Anneannenin güncesi

Fatma Tuncer
Fatma Tuncer

Sevgili Furkan;
Zaman ne çabuk geçti değil mi? Hayatımıza katılalı tam 2 sene oldu fakat biz sanki seninle doğmuş gibiyiz. Sanki hayatımızda hep sen vardın, senin neşe dolu bakışların vardı, senin ruhumuza doğan mutluluğun hep vardı ve sanki hayat seninle başladı. Senin çağından çıkıp 20 yıl geriye gidiyor ve o günleri yeniden yaşıyorum. Fakat eksik olan bir şeyler var ve birini arar gibi sağıma soluma bakınıyorum…
Soruyorum sen yokken nasıl geçmişti onca yıl? Yokluğunda hiçbir şeyin tadı yoktu. O zamanlar eşyalar renksiz, güneş soluk, toprak cansızdı. Ağaçlar yapraklarına küsmüş, sular yokuşa doğru akmaktaydı. O zamanlar hiçbir şeyin tadı ve kokusu yoktu, kasavet kokan sokaklarımız bir hasret şarkısı tutturmuş gidiyordu. Bütün şarkılar senin için yazılmıştı, güneş senin için ısıtıyor, gök senin için gülümsüyordu… Mesaj yüklüydü kuşların kanatları, bahar mevsimi bükülmüştü çiçeklerin boynu. Yokluğunda senin hikâyeni, senin umutlarını konuşmuştum bir serçeyle, ötelerden selam getiren rüzgâra fısıldamıştım sevgimi…

Yıllar ne çabuk geçti değil mi? Ve zamanın Firavunları bu kadar kısa bir sürede tonlarca zehir ektiler şefkat yüklü toprağa. Doğduğunda yine Filistin’de, Suriye’de Doğu Türkistan’da, Irak’ta, Afganistan’da, Afrika’da çocuklar mermilerin hedefindeydi, adı yetimdi çocukların ama ölüm kusan virüs yoktu o zamanlar. Amcaların, teyzelerin ağızlarında maske ile yürümezlerdi tehlike saçan caddelerde. Nefesleri kesilen dedeler karantina odalarında ölümü beklemezlerdi. O günden bugün ne çok şey değişti değil mi?
Sevgili Furkan;

Anne-babaların çocuklarını rekabete teşvik ettiği, ne kadar insan oldukları ile değil ne kadar kazanç elde ettikleri ile ilgilendikleri bir çağın çocuğusun sen. Sosyal ve ekonomik statünün, para, unvan ve mevkiin her şeyin önünde tutulduğu bir neslin torunları arasında yer almaktasın. Ama inanır mısın senin adına kurduğum hayaller hep mutluluk, hayır ve iyilik üzerineydi. Küçük şeylerin dahi mutluluk için kâfi olabileceğini öğretmek istedim sana…

Hatırlar mısın üç aylıkken gözlerine bakıp gülümserdim sen de bir süre bakar ve karşılık verirdin. Kalpten kalbe konuşurduk sonra elinden tutar ve tebessümün sana ne kadar yakıştığını düşünürdüm. Yürümeye ve ilk sözcükleri sarf etmeye başladığında sanki bir asrı geride bırakmış gibiydik. Sahip olduğun her şeyin içinde derin mutluluklar, hiçbir kaba sığmayacak neşeler barındırıyordun. Ve yorulmak nedir bilmeyen bir mutluluk işçisi gibiydin, sevildiğini hissettikçe gözlerin parlıyor ve evimize neşe dağıtmaya devam ediyordun. Güler yüzlü bir çocuk derlerdi sana, sıcakkanlı, sevecen, mutlu olabilen bir çocuk olduğunu söylerlerdi...

Sana sevginin en büyük hazine olduğunu öğretmeye çalıştım ve sen buna çok yatkındın. Arkadaşlarınla oynarken onların seni ne kadar mutlu ettiğini hissedebiliyordum. Biliyor musun bakışlarında hayat bulan bu değerler sevgide birleşiyor ve sen bu enerjiyi bizlere cömertçe aktarıyorsun…

Sevgili Furkan şunu biliyorum ki, yüreği sevgi ile tanışan bir çocuk erişkinler dünyasına katıldığında da yaşamını erdemler ekseninde sürdürmeye devam eder. Zira sevgi bütün değerleri kucaklayan bir zenginliktir ki, hak olan doğru olan, iyi olan şeyleri sevebilen kişi aynı zamanda şefkatlidir, adaletlidir, cömerttir, paylaşımcıdır, vicdanlıdır. O yüzden senin ilk evvela sevgi ile tanışmanı istedik ve yüreğine kazınan sevgi zerreciklerinin orada yeşerdiğini görünce umutlarımızı yeniden tazeledik. Ve seni bize lütfeden Allah’a şükrettik…

- Milli Gazete, Fatma Tuncer tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/5503106/fatma-tuncer/anneannenin-guncesi