Çarpıcı bir deprem öyküsü…

Adnan Öksüz
Adnan Öksüz

Elazığ’da deprem oldu… Başka illerde de etkisini gösterdi.

Hayatını kaybedenlere Allah’tan (cc) rahmet diliyorum. Ölenlerin yakınlarına başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Milletimizin başı sağ olsun.

Yaralılara Rabbim şifalar nasip eylesin. (Amin)

***

Ben de deprem bölgesi insanıyım.

Memleketim Erzincan, bugüne kadar çok sayıda deprem gördü. 1939 Büyük Erzincan Depremi’nde şehir yerle bir oldu. Binlerce kişi öldü.

Bizzat yaşadığım depremler oldu, Erzincan’da…

Ama her zaman söylediğim şeyi yine söylüyorum;  Elazığ’da, Malatya’da ve diğer bazı bölgelerde büyük acılar yaşandı, yaşanmaya devam ediyor. Ama evelallah bunun da üstesinden geliriz… Yeter ki, birlik ve beraberliğimiz, kardeşliğimiz bozulmasın.

Tam da bu noktada bir anekdota yer vermek istiyorum;

Büyük Erzincan Depremi'nin bilinmeyen birçok hikâyesinden sadece birini hatırlatmak isterim;

Tarih; 27 Aralık 1939…

Memleketim Erzincan 7,2 büyüklüğünde bir depremle sarsıldı. Depremde 30 binden fazla insan hayatını kaybetti. 100 binden fazla insan yaralandı. Şehir neredeyse tamamen yıkıldı.

Dünya tarihinin en büyük depremlerinden biri olarak kayıtlara geçti.

Deprem, Elazığ depreminde olduğu gibi yine soğuk bir kış günü (Aralık ayında) meydana geldi. Isınmak için kullanılan sobaların ve mangalların devrilmesi sebebiyle yangınlar çıktı.

100 binden fazla ev yıkıldı.

Dış dünyayla bağlantısı kesilen Erzincan'da adeta can pazarı yaşandı.

O dönem iletişim bugünkü kadar ileri olmadığı için de bölgeye yardımlar gerektiği gibi vaktinde gönderilemedi.

***

Bu arada… Önemli bir fotoğraf daha yansıdı Erzincan’dan tüm dünyaya;

1939 Depremi’nde Erzincan cezaevi binası da ağır hasar gördü.

Sabıkasında adam öldürme, gasp, hırsızlık, kaçakçılık gibi suçlar olan mahkûmlar açıkta kaldı.…

İşte buraya dikkat; dönemin Erzincan Cumhuriyet Savcısı İzzet Akçal, böyle bir ortamda mahkûmları topladı ve onlara şu tarihi cümleleri söyledi:

- “Sizi şimdi kurtarma çalışmalarında görev almak üzere serbest bırakacağım. Aranızda civar köylerden olanlar varsa iki günlüğüne köylerine gidip ailelerini görebilirler. Ancak bir şartım  var; hiçbiriniz kaçmayacaksınız. Canla başla çalışacaksınız. İşiniz bitince cezaevine döneceksiniz.”

Ne oldu, biliyor musunuz; Erzincan Cezaevi’ndeki mahkûmlar, her sabah depremin yaralarını sarmak için dışarı çıktı ve akşam da yeniden cezaevine döndü.

Cumhuriyet Savcısı İzzet Akçal tarafından her akşam cezaevinde sayım yapıldı.

Dördüncü Umumi Müfettişlik çektiği telgrafta, mahkûmların Erzincan Depremi'nde bin kişiyi kurtardığını yazdı.

***

Peki, sonrasında neler yaşandı?

Mahkûmların bu iyi niyeti ve fedakârlığı dolayısıyla TBMM'ye bir kanun teklifi verildi. Bu, özel bir af kanununu içeriyordu.

