Kabul edelim: Yaralıyız!

Burhan Bozgeyik
Burhan Bozgeyik

Bu asrın Müslümanları olarak çok çilekeşiz, çok dertliyiz, muzdaripiz. Bir asırda neler gördük, neler… Ne işgaller, ne katliamlar, ne sürgünler… Hepsinden de fenası imanımıza musallat olundu. İmanımız elimizden alınmak istendi. Kur’an’ın hâkimiyeti ortadan kaldırıldı. Kur’an hâkim olmayınca pusulasız gemiye döndük, kayalara çarpa çarpa ilerlemeye çalıştık.

Gelin biz bize hasbıhal edelim. Evvela şöyle bir kendimizi yoklayalım. Kardeşler, bacılar! Kabul edelim ki biz yaralıyız. Evet, düşmanların darbesi ve tahribatı şiddetliydi, ama biz en büyük darbeyi nefsimizden yedik, nefsimize mağlup olduk. 

Hz. Yusuf Aleyhisselam gibi hayâ timsali bir peygamberin nefsinden şikâyetinden ve nefsin tehlikesinden bahsetmesinden de ders ve ibret almadık. Bakınız Hz. Yusuf Aleyhisselam mealen ne diyor: “(Bununla beraber) nefsimi temize çıkaramam. Çünkü Rabbimin acıyıp koruduğu hariç nefis aşırı şekilde kötülüğü emredicidir. Zira Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir” (Yusuf Suresi / 53).

Ayet-i kerimede, “İnne’nnefse leemmâretün bissûi” (Nefis aşırı şekilde kötülüğü emredicidir) buyruluyor. Bütün evliyalar, asfiyalar nefisle mücadele etmişlerken, Peygamber Efendimiz (a.s.m.) nefisle mücadeleyi “en büyük cihat” olarak göstermişken, biz bütün bunları unuttuk. “İçimizdeki düşmanı” serbest bıraktık. Hatta ona rüşvetler verdik. Ne istediyse yapmaya çalıştık. Canının çektiklerini önüne serdik. Hâlbuki o devamlı kötülüğümüzü istemekteydi. Devamlı, bizi cehenneme sevk edecek amelleri arzulamaktaydı. Bunu unuttuk, nefsin tuzağına düştük. Haramı helali ayırt etmez olduk.

Sonunda ne oldu? Göz harama bakmaktan çekinmez oldu. Namahremi gördüğünde yüzünü ve bakışını çevireceğine, bakmaya başladı. (Televizyon ve internet için de hüküm aynı değil mi?) Dil, gıybet etmekten çekinmez oldu. Hâlbuki gıybet, tıpkı cinayet işlemek gibi, zina gibi, ekberü’l kebâir günahlardandı. Allah-u Teâlâ’nın yapanları ve yapanlara ses çıkarmayanları şiddetle cezalandırdığı bütün günahlar alenen işlenir oldu, biz hepsine seyirci kaldık. (Çok affedersiniz, öküzün trene baktığı gibi baktık.) Allah’a harp ilan etmek demek olan faizi bile normal görmeye başladık. Cihat nefsimize ağır gelmeye başladı. Zalim kâfirle mücadele etmek yerine, onu pışpışlamayı tercih ettik. Oysa aç canavara muhabbet göstermek ahmaklıktı. Zira o canavar avını parçaladıktan sonra bir de dişinin, tırnağının kirasını isterdi. Şimdi Irak’ta, Suriye’de, Libya’da yaptığı gibi. Geldiler, vurdular, milyonlarca Müslüman’ı katlettiler. Yetmedi, diş kirası olarak; petrolü, doğalgazı, altınları, paraları istiyor.

Kardeşler! Artık kabul edelim, biz yaralıyız. Kolumuzu, bacağımızı, belimizi kırmışlar. Bu vaziyette rakiplerimizle güreşebilir miyiz, mücadele edebilir miyiz? Hele şöyle durun, önce kendimizi tedavi edelim. Kur’an eczanesinden, sünnet-i seniyye şifahanesinden alacağımız ilaçlarla kendimizi tedavi edelim. Hiç merak etmeyin. Kur’an’da ve hadiste bütün yaralarımızı tedavi edecek merhem var. Yeter ki, o ilaçları alalım ve bize bildirilen dozda kullanalım. İnanın, o ilaçları kullanırsak, tıpkı Hz. Eyyüb Aleyhisselamın dâhilî ve haricî bütün hastalıklarından kurtulması gibi, biz de bütün hastalıklarımızdan, bütün yaralarımızdan kurtulacağız, Allah’ın izniyle sapasağlam bir vaziyette ayağa kalkacağız.

Ancak şu anda ortada çok büyük bir problem var. Ümmetin neredeyse kahir ekseriyeti, yarasının farkında değil. Nasıl yaralandığını bilmiyor. Yaralı olduğunu kabul etmiyor. Batı’nın bize dayattığı sefahet pisliğini misk ü anber diye yüzüne gözüne sürmeye devam ediyor. Düşmanın verdiği zehir dolu hapları avuç avuç yutmaktan geri durmuyor. Hâlbuki o zehirli ilaçları reddetse, o pisliklerden uzak dursa, tedavinin yarısı tamam demektir. Geriye, mevcut yaraları iyileştirmek kalır ki, onun da yolu belli. Tabib-i Hâzık, Peygamber Efendimizin (a.s.m.) sünnet-i seniyyesi gözler önünde. Ona sarılsak, onu kendimize rehber edinsek kâfi.

İsterseniz cihan pehlivanı olun, yaralı ve uzvunuz kırık vaziyette müsabakaya çıkarsanız, mağlup olursunuz. Ey Ümmet-i Muhammed! Gelin ilk önce yaralı olduğumuzu kabullenelim. Biz yaralıyız. Yaramız da derindir. Zira düşman içimize girmiş vaziyette. Nefsimiz bizi mağlup etmiş. Bunu kabullenelim, ondan sonrası Allah kerim!..

Not: Yarın Arefe. Yani Arafat’ta vakfe günü. Ondan sonra bayram. Bu mübarek günleri değerlendirelim. Arefe günü oruçlu olmak, bin ihlâs okumak, dua etmek ne güzel… Bayramınızı tebrik ederim. 

 

- Milli Gazete, Burhan Bozgeyik tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/2989923/burhan-bozgeyik/kabul-edelim-yaraliyiz