Ezanı anlasak, yeter!

Burhan Bozgeyik
Burhan Bozgeyik

Müslümanlar olarak, izzete, refaha, istiklâle, hürriyete, iki cihan saadetine kavuşmak için, “Ezan-ı Muhammedi”yi anlasak yeter. Müezzin, ezanla, biz Müslümanları; Allah’a, Resulullaha ve namaza davet etmektedir. Lütfen müezzinin bu çağrısını “can kulağı” ile dinleyelim.

“Allah-u Ekber!” lafzı ilk başta dört defa tekrarlanmaktadır. Cenab-ı Hakk’ın büyüklüğü, en büyük oluşu, âlemdeki her zerreye nakşedilmektedir. Bu büyüklükte, tarifi beşer takatinin üstünde bir azamet vardır, bir haşmet vardır, bir saltanat vardır.

“Eşhedü en lâ ilâhe illallah!” Mübarek lafzıyla, Allah’tan başka ilah olmadığı, Allah-u Azimüşşân’ın, zatında, esmasında, sıfatlarında ve şûunatında “BİR” olduğu, şeriki olmadığı, âleme ilan edilmektedir. Rabbimiz Kur’an-ı Azimüşşânda mealen şöyle buyurmaktadır: “Eğer semâvat ve arzda Allah’tan gayrı ilâhlar olsaydı sema ve arzın nizamı bozulup felâkete giderdi” (Enbiya Suresi / 22).

“Eşhedü enne Muhammedü’r resûlullah!”: Bütün mevcudat zaten bu hakikati bilmekte. Müezzin bir kere daha “Yaver-i Ekrem”i, beşere reis ve en mükemmel örnek olarak gönderilmiş olanı, Cemalullah ile bu dünyada iken de müşerref olmuş olan en şerefli kulu ilân etmekte.

“Hayye ‘ale’s salâ!”: Buyurun namaza! Bütün mevcudat namaza durdu. Ey insanlar, eşref-i mahlûkat olan sizler de o mevcudat, o mahlûkat namına, onlara imam olarak namaza durun!

“Hayye ‘alel felah!”: Buyurun kurtuluşa. Bu mübarek kelime, Bediüzzaman Hazretlerinin Onbirinci Söz isimli eserine yazılmış olan şerhte şu şekilde izah edilmiş:

“… Evet, müezzin günde beş defa insanları davet ederek diyor ki: ‘Sırr-ı miracın gölgesine girin. Seyir ve temaşaya gelin.’ Müezzin, ‘Hayye ‘ale’l felâh’ diyerek bütün mevcudatı ve insanları bu seyre davet edip, onları işhâd eder (şahit gösterir); müezzinin bu davetine icabet eden mümin ise, Hálık-ı Âlem’in şu dünya meşherinde lâtif ve harika sanat eserlerini teşhir etmesine mukabil, namaz denilen miraç ile ulvî ve küllî bir seyr ve temaşa ile mukabele eder.

… İşte müezzin, ‘Hayye ‘ale’l felâh’ dediğinde her müminin aynı kelimeyi tekrar etmesi veyahut ‘Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh’ demesi sünnettir. Yani ‘Ya Rabbi! Sana itaat etmeye ve günahlardan sakınmaya bizim havl ü kuvvetimiz yoktur. Ancak Sen bizi felâha kavuşturur ve muhafaza edersin’ der.

Burada ‘Hayye ‘ale’l felah’ cümlesi ifade eder ki: İnsanın felah ve kurtuluşu, dünyevî ve uhrevî saadeti, ancak Allah’a iman ve itaat iledir. Eğer insan Allah’a iman ve itaatten yüz çevirirse ve bu ulvî davete ve seyre iştirak etmezse, dünya ve âhirette hüsrana düşüp hadsiz elimler ve azaplar içinde kalır.” (Onbirinci Söz ve Şerhi, s. 120)

Müezzin, “Allahu Ekber” mübarek lafzını iki defa daha tekrarlayarak ve “Lâ ilâhe illallah” diyerek bütün kâinat namına âleme tevhidi ilan eder, cin ve insi iman ve ubudiyete davet eder ve her mümin, müezzinin bu davetine “semi’nâ ve eta’nâ” (İşittik ve itaat ettik!) diyerek icabet eder.

Ezandaki bu ulviyet ve bu sır yüzündendir ki şeâir-i İslamiye’den olmuştur. Yani ezan İslâm sembolüdür. Bu yüzdendir ki, Müslümanlar tarafından fethedilen beldelerde ilk önce Ezan-ı Muhammedî okunur. Bu aslında “malumu i’lam” sayılır. O belde zaten Allah’ın mülkü idi. O beldedeki bütün mahlûkat zaten Allah-u Azimüşşân’ı ta’zim etmekte, takdis etmekte, tahmid etmekte idi. Ancak o beldedeki asi insanlar, mevcudatın bu zikrine kulak tıkamış, Tevhit inancından ayrılmışlardı. İşte şimdi muvahhit bir tâife gelmiş, beldenin hakikî Sahibini o belde insanlarına da ilan etmiş, öğretmişti. Fethin bir manası da buydu.

Ah, Müslümanlar olarak şu Ezan-ı Muhammedî’nin manasını, ehemmiyetini layıkıyla bir anlayabilsek! İşte o vakit yerimizde duramayız. Roma mı olur, Washington mu olur, Moskova mı olur, Pekin mi olur, Londra mı olur, dünyanın dört bir yanında Ezan okumak isteriz. Rabbim o mesut günleri göstersin, inşallah…

- Milli Gazete, Burhan Bozgeyik tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/3189401/burhan-bozgeyik/ezani-anlasak-yeter