Görüşmeler sırasında Erzincan Milletvekili Abdülhak Fırat’ın şu cümlelerine dikkatinizi çekmek istiyorum; “Biliyorsunuz ki, bu insanlar hakikaten hayatlarında bazı günahlar işlemiş, hatta can acıtmışlardır, fakat buna mukabil yüzlerce can kurtarmak suretiyle yararlıklar ve fedakârlıklar, ahlâkî birçok vasıflar da göstermişlerdir.”

26 Nisan 1940'ta Özel Af Kanunu Resmî Gazete'de yayımlandı ve yürürlüğe girdi.

Af kanununa göre aralarında adam öldürme, hırsızlık, gasp, kız kaçırmaya teşebbüs, tütün kaçakçılığı gibi suçları bulunan 241 mahkûmun, mahkûmiyet sürelerinin beşte dördü affedildi.

MUSTAFA ŞENTOP NE DÜŞÜNDÜ, ACABA?

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)…

Milli iradenin kalbinin attığı yer.

Geçtiğimiz hafta Meclis’ten son derece çarpıcı bir fotoğraf yansıdı.

Gözlerden ve dikkatlerden kaçan bir fotoğraftı bu.

Fotoğrafın öyküsünü kısaca anlatayım…

TBMM Genel Kurulu, Başkanlık Divanı teşekkül etmediği için toplanamadı.

Peki, ama Meclis'in toplanamadığı bu oturuma kaç milletvekili iştirak etti;

Rakama dikkat; sadece 1 milletvekili…

Evet evet, yanlış okumadınız sadece ve yalnızca 1 (bir) milletvekili…

Peki, kimdi bu milletvekili, hangi partiye mensuptu?

Buraya da dikkat; o oturuma katılan tek milletvekili TBMM’de grubu olan AKP, CHP, MHP, İYİ Parti ya da HDP’ye mensup değildi. Bu milletvekilinin adı, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş idi…

Erkan Baş, bu duruma bakın nasıl tepki gösterdi;

* “Memleketin yüzlerce sorunu Genel Kurul'da bir kez olsun gündeme bile gelmemişken, EYT'lilerin sorunları, açlık ve sefalet içinde yaşamak zorunda kalan emekçilerin sorunları tartışılmıyorken, günde 16 saat çalışmak zorunda kalan işçiler tatil yapamıyorken Meclis’in fiilen tatil edilmesinin akla mantığa uygun hiçbir yanı yoktur.”

***

Benim asıl merak ettiğim husus ise şu; Meclis Genel Kurulu’na tek milletvekilinin katılmasını, TBMM Başkanı Mustafa Şentop nasıl karşıladı, bu tablo karşısında Şentop ne düşündü, acaba?

MİLLİ MÜCADELE’NİN ZAMAN AKIŞI

“Milli Mücadele’nin Zaman Akışı”, D. Mehmet Doğan’ın son kitabı.

Tarihimizin en az ve yanlış bilinen bir dönemini ele alan D. Mehmet Doğan, Cihan Harbi’nden Cumhuriyet'in ilanına kadar geçen süre içinde yaşanan sosyal, siyasi ve askeri gelişmeleri zaman sırasıyla ele alıyor.

1914-1923 yıllarını kapsayan zaman diliminde Türkiye ve dünyada yaşanan siyasi olayları, bu olayların kahramanlarını, verilen kararların doğurduğu neticeleri gün gün ele alarak herkesin okuyup anlayabileceği şekilde bir sıraya koyuyor, Doğan.

Daha önceki eserlerinde olduğu gibi yine “doğru bilinen” birçok tarihi meseleyi vuzuha kavuşturuyor, gerçeğe kapı aralıyor.

‘Millî Mücadele’nin Zaman Akışı’nın daha önce yazılan tarihi kronoloji kitaplardan önemli bir farkı var. Bu farkı kitabı okuduktan sonra net bir biçimde anlıyorsunuz…

(“Milli Mücadele’nin Zaman Akışı.” Yazarı, D. Mehmet Doğan. Yazar Yayınları, 0312- 232 05 71 www.yazaryayinlari.com)

- Milli Gazete, Adnan Öksüz tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/3612601/adnan-oksuz/carpici-bir-deprem-oykusu