Ortadoğu’da kaynayan kazan

Nedim Odabaş
Nedim Odabaş

Bugün bile şaibeli olup olmadığı tartışılan İkiz Kuleler’e ve Pentagon’a yapılan terör saldırısının ardından dönemin ABD Başkanı Bush, “Bundan sonra topyekun bir Haçlı savaşı başlatıyoruz” diyerek özellikle Ortadoğu coğrafyası üzerinde yapacakları ameliyatların sinyalini vermişti. Dünyanın her köşesinde terör üreten ve bu terör üzerinden sattığı silahlarla ceplerini dolduran ağababaları besleyen sistem, bir anda ters yüz olmuştu aslında. Amerika’nın dünyayı yönetmek adına kurduğu terör klanlarından fırlayan bumerang, ulaşılamaz, ilişilemez, bulaşılamaz ve cam fanusun içinde yaşadığı zannedilen ABD’nin nasıl bir kâğıttan kaplan olduğunun da ortaya çıkmasına yol açmıştı bu saldırılarla. Sadece Hollywood filmlerinin senaryolarında üretilen terör argümanlarının tamamen zihinleri dönüştürmeye yönelik olarak kullanıldığı, üçüncü dünya ülkelerinde ABD’nin ne kadar güçlü ve büyük olduğu kuyruklu yalanının insanlara yedirilmek üzere bu senaryolara sokuşturulduğu net şekilde anlaşılmıştı.

Terörü üreten, ne kadar maşa kullanırsa kullansın, bir gün üzerine kendisini yakabilecek bir kıvılcımın sıçraması kesindi… Dünyanın her bölgesinde terör üreten, kaos üreten, sıkıntı üreten ve bunları bastırmak için yine sağ eliyle sol kulağını göstererek, “Biz bu işi çözeriz” algısını oluşturan dünyanın jandarması Amerika, bu saldırılar sonrası yeni bir dünya düzenine geçiş için kolları sıvadı.

Aslında ABD’nin yapmaya çalıştığı şey, Ortadoğu coğrafyasında Büyük Ortadoğu Projesi’ni hayata geçirmek, bunun için kendisine tam manasıyla itaat eden, kafasını kaldırmayan, müttefiklik noktasında ürettikleri politikaları aynen uygulayan hükümetleri işbaşına getirmekti.

Bu bağlamda önce Afganistan’da operasyonlar yapıldı… Daha sonra, “Kimyasal silahlar üretiyor” kuyruklu yalanını üzerine attıkları Saddam, Irak’ın başından tasfiye edildi. Saddam’ı Irak’tan tasfiye eden, “Demokrasi götürüyoruz” yalanının ardına sığınan Amerika, bu topraklarda Müslümanlara akıl almaz şekilde işkenceler ve zulümler yaptı, kadınlara tecavüz edildi… Ebu Gureyb hapishanelerinde sistematik şekilde insanlar katledildi…

Yıllarca Irak topraklarında kalan Amerika, bir yandan da IŞİD terör örgütünün bu topraklarda büyümesinin, palazlanmasının ve beslenmesinin önünü açan bir vurdumduymazlığa imza attı. Kuzey Irak’ta bulunan ve bizim yumuşak karnımız PKK’nın varlığının sonlandırılmasıyla ilgili ise hiçbir adım bile atmadı. Aksine, PKK’nın Suriye uzantıları olan YPG ve PYD’ye binlerce TIR’lık silah vererek, Suriye ve Irak topraklarındaki istikrarsızlığın sürmesi ve silah tüccarlarının kaba iştahlarını doyurmak için çaba gösterdi.

Bugün gerek Irak’ta, gerekse Suriye’de istikrarsızlık ve savaş ortamı devam ediyorsa, bu durumun tek sebebi ABD, onların yandaşı olan Haçlı İttifakı olan ülkeler ve hepsinden önemlisi Arz-ı Mev’ud hesaplarını hayata geçirmek için dört gözle bekleyen terörist Siyonist İsrail’den başkası değildir.

Bu çerçevede Kasım Süleymani’nin ABD tarafından öldürülmesini anlık bir strateji ve durum olarak değerlendirmemek gerekir. Olayın perde arkasında ABD’nin bölgede İran’a karşı güç ve otorite kazanmak için girdiği çok tehlikeli adımlar zinciri vardır. Bu saatten sonra İran’ın nasıl bir tavır izleyeceğini kestirebilmek çok zor… Deniliyor ki: “Diplomasi gerekiyor, savaş en son yöntem olmalı…” İyi de bunu yıllardır bu topraklarda savaştan başka bir şey üretmeyen ABD’ye anlatabilecek bir babayiğit var mı?

Ortadoğu’da altına sürekli odun atılarak kaynayan kazan, inşallah bizim başımızı yakmaz!

- Milli Gazete, Nedim Odabaş tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/3581468/nedim-odabas/ortadoguda-kaynayan-kazan