Neyse ki!

Mehmet Biten
Mehmet Biten

30-emoji
Bir karikatür ara ara karşıma çıkıyor. Üzerinde, “Neyse ki hiçbir şey yolunda gitmiyor da bir terslik çıkacak mı diye endişe etmiyorum” yazıyor. Her gördüğümde, Stanislaw Lem’in aklıma şu sözü geliyor: “Uzun süren her şey ilgisizlik konusu olur.” Bugün ilgilerini yitirmiş bir toplum içerisinde yaşıyoruz. Herkes her şeyi halletmiş gibi bir halet-i ruhiye içinde ve gerçeklikten, bağlamından kopmuş bir şekilde yaşıyor. Emojilerin her şeyi anlattığı bir zaman diliminde insanların halet-i ruhiyesini bu emojilerin ardında sürmek gerekiyor ancak bir emoji hangi duygunun gerçeğini yansıtabilir ki? Muhatabını ne kadar sarsabilir ki?
Yeryüzünün bütün cömertliğini yüklenmiş insanlar diğer insanları doyurmak için, onları kollayıp, korumak için bir şey yapmaya ihtiyaç duyduklarında onu hiçbir şeye temas etmeden yaparak içlerinde biriken insani kalıntılara bir çeşit cevap bulmak istiyorlar. Bu da halin devamını sağlayacak bir “tutuculuk”la mümkün görünüyor. Onun için bütün ideallerinden, hayallerinden sıyrılan insan için en büyük uğraş onun kazanım olarak gördüğü şeylere dört elle sarılmak oluyor.


Bunu Baudrillard, Neden Her Şey Hâlâ Yok Olup Gitmedi adlı eserinde çok güzel ifade ediyor: ”Modern dünya, zaman içinde abartılı boyutlara ulaşan kusursuzlaştırma çabasıyla şeylerin var olmak için karşıtlarına, ışığın var olmak için gölgeye, iyiliğin kötülüğe, dişinin erile ve dünyanın da artık varlığımıza gerek duymadığı bir yer haline gelmiştir.” Evinin penceresinden telefonunun uygulamaları ile hayata pozitif katkı yaptığını düşünen insan için “dünyanın bir yangın yeri” haline dönmesinin bir anlamı yoktur. Onun için hipermetrop olmuş bir toplumun “ilgisizliği” normaldir. Acıyı, sevgiyi, hüznü ve neşeyi unutmuş ve sadece başkalarının yokluğuna kafayı takmış bir insan için ideal nedir? Cevabı basit aslında daha çok konfor alanı kendine açmaktır. Dolayısı ile ilgilerini kaybetmede, hayallerinden vazgeçmede bir beis görmezler.


Her şey akış halinde olduğu için farklılıkları görmezler, gördükleri sadece kendi evrenlerinde dönüp duran “saplantı”lardır. Saplantıları o kadar kesindir ki başka bir şeyin doğruluğunun imkânı yoktur. Onun içindir ki sadece kendilerini ve saplantılarını doğrulayan her söz, her fiil neredeyse “kutsallık payesi” alır. Aksi her şey ise “öcüleştirilip” yok edilmek istenir. Dolayısı ile “bağnazlık” kaçınılmaz hale gelir. Unutulmamalı ki “her bağnazlığın kaderinde kendi kendine yenilmek” vardır. Ve hiçbir emoji bağnazlığı örtemez.


**

31-efkarı kalmamışsa


Kişilerin bağlayıcı olduğu ve kişiye göre her şeyin şekillendiği bir çağda insanları kişilere göre konumlandıran bir düzen ortaya çıktı. İnsanların daha çok bireyselleştiği söylenirken bunun aksi bir şekilde kişilere bağlı hareket etme, kendini tanımlama ve ifade etme oranının daha çok olması düşündürüyor. Malik B. Nebi toplumları tarif ederken onların “canlı”lığını fikirleri ile ölçüyor. “Canlı toplumlar fikirler etrafında toplanır. Ölü toplumlar ise şahıslar etrafında dolaşır” diyor, Malik B. Nebi. Elbette ki yaşadığımız toplumun dinamiklerini gözden geçirdiğimizde kendimizi hangi kefeye koyacağımız belli olacaktır. Canlı mı yoksa ölü bir toplum olduğumuzu üretkenliğimize, fikirlerimizin canlılığına o fikirlerin hem kişileri beslediği hem de toplumu beslediği bir yerde elbette canlılıktan bahsedebiliriz.
Peki, bugün bu canlılıktan bahsedebiliyoruz mu? Hayır. Varlığımız ancak başkalarının varlıkları ile anlam buluyor. Ona göre tasnife tabi tutuluyoruz. Kişiler kıymete bindikçe, fikirler, değerler hepsi izini kaybettiriyor ve yavaş yavaş toplumdan çekiliyor.

Hayatlarını yüksek idealler, amaçlara vakfetmiş insanların yerini menfaate dayalı ilişkilerle bezeli, “besili” bir toplum alıyor. Haliyle “hormonlu” bu topluluklardan bir canlılık beklemek “iyimserlik” olur. Bu iyimserlik yüzünden bugün bir arpa boyu alamıyoruz. Hazır tüketim dünyası insanın midesinden çok zihinsel dünyasını etkiledi. Bir şekilde zihinsel bir kısırlık yaşıyoruz. İçinde yaşadığı toplumun felahı için bir adım atacak mecali olmayan bir toplumun efkârı ancak tütün ürünlerinden çıkan dumanın renk tonu kadardır. Efkâr-ı umumiye de hoş bir seda bırakmak telaşesi kalmamış olsa da, ufka inatla bakmak zihni ve bedeni “diri” tutuyor. Hoşça bakın zatınıza…

- Milli Gazete, Mehmet Biten tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/4850967/mehmet-biten/neyse-ki