Belalarla imtihan

Mustafa Kasadar
Mustafa Kasadar

“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!” (Bakara, 155)

 Yeryüzünde olan her hadise Yüce Allah’ın izni ve iradesiyle gerçekleşir. Açlık, deprem, sel felaketi, savaşlar ve daha başka musibetlerin İlahi iradeden bağımsız olarak kendi başlarına meydana gelen doğa olayları olduğuna inanmak iman ile çelişir. Bazı musibetlerin oluşmasında insanların yapıp ettiklerinin etkisi olsa da neticede bütün işler dönüp Yüce Allah’a, O’nun izni ve iradesine dayanır. O’nun izni ve yaratması olmadan asla hiçbir şey meydana gelmez. Tedbir almak, esbaba tevessül etmek mü’minin şiarıdır. Bununla birlikte tecelli eden bir kader hakkında da teslimiyetten başka bir çıkar yol yoktur.

“Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki O'nu bilmesin. Yerin karanlıklarında da hiçbir tane, hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Allah’ın bilgisi dâhilinde, Levh-i Mahfuz’da) olmasın.” (En’am, 59)

"Mü’mine eziyet verecek her şey, onun için bir musibettir." hadis-i şerifi gereğince Müslümanlar, kendilerine eziyet verecek herhangi bir zarara uğradıkları zaman: "İnnâlillâhi ve innâileyhirâciûn" derler. Yani "Muhakkak ki biz Allah’ınız ve mutlaka O'na dönüp varacağız." diye Allah'a teslim olduklarını arz edip teselli bulmuş olarak sabrederler. Bunu yalnız dil ile değil, yaratma ve yaratılma gayesini düşünerek kalbin derinliklerinden gelen bir ses ile söylerler.

"Biz Allah'ınız" demekte malı, canı, her şeyi Allah'a teslim ve Allah'ın mülkü olan her şeyde, hatta canlarımızda ve bedenlerimizde bile dilediği gibi yönetim hakkı olduğunu ve acı tatlı O'nun hiçbir tasarrufuna itirazın caiz olmayacağını itiraf ile Allah'ın dilediğini yapmasına, kaza ve kadere razı olduğunu açıklama vardır. (Elmalılı Tefsiri)

Vicdanların musibetler yolu ile eğitimleri İlahi iradenin bir tecellisidir. Bunun için zaman zaman müminler ağır belâlarla, çeşitli korkularla, açlıkla, mal, can ve ürün kayıplarıyla denenirler, sınavdan geçirilirler. Bu sınavda sabredenler, İlahi iradeye boyun eğenler imtihanı kazananlardır. Aksi davrananlar ise dünyada da, ahirette de kaybedenlerden olurlar.

Mü’minin başına gelen musibet, bütün dayanakların sarsıldığı, türlü türlü saplantıların kayboluverdiği ve diğer bütün dayanaklarını yitirmiş olan kalbin sırf Allah ile baş başa kaldığı kritik anda sırf O’na sığınmasını sağlar. Sadece o anda gözlerdeki perdeler düşerek basiret açılabilir ve bakışların önündeki ufuk açık-seçik hale gelebilir. O anda mümin için yüce Allah’tan başka hiçbir şey, O’ndan başka hiçbir güç, O’nun iradesi dışında hiçbir irade ve O’ndan başka sığınılacak hiçbir merci yoktur. İşte o zaman müminin ruhu, doğru düşüncenin dayanağı olan tek gerçekle, biricik realite ile bütünleşmiş olur.

Nitekim yukardaki ayetlerin şu cümleleri, müminin vicdanı ufuktaki bu doruk noktasına yükseltiyor: “Sabredenleri müjdele. Ki, onların başlarına bir musibet geldiğinde; 'Biz Allah için varız ve sonunda O’na döneceğiz’ derler.”

Diğer yandan dünyevi musibetler her ne kadar canımızı yaksa da neticesi itibariyle bu dünya hayatıyla sınırlıdır. Ölüm dünyalık her çile ve ıstırabın ilacıdır. Ama asıl bize zarar verecek musibet, imanımıza, Müslümanlığımıza, ahlakımıza, cemiyetimize gelen musibettir. Bunun için daima şöyle yalvarmalıyız:

 “Rabbimiz! Musibetimizi dinimizde kılma (dînî musibet verme). Dünyayı, ne asıl gayemiz ne de ilmimizin son hedefi kıl.” (Tirmizî, 3497)

Bu vesile ile Elazığ ve çevresinde meydana gelen depremde hayatlarını kaybeden kardeşlerimize Rabbim’den rahmet, yakınlarına sabırlar ve yaralılara acil şifalar diliyorum.

- Milli Gazete, Mustafa Kasadar tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/3617144/mustafa-kasadar/belalarla-imtihan