Millî Görüş feraseti

Şakir Tarım
Şakir Tarım

Bismillâhirrahmânirrahîm;

MİLLÎ Görüş tarihine bakınız! Eğitimden dış politikaya; ekonomiden sanayi ve teknolojiye kadar her alanda sunduğu çözüm önerilerini gözden geçiriniz. Zaman, o önerilerin ne kadar “isabetli” olduğunu ortaya koydu. İlber Ortaylı’nın deyimiyle, “Erbakan hep haklı çıktı, deyişi adeta atasözü haline geldi.”

Erbakan ve Millî Görüşçüler niçin hep haklı çıkıyor, dersiniz? Çünkü ülkenin şartlarına uygun öneriler ortaya koyuyorlar. Millî ve yerli olandan besleniyorlar. Her zaman ve her dönemde geçerliliğini koruyan kadim değerlerimizi dikkate alıyorlar. Suni ve aldatıcı çözümlere itibar etmiyorlar.

İsterseniz çok uzağa gitmeden örnekleyelim. 16 Nisan 2017’deki “Cumhurbaşkanlığı Sistemi Referandumu” ile ilgili Saadet Partisi’nin önerilerini ele alalım: Bildiğiniz gibi, taslak anayasa metni hazırlanmış, halkın onayına sunulmuştu. Saadet Partisi “Başkanlık Sistemi” yanlısıydı. Fakat sistemin sağlıklı işlemesi için 4 - 5 konunun sağlıklı temeller üzerine oturmasını teklif ediyordu.

Bir de tarihe not düşmek adına Anayasa ve Cumhurbaşkanlığı Sistemi üzerindeki görüşlerini “Âdil Sistem, Âdil Seçim” başlıklı bir kitapçıkla “kalıcı” hale getirdi. Bu kitapçığı siyasi partilere, ilgili kuruluşlara ulaştırdı. Saadet Partisi, Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren referandumu ciddiye aldı. Tamamen içerikle ilgili “teklifler” ortaya koydu.

Fakat anayasa metnini hazırlayanlar yol gösterici tekliflerden rahatsız oldu. Yalan, iftira, hainlik yaftalamaları ile “içerik” dikkatlerden kaçırıldı. 3 sene sonra Saadet Partisi’nin önerilerinin doğruluğu iyice anlaşıldı.

NEYDİ O ÖNERİLER?

Saadet Partisi yeni Anayasa konusunda şunları önermişti:

  1. Cumhurbaşkanı “partili” olmasın. Ülkenin tamamını temsil etsin. Bugün yeni Anayasa’ya “evet” diyen nice kardeşimiz, partili cumhurbaşkanının sakıncalarını anlatmaya başladı.
  2. Milletin temsil yeri TBMM’dir. Meclis güçlendirilsin. Millî irade âdil tecelli etsin. Cumhurbaşkanı Meclis’in üstünde olmasın. Hesap verebilir olsun. Şimdi milletvekilleri “yetkileri”nin olmadığından yakınıyorlar. Meclis ile cumhurbaşkanı arasında “kopukluk” var. Hükümet, milletvekillerinden oluşmadığı için, halkla hükümet arasında da “kopukluk” söz konusu.
  3. Yargı bağımsızlığına müdahale edilmesin. “Adalet mülkün temelidir” esası gereği, en itibarlı noktada olması gereken yargıya güven hızla sarsıldı. Adalete güven kaybolursa toplum kaosa sürüklenir. Bugün halkın büyük çoğunluğu haksızlıklardan şikâyetçi…
  4. Kuvvetler ayrılığı prensibine uyulsun. Yasama, yürütme, yargı erkleri kendi alanlarında güçlendirilsin. Her kurum kendi alanındaki görevlerini iyi yapsın. Bu erkler birbirine müdahale etmeden “koordineli” olarak çalışsın. Bugün bu erklere müdahale edildiği şikâyetleri yaygınlaştı! Bir “kararname” noktasında kalması gereken KHK’ler çok kere bu erklerin önüne geçti.
  5. Devlet, “kurum”larıyla idare edilsin. “Tek adam”lığa fırsat verilmesin. Bu durum Türkiye’yi yıkıma götürür. Cumhurbaşkanı Varlık Fonu Başkanı, damadı Berat Albayrak da yardımcısı olduktan sonra; bazı belediye başkanları kendilerini belediye bünyesindeki şirketlerin başkanlığı veya müdürlüğüne seçtiler. Bir kişinin birden çok “koltuğu” olması garabeti yaşandı. Yanlışlıklar yenilerini tetikliyor.

İÇERİK UNUTULDU

16 Nisan referandumu öncesi yeni Anayasa’nın içeriği unutuldu; başka şeyler konuşuldu. Peşin hükümler, karalamalar, suçlamalar… Meselâ, AKP Genel Başkanı, “Referandumda ‘hayır’ oyu vermek şerre rızadır” diyordu. Dönemin Başbakanı Binali Yıldırım, “Hayır cephesinde teröristler var” sözünü etti. Zamanın Konya Milletvekili Hüsniye Erdoğan’ın sözleri Anayasa Taslağı’nı hazırlayanların bakış açısını özetliyordu: “Hiçbir şey bilmezseniz bile ‘evet’ deyin.” (05.02.2017)

Bazıları, yeni Anayasa’nın enine boyuna müzakere edilmesinden kaçındılar. Toplumun tümünü kuşatması gereken anayasa, algı operasyonlarıyla sonuç almaya çalışanların vesayeti altına giremezdi. Kişisel çıkarlar uğruna kullanılmak istenen anayasa metninin oluşturacağı kaos ve zulümden kim sorumlu olacaktı?

3 sene dolmadan, o anayasayı kabul edenlerin çoğu haksızlıklardan yakınmaya başladı. Hatta, başkanlık sisteminden parlamenter sisteme dönelim, diyenler az değil. Bu iş çocuk oyuncağı mı?

Konu önceden ciddiye alınmalı; anayasa toplumun ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde hazırlanarak uzun ömürlü olması sağlanmalı, değil miydi?

Dikkat ediyor musunuz? Anayasa’nın en şikâyet edilen bölümleri Saadet Partisi’nin bütün gücüyle uyardığı yukarıdaki 5 konuyla ilgili. Saadet Partisi’nin “Adil Sistem, Adil Seçim” kitapçığı bir “belge” olarak elimizde… Saadet Partisi referandum sürecinde ayrıştırmaktan o kadar kaçındı ki!..

“Evet” veya “hayır” denilecek, sözünü bile kullanmadı. İyi niyetle sadece “uyardı.” Zaman Saadet Partisi’ni yine “haklı” çıkardı. Diğer partilerdeki kardeşlerimizin Saadet Partisi’nden öğrenecekleri çok şey var.

- Milli Gazete, Şakir Tarım tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/2997969/sakir-tarim/milli-gorus-feraseti