İnsan, toprak ve şehir

İsmail Kıllıoğlu
İsmail Kıllıoğlu

Yeryüzü, insana yaşaması için uygun kılındığı gibi aynı zamanda bir emanet olarak da anlaşılmalıdır. Emanet, şartlar gereği belli bir süreliğine kullanımı ve yararlanmayı ifade eder. Şartlara riayet edilmemesi, kullanımın amacı dışına taşması, yararlanmanın adeta hoyrat nitelik alması gibi durumlarda “emanete ihanet” edilmesi söz konusu olur.

Birkaç günlük dinlenme için gittiğim Didim’e; Batı Anadolu’nun güzergâh üzerindeki bazı şehirlerini gözlemleme imkânı buldum. Tekirdağ, Çanakkale, Balıkesir’in Edremit ve Ayvalık, yani kıyı bölgesi, İzmir’in ve Aydın’ın bazı ilçeleri gibi. Ayrıca, “sıla-i rahim” bağlamında İstanbul’dan Ankara’ya, oradan Kırıkkale yönünden Orta Anadolu’dan Kahramanmaraş’a ulaştıran yol güzergâhındaki şehirleri, kuşbakışı misali gözlemledim.

Sıkça tekrarlanan o “bizim memleketimiz eşi benzeri olmayan” nitelemesini, “vatan” duygusunun bir ifadesi olarak değerlendirmekle birlikte, bu duygunun tam olarak tezahür ettirilmesinde pek isabetli davranılmadığı söylenebilir.

Gerçekten, Anadolu, coğrafya ve iklimiyle çeşitlilik gösterir. Bunun anlamı, toprağın, insanın yaşamasına imkân veren beslenme maddelerinin çokluğudur. Tahıl türlerinin başında gelen buğday, nohut, mercimek, arpa, pirinç, fasulye, pamuk vb. yetiştirilmesine elverişli bir toprak ve iklim söz konusudur. Geçtiğim yollarda buğday, aynı zamanda ihtimal arpa hasadı yapıldığı ve birçok yerlerde biçiminin tamamlandığını gördüm. Ege bölgesinde, önceki yıllara nispeten pamuk alanları daralmış, fakat Kahramanmaraş daha önceleri, Türkoğlu ve Pazarcık ilçeleri yönünde yoğun pamuk üretimiyle dikkat çekerken, şimdi nerdeyse pamuk ekili yer yok olmuş. Yine, Kahramanmaraş’ın kuzeyindeki Göksun İlçesinden Kayseri’ye gelirken nohut ve mercimek tarlalarına yol boyunca rastlanırken, hemen hiçbir yerde bunların ekimini göremedim. Hele kırmızıbiber, acaba hâlâ Kahramanmaraş’ta yetiştiriliyor mu? Çünkü hem Gaziantep, hem de Adana yolu boyunca hiç biber ekili bir tarla göremedim. Kayseri bölgesindeki belli ürün yetiştirme çeşitliliği, geçtiğim güzergâhlarda birkaç çeşitle adeta sınırlanmış. Buğday, ayçiçeği, mısır hemen göze çarpıyor. Tabii, bunların, artan nüfusa oranının yetersiz kaldığı, mesela Almanya gibi iklimi pek elverişli olmayan bir ülkeden buğday ithal ettiğimizi dikkate aldığımızda düşündürücü, oldukça düşündürücü!

İnsanımızın ve toplumumuzun ülkemize ve toprağına derinden bağlı olduğu tartışılmaz. En azından böyle bir değerlendirme yapmamıza imkan veren veriler söz konusudur. Ancak, bu bağlılığın ifade edilmesinde görülen titizliğin, toprağın kullanımında, onun korunup gözetilmesinde belli bir duyarlığın yeterince dikkate alınmadığı, özellikle şehirlerin kurulup genişlemesinde ortaya çıkmaktadır. Kuşkusuz, hayata bakışta, hayatı algılayış ve değer verişte ciddi bir farklılaşma, hatta değişim söz konusudur. Bu durum, aynı zamanda geri planda duran ve kaynak olarak başvurulan inanç, kültür alanında da, farkında olunmasa da, köklü bir sorunun bulunduğunu ihtar etmektedir. Sözgelimi, şimdiki kuşakların şehirleriyle, yaşayan hali hazırdaki kuşakların şehirleri arasındaki bağ giderek zayıflamakta, yer yer yok olmaya yüz tutmaktadır. Mesela, yaşadığım ve hatıralarına sahip olduğum Maraş’ın caddelerini, sokaklarını, meydanlarını, mahallelerini; buralardaki eser veya işaretleri, yeni kurulan ve genişleyen Kahramanmaraş’ta, değil görmek, anlatmak bile anlamsız kalabilmektedir. Bunu sadece bir “daüssıla”, yani yeni ifadesiyle salt bir “nostalji” şeklinde değerlendirmek yeterli olmaz. Üstelik şehire bağlılık, salt bir mekan bağlılığı olarak da görülmemelidir. Tarih ve tarih bilincini, kültürel sürekliliği sağlayamayan bir şehir, toplumsal birlikteliğin oluşumunu da tam olarak karşılamada yetersiz kalabilir.

- Milli Gazete, İsmail Kıllıoğlu tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/2985940/ismail-killioglu/insan-toprak-ve-sehir