütücü kurumdan olmak üzere beş kavramdan bahsediyor. Devlet yani yaşanılan coğrafyanın idari birliği ile halk yani birlikteliğin varlık sebebi, bir coğrafyanın kurumsal birliğini sağlayan iki temel unsurdur. Bunun yanında idari birliğin yürütülmesini sağlayansa hukuk yani bu idari birliğin nizamı, siyaset yani bu nizamı koruyan ve yürüten güç ve ekonomi bu birlikteliğin devamını sağlayan maddi üretimdir.

Bu beş kavramın çıkış ve varış noktası adalet olduğu sürece toplumsal ahenk sağlanacaktır. Fakat herhangi bir aşamasında adalet tesis edilemezse sıkıntılar kendisini gösterecektir. Birileri ya da bir kesim başkalarının mağduriyetinden kendilerine itibar, başkalarının acısından kendilerine mutluluk, başkalarının yoksulluğundan kendilerine zenginlik sağlıyorsa bu durum adalet dairesinin tarumar edildiğinin bir göstergesidir. 

Buna karşın devlet ve halk arasındaki denge adaletle kurulursa, kanunlar adil olursa, siyasetçiler adaletle işlerini yürütürse, nimet ve külfet dengesi adil sağlanırsa adalet dairesini günümüze taşımış oluruz. Aslında insanlığın hangi coğrafyada olursa olsun birlikte yaşamasının temel ilkeleri bu dairenin içine yerleştirilmiştir.

- Milli Gazete, Muhammet Esiroğlu tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/5592189/muhammet-esiroglu/adalet-dairesi-gunumuze-ne-soyler