Gürültünün Kişisel, Sesin Kişiliksiz Ritmi

İshak Koç
İshak Koç

Kendi gürültüsünün cazibesine kapılmak sanat erbabı için ne denli geçerliyse sanatın ve sanatçının muhatap olduğu kitleler için de o kadar geçerlidir. Kimse bir diğerini dinlemek, dinleyip anlamak derdinde olmamıştır. Sorun söz ya da eylem için alıcı bulmaktır ve herkes salt kendi ürününün satışı için çaba harcamaktadır. Söz ya da eylem satışı profesyonellerce yapılabiliyorsa bunun adı reklâm olur. Ve tanıtım adına yapılan her yatırım artık tüm dünyada fena halde meşrudur. Dinlemek ve anlamaktan yoksun insanlar sözlerin, düşüncelerin, eylemlerin ardından gitmek istemezler. Onları zorla o yola sokan ve ardından sürükleyen insafsızca maruz bırakıldıkları reklâmdır. Bir reklâmın ardına düşmek için irade kullanmak gerekmez. Aklını ve iradesini kullanan kişi zaten herhangi bir tanımın ya da tanıtımın ardına düşmez. Bireyin kullanmadığı akıl ve irade daha kolay güdümlü hale gelir, ancak kendi iradesini ve aklını kullanabildiğini zanneden kişi de kendi sesinin cazibesine kapılmaktan kendini alamaz. Kesif bir gürültü ortamında kendisine en yakın gelen sese doğru yönelir. O ses kendi sesidir. Ne de güzeldir!

Kendince çizdiği ve emeklediği, ancak yürüdüğünü zannettiği yolda belirgin bir ahlak anlayışı yoktur. Belli belirsiz bir ahlak anlayışı yoktur. Ahlaksız ama belirli, ahlaki ama belirsiz bir anlayış da yoktur. Anlayış hiç yoktur. Sınırları bilinmeyen, gayesi kestirilemeyen, bir kurala tabi olmayan gayri nizami yaşayış vardır. Öyle ki bunun adı özgürlük değil, özgünlük değil, belki biraz kendi varlığından gayrısını tanımayan bir özgüllük durumudur. Hâlbuki varlık kendiliğinden oluşmamış, kendiliğinden şekillenmemiştir. Varolmak için bile insana/insanlara muhtaç olan birey, düşünecek kemali yakaladığında tüm borçlu olduklarını unutacak kadar nankör davranır. Muhtemelen birey olmak da kendisine böyle bir şey olarak öğretilmiştir. Bir tek şeye kulak kesilebilmek, dinleyebilmek dahi erdemdendir. İsmet Özel’in söylediği gibi “İnsanlar neye kulak kesilmişse öbürüne sağır” olsaydı bu bile bir kazanım olarak nitelenebilirdi. En azından bir şeye kulak kesilebilmeyi becerdikleri, anlamamış olsalar da dinleyebildikleri söylenebilirdi. Şimdiki durumda insan, anlamak bir yana dinlemekten, kulak vermekten dahi acizdir. Dolayısıyla bir diğerini dinleyebilmek erdemi, artık olmayan, tedavülden kalkmış bir erdemdir. İnsan her şeye sağır gibi görünmekte yahut da işine geldiği şekilde çoğu meselede kör taklidi yaptığı gibi sağır taklidi yapmaktadır.

Herhangi bir soru, alınacak, öğrenilecek olan yanıt için sorulmaz. Bir merakı gidermek için sorulmaz. Bilinmeyen bir hususu bilmek için sorulmaz. Bir derde deva olsun için sorulmaz. Sorular çoğunlukla göze çarpmak için; kişinin kendi varlığını, sözünü, düşüncesini, sesini duyurmak için sorulur. Keza sorulan herhangi bir şey için yanıt beklenmez. Gelecek yanıt fena halde önemsizdir. Her şeye rağmen verilen yanıt soruyu soranın içsel ve dışsal gürültüsünde boğulmaya mahkûmdur. Her soru, ardından manipülatif bir itirazı yahut soranın kendi doğrusunu dayatmaya kalkmasını getirir. Elbette soru sormayı marifet addedenler de bulunur. Onlar dahi soru sormayı kişisel reklâm amacına yıkabilmişlerdir. Göze çarpmak bir yana da göze girmek, gözde olmak ne menem bir rahatsızlıktır.

Gürültü gürültü büyüyen bir cehalet vardır. Aceleye getirilip kıvamı tutturulamayan sesler insansal çirkinliğin belirginleşen yüzü olur. Heyhat, kimse kendinden menkul olanı çirkin addetmez. Çirkin olan bir başkasında görülendir. Yahut bu da bir maruz kalmanın neticesi olacağından; dinleyip anlamak, bakıp görmek, durup düşünmek gerekeceğinden böyle bir zahmete de girilmez. Herhangi bir düşünce için bu benim işime yaramaz diye düşünmek gibi değildir bu. Muhatap olmak zorunda kalınan düşünceyi, sözü, eylemi bir şekilde değerlendirmeye tabi tutmadan; okumadan, dinlemeden, anlamadan, anlamak ihtiyacı hissetmeden sürdürülen hastalıklı durumdur. Herkes tıynetine uygun şekilde davranıyordur da içimizdeki insanın özünde ‘iyi’ bir varlık, özünde iyilik barındıran, iyilik isteyen bir varlık olduğuna dair inanç biraz daha sarsılacaktır. Sarsıntı sürerse içine düştüğü, içine doğduğu meşum gürültüye kurban gidecektir.

- Milli Gazete, İshak Koç tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/2851309/ishak-koc/gurultunun-kisisel-sesin-kisiliksiz-ritmi