Su ile kilim dokuyanlar

Mine Alpay Gün
Mine Alpay Gün

Yerde yatanı gösteriyor genç kız;

“Şimdi onun yanında çay içmek ne kadar doğru”.

Hocası, itiraz ediyor,

“Hayır, ama ecdadımız ölümle kanka olmuş, bu yüzden camilerin bahçelerindedir hazireler, ya da Karadeniz’de evinin bağındadır babasının mezarı”.

Hukuk öğrencileri, Nevbahar asistanın sözü ile ikna olup tarihi kabirlerin yanında çaylarını yudumlarken, hocanın bütün maksadı hâsıl olmuştur.

İkindi sonrası herkes evde karnını doyurup yemeğe vakit harcanmadan sıcakların tacizinden korunacakları bir zaman diliminde tarih ve sanat gezisi için buluşmuşlardır.

Hoca onlarla bir AVM ya da moda olan bir yemek şöleninde değil özellikle eski camilerde, halı müzesinde, tarihi bir çeşmenin serin alınlığında buluşmayı seçmişti.

Öğrencilerine hak ve adaleti dikte ettirecek bir ders yapmakta idi aslında geziden çok.

Geçmişin yaşamışları yanı başlarında yatmakta iken dünyanın faniliğini, aslolan çok müreffeh bolluk içinde yaşamak değil, hakça bir düzen için insanların eşit olacağı, tüketim çılgınlığının çoğunluğu incitmeyeