Orda bir köy var yakında o köy bizim köyümüz falan değildir!

Hüseyin Akın
Hüseyin Akın

Bir süredir Türkeli Güzelkent köyündeyim. Köy dediğime bakmayın yakın zamana kadar belediye başkanlı bir belde iken nüfus kaybına uğradığı için köye dönüştürülen bir sahil kasabasından bahsediyorum. Bu yerleşim yeri şimdilerde İl Özel İdaresi’ne bağlı, muhtarlıkla yönetiliyor. Türkeli’ne 4, Ayancık’a 23 km uzaklıkta belde görünümlü bu şirin köyün bir tür arada kalmışlık yaşadığını bilmem söylemeye gerek var mı?

Sinop’un en güzel ve en uzun kumsallarından birine sahip olan Güzelkent’te yaz aylarına özgü kalabalık bu sene pek yok. Korona çekince ve önlemleri sebebiyle yurtiçi ve yurtdışından gelen gurbetçi akını da istenilen seviyede değil. Bu yüzden adım başı rastladığımız kahvehaneleri saymazsak Güzelkent’te belirgin bir durgunluk hâkim. Güzelkent nüfusunun kahir ekseriyeti Fransa, Belçika, Avusturya ve Almanya’da çalışan gurbetçilerden oluşuyor. Sahil boyu sıralanan yalılar, hiçbir masraftan kaçınılmamış güzel ve konforlu bahçeli evler gurbetçi nüfusun bu kasabanın siluetini nasıl değiştirdiğini gösteriyor.

Güzelkent’i dolaşırken zaman zaman şaşkınlığımı saklayamadığım anlar oldu. Mesela, sahildeki kirliliğe, çarşı merkezinde devrilip yollara saçılmış çöp bidonlarına bakarak bu kadar güzelliği burada yaşayan insanlar nasıl görmezden gelebiliyorlar? diye sormadan edemedim. Sahile açılan yolda hatta sahil boyu kurbana hazırlanan hayvanların serazat ve sahipsiz dolaşması kimseyi rahatsız etmiyor gibiydi. Memleketin nadide cennet köşelerinden birisi olan bu şirin beldeyi korumak, tanımak ve tanıtmak için pekâlâ bir platform kurulabilir, halk bilinçlendirilebilirdi.

Köyleri ve kasabaları gezerken en çok düşündüğüm şey şu oldu: Az da olsa köylerde ve kasabalarda insanlar yaşıyor. Bu insanların yeme, içme ve barınma ihtiyaçlarının dışında farkında olmasalar bile kültürel ihtiyaçları da vardır elbet. Bu ihtiyaçlarının varlığını onlara hatırlatmak ve fark ettirmek zorundayız. Köylerimizin neredeyse yüzde doksanında okullar kapalı ve öğretmenler merkeze kaydırılmış durumda. Taşımalı eğitimle çocuklar köylerden kasabalara taşınıp hafta sonuna kadar yurtlarda kalmak zorunda bırakılıyor.

Köy imamlarının köylünün eğitilip aydınlatılmasında neredeyse hiçbir gayret ve katkıları yok. Köylünün kalıplaşmış anlayışıyla mücadele edebilmek için özel donanımlı mütehassıs kişilere ihtiyaç var. Köyün bütün büyüleyici güzellik ve içeriğiyle ortadan kalktığı, fakat köylülüğün bütün hızıyla ve ağırlığıyla varlığını devam ettirdiği bir manzara var önümüzde. Yeni bir köy kalkınma modeline ihtiyaç vardır. Köy reformu değil köy Rönesans’ı olmalı, ama maksadımızın Mecidiyeköy ya da Kadıköy gibi bir köy modeli geliştirmek olmadığı da iyi bilinmelidir.

Köy ve kasaba gençliğinin sorunları başlı başına bir konudur. Eğitimde fırsat eşitliği meselesi köy ve kasaba okullarının aleyhine işlemeye devam ediyor. Gezdim gördüm ki köylerin en kalabalık yerleri mezarlıklar. Ekinleri yara yara yürümeyi hayal ediyorsanız artık bunu da kolay kolay gerçekleştirme imkânınız yok. Zira ziraat geleneği bitti bitecek. Belki köyün delisini ya da bilgesini görürüm diye çok dolaştım, ikisine de rastlayamadım.

Evet, köyler nerdeyse 35-40 yıl önce elektriğe kavuştu, lakin köylümüz aydınlatılamadı. Artık en ücra köyde bile arabaların rahat çıkacağı yollar var, fakat yol oğlu, yol ehli kalmamış. Yolunu bekleyen de yolu beklenen de yok. Yokuşlar da inişler de diz boyu yonca, dağ taş mera, ama sürü çoktan dağılmış, otlayan hayvanı ara ki bulasın.

Evet, orada bir köy var yakında, o köy bizim köyümüz falan değildir. Yatıp kalksak, gezip tozsak bile, kim demiş o köy bizim köyümüzdür?

- Milli Gazete, Hüseyin Akın tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/5063305/huseyin-akin/orda-bir-koy-var-yakinda-o-koy-bizim-koyumuz-falan-degildir