Manukyandaşı niye hatırlattı

Necati   Tuncer
Necati Tuncer

Sıfatlarına meclisteki AKP ve ittifakçısı MHP’nin milletvekillerini “tebrik eden yazar”ı da ilave eden, ki onları “değerli” oldukları vurgusuyla muhaliflerinden ayırmayı da ihmal etmeyen yandaş bir gazete köşecisi, iktidarın “ sosyal medya düzenlemesi” ni övmeye durmuş. AKP tarihini yazar gibi.

Yalan dolanla algı operasyonu çekilmeyecek, diyor. Ne zaman çekilmeyecekmiş? Bundan sonra...

İftira, haysiyet cellatlığı da yapılamayacak diyor. Yine bundan sonra...

İtiraf ediyorlar!

Yalan dolan, algı operasyonu, iftira, haysiyet cellatlığı vesaire demekki bugüne kadar yapılıyormuş.

AKP 18 yıldır iktidarda.

Yönettiklerine kazandırdıkları bunlar ise, neden şimdi çare arıyor?

Hem de caydırıcı olacağı sanılan cezalarla. Yanlarına kâr kalmasın savunmasını yaparlarken, kârlı işlerin başka işler olduğunu kayda aldırmaktan da geri durmuyorlar.

10 binden 100 bine kadar çıkacak, 1 milyona kadar artırılacak..

Asgari ücret kaç liraydı, sorusunun yeri değil şimdi. Rakamlar, susmamayı tercih edenlere Ku Klux Klan’lı Amerikan filmlerini çağrıştırırken, isteyene de T.Özal’ın hafızaları yok eden 1 milyona 1 ekmek enflasyonlarını hatırlatsın.

Fakat diyor varlığından sizleri haberdar ettiğimiz yandaş gazete köşe yazıcısı, bu cezaların caydırıcı olmayacağını da biliyorum da diyor.

Kim için caydırıcı olmazmış bu cezalar? Cevap tek: Ekrem İmamoğlu için...

Sebebi de tırnak içinde ve adından önce: “Manukyan kadar zengin.”

Kendisini savunacak gücü ve partisi olan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu yorumlarımızın haricinde tutarak dikkatleri, üzüldüğümüz bir noktaya çekmek istiyoruz.

Zenginliği kıyas yapılan Manukyan misalini, okuyucusuna “Ne çok şey biliyormuş” aşkıyla vermediğine inanmak istediğimiz bir yazar, uyandırdığı merakın ceremesinden haberli midir acaba?

Biz dahi onu anlaşılır kılmanın peşine düştük. Zira onları iyi tanıyoruz.

İhtilalci K.Evren’in vergi rekortmeni madalyası taktığı Manukyan’ın sermayesine vurgu olsa da halis maksadı bir yazarın, biz, AKP devri zenginlerinden bir müteahhitin seçilmemesini elbette sorgularız. Kar benzerlikleri olanlar arasından yani.

İsmet Paşa’nın Missouri Zırhlısı askerlerine açtığı alanlarda faaliyette bulunan Manukyan’ın emsal yapılan zenginliğine Beyoğlu emlaklarının katkısının bilgilerine ulştığında insanlarımız, yukarıda söylediklerimizi ve misalimizin isabetini anlamakta güçlük çekmezler.

ABD projesi başbakanlardan T.Özal’a 3 proje insan sunmuştu sanayici Kamhi Bey. Onların Vural Arıkan, Mesut Yılmaz ve Bedrettin Dalan olduğunu ve kendisini çok yorduklarını anlatmıştı T.Özal Bir röportajında.

Bu üçlünün Dalan’ı, derler ki, Tarlabaşı yıkımından önce Manukyan’ı haberdar etti ve onun, yıkımdan sonra cadde üzerinde olacak ara sokak emlaklarının tapularını toplamasını sağladı.

T. Özal’ın o Dalan’ı, Demirel’in partisine yamanıp seçime girmek istediğinde bir fırın sahipliğinden fırıncılar krallığına atlamış il başkanının şiddetle karşı çıkmasının altında, “Dalan-DYP elele” sloganının Manukyan’la eleleliği çağrıştırması mı yatıyordu sorusuna bizim cevabımız “Hayır” olur.

Manukyan’ın sermaye ediş şeklinin bir resmi de böyle olduğuna göre, acaba sayın yazar yeni dönemde uygun örnek mi bulamamıştı da sosyal medya gençliğini kırk yıl önceye götürmüştü?

Halbuki muhalefet gazetelerinin yazarları hergün benzer zengin oluşları kayda aldırıyorlar sınırlı alanlarında.

Mesela bunlardan birini, yani Tarlabaşı yıkımına paraleli Sözcü Gazetesinde Necati Doğru 25.07.2020 tarihinde “Namaza Kuvvet” başlığı altında yazmıştı. Okumakta çok fayda var.

“...Ayasofya’nın dibinde eski Osmanlı saray nakkaşhanesinin bulunduğu tarihi mekanın üzerine yapılmış kaçak otel... Bu kaçak oteli Cumhurbaşkanı’nın İmam Hatip’ten okul arkadaşı, -İstanbul siluetini bozan o çirkin kuleleri yaptıran kişi dikmişti. (DYB’nin notu: Sayın Cumhurbaşkanımızın “Yık dedim ama yıkmadı” sitemine muhataptan bahsediliyor.) Yerel mahkeme ve üst mahkeme -kaçak olduğu için yıkılmasına karar vermiş- olmasına rağmen 10 yıldır yıkılmayıp öyle yarım bina leşi olarak bu tarihi mekanda duruyordu.”

DEMİREL'İ ULULARKEN ULUMAK

“Süleyman Demirel’in başbakanlığı sırasında Mecliste bir muhalefet milletvekili vardı ve Demirel’e ağıza alınmayacak kadar çirkin laflar ederdi. Fakat o kişi, bir seçim öncesinde kendi partisinden ayrılıp Demirel’in partisine geçmek istediğinde, parti içinde bir itiraz dalgası oluştu. Demirel’e itiraz ettiler, ‘Efendim, öyle birisini nasıl kabul edebilirsiniz?’ dediler.

Demirel, ‘İyi ya işte. Orada durup bizim tarafa havlayacağına, bizim yanımızda durup o tarafa havlasın.’ dedi.” (Star Gazetesi-Selahattin E. Çakırgil-Putçular da putlarına şirk/ortak koşulmasını kabullenmiyor-03.08.2020)

Demirel’i ululama yazılarından biridir bu!

Ululamacıların vasıflarını anlamayı ve niçin ululadıklarını sorgulamayı sonraya bırakarak, yakın tanık rolü üstlenilerek anlatılan olayı bu ülkenin kültürünü gözden ırak tutmadan analiz edelim.

Demirel’in başbakanlığı sırasında.. Yedi kere gelmiş oturmuş birinin hangi başbakanlığı sırasında.. Sanki başbakanlığı standart ölçülere bağlanmış bir Demirel vardı.

Mecliste bir muhalefet milletvekili ve Demirel’e ettiği çirkin laflar..

Partisi tepki vermiyor mu idi yahut bir ona mı yüklemişlerdi çirkin ifadeleri, bu bir. İkincisi, başbakanı yahut Meclisin diğer insanlarını böyle durumlarda koruyacak kanun, tüzük, yönetmelik gibi hukuk evrakları yok mu idi o günlerde?

O milletvekili Demirel’in partisine transfer olduğunda.. İtirazlara Demirel’in verdiğini iddia ettikleri o cevap, Demirel’i Meclise hakaretten yargı önüne çıkarmaya yetmez miydi?

Artık o tarafa havlasın!

Partisine aldığı bir milletvekilini böyle tanımlıyor Demirel. Başbakan sıfatı o tarafı da kapsamasına rağmen.

Transfer milletvekili ile desteklenmiş havlama işlerini hangi milletvekilleriniz hangi aralıklarla yapıyordu, gibi bir soruya verilecek Demirel cevabını da biliyor olmalı, Demirel’i ulularken böyle örneklerden medet umanlar.

Başbakanlığı sırasında ona ve partisine yakınlaşmak istekleri hep reddedilenler, orada konuşlanmış “masonik liberal” zihniyete aşağıdan bakanlar, bugün Demirel’in gerçek yüzünü yazamazlardı elbette.

Milli Görüş partilerine karşı, Demirel ve partisini “Ehven-i şer” kabulüyle sevenler, Kurtuluş Savaşımızda kaybettiğimiz gençlerimizden çok fazlasını onun, “İnceldiği yerden kopsun”, “Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz”, “Devlet durup dururken cinayet işlemez” gibi kışkırtıcılıklarından sonra anarşiye kurban verdiğimizi de işte böyle saklarlar.

12 Eylül’den sonra, kapatılan partisi AP’nin tekrar faaliyetine müsaade edilmesine rağmen o, arşivine ulaşılmasın, geçmişi kurcalanmasın tedbiri icabı “Demirkırat” amblemli partisini kapattırmış, Milli Görüşçülerden adını aşırdığı “Doğru Yol” adlı bir derleme partiyle yürümeyi tercih etmişti.

Demirel ululamacılarının “muhalefet milletvekili “tanımıyla işaret ettikleri partinin onu Çankaya’ya taşıması ve orda durduğu 7 senede 9 hükümete onay vermesi, belki de bu ülke için istedikleri olduğundandır, mevzubahis ettiğimiz yazılarına sebep.

Bir yakın tanık gibi yukarıya aldığımız Demirel ululamasının yazar kişisi, 2017’nin Şubat sonunda şöyle yazmış o Demirel’i ve olayını.

“Yıllar boyu Demirel’e saldıran birisinin sonra ona yaklaşması üzerine rahatsız olanlara Demirel, ‘Ordan bize havlayacağına, buradan o tarafa havlasın’ dermiş.”

1971 yılında, Demirel daha yolun başında sayılırken, onu milletine anlatarak siyaset ötesine itelemeye çalışan merhum üstad Necip Fazıl’ın,

“Türk’e zıt sermaye merkezlerinden,

Bir zikzaklı yolda hep güdülüsün!

Milli yekparelik gelmez işine;

Bu yüzden parçalı, bölüntülüsün.”

ve benzer mısralarıyla portresini çizdiği Demirel’i, insanların doğru bilmek hakları vardır diyerek yazdık bu itirazımızı.

- Milli Gazete, Necati Tuncer tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/5083750/necati-tuncer/manukyandasi-niye-hatirlatti