Sosyal medya üzerine - 7

Fatih Yılmaz
Fatih Yılmaz

Dil, din, ırk ve inanış ayırt etmeksizin toplumların her kesiminden insanın rahatlıkla kabul edeceği, üzerinde uzlaşabileceği ortak kavramlardan biri de özgürlüktür. Genel kabul gören ortak kavramlar aynı zamanda, dünyayı kendilerine bahşedilmiş bir yer görüp diğer insanların da kendilerine hizmet etmek için yaratılmış köleler olduğunu iddia eden zihniyet tarafından birer sömürü ve istismar aracı olarak kullanılmaktadır. Özgürlük kavramının istismarını, fikirsel alanda hümanist bakış açısı ile birleştiğinde ateizmle buluştuğu noktadan anlamak mümkün. Pratik anlamda ise İslam ülkelerine kan ve gözyaşı götüren bir silah olarak kullanılmasından anlıyoruz.

Kalbe ve kulağa hoş gelen söylemler her zaman savunma mekanizmamızın zayıflamasına sebep olmuş ve olayların gelişim ve sonuç süreçlerini sağlıklı değerlendiremez duruma gelmemiz ile neticelenmiştir. Sosyal medyanın özgürlük hikâyesi, 21. yüzyılın başlarında sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçerken başladı. Artık sayısız mecrayı birbirine bağlayan, “biz de varız” diyebildiğimiz modern ağ toplumunun bireyleri haline geldik. İçerik üretip yorum yapabilen, edilgen ve durağan medya süreçlerinden, etken, üretken ve etkileşime açık medya süreçleri dönemine ayak bastık. “Artık ben de varım, ben de söz sahibiyim” düşüncesiyle, kişisel yaşantımıza ve özel hayatımıza dair çok fazla bilgiyi paylaşmaya başladık. Üniversiteye başladık, mezun olduk, işe başladık, nişanlandık, evlendik, çocuğumuz oldu, çocuğumuz okula başladı ve biz hep paylaştık. Sanki paylaştığımız şeyler öylece kalıyor, kimse bu bilgileri kaydetmiyor, değerlendirmiyor gibi. Hatta bazen bu paylaşımlar mahremiyet sınırlarımızı bile hasara uğratır seviyelere ulaştı.

Bizi birileri takip ettikçe, paylaşımlarımızı beğenip paylaştıkça, güzel yorumlar yazdıkça, takipçi sayımız arttıkça heyecanlandık. Bazılarımız fenomen oldu. Artık, “sizi sosyal medyadan takip ediyorum” diyenlerle karşılaşmaya başladılar. Sosyal medyanın adeta insan vücudunun yeni türeyen bir uzvu haline gelmesi, sabah uyanır uyanmaz ilk olarak akıllı telefonumuzu elimize almamız, aklımızın hep bildirimlerde olmasıydı özgürlük dediğimiz şey. Post-modern dünya bize fırsat eşitliği verdi, kendini ifade edebilme, fikrini ortaya koyabilme, düşüncelerini özgürce paylaşabilme hakkı verdi diyebiliriz!

Durum acaba gerçekten böyle mi? Mesela, Facebook gerçekten üniversiteli bir çocuğun fikri olarak mı üretildi? Google bir otomobil garajında mı kuruldu? Instagram ve Twitter gerçekten bilişim tutkunu bir grup genç tarafından mı oluşturuldu?

Sizce bilgi ve teknolojinin akıl almaz boyutlara ulaştığı bir dönemde bütün bu yaşananlar tesadüflerle, birkaç basit hikâye ile izah edilebilir mi? Şimdi bir de meselenin özet olarak tarihsel bağlantı noktasına bakalım; 21. yüzyılın başı itibarıyla başlayan ve İslam dünyasındaki inanılmaz katliamlarla devam eden sürecin, sosyal medya hesaplarının patlaması, dünyanın yarısına yakın insanın sosyal medya hesaplarından en az bir tanesinin kullanıcısı olması, Arap Baharı’nın organizasyon ve duyuru mecrasının bir sosyal medya hesabı olması, şiddet ve cinsellik içeriği dolayısıyla medyada yayınlanamayan haberlerin ya da yalanların sosyal medya üzerinden yayılması sizce tesadüf mü?

Kesinlikle değil. Sosyal medya dünyası insanlık tarihinin gördüğü özgürlük motifleri ile bezenmiş en vahşi esaret alanlarından biridir. Sosyal medya, özgürlük zannedilen esaretin diğer adıdır. Sosyal medya dünyası kişisel bilgilerin tamamen koruma kapsamından çıkarılması demektir. Sosyal medya dünyası insan haklarına yapılan en büyük taarruzlardan biridir. Sosyal medya dünyası aslında akıl almaz bir aldatmacadan başka bir şey değildir. Eğlendiren, sevindiren, mutlu eden, güldüren, faydalı gibi görülen, sizi özgürmüş gibi hissettiren, gerçeklik dışı sanal bir aldatmaca.

- Milli Gazete, Fatih Yılmaz tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/3213955/fatih-yilmaz/sosyal-medya-uzerine-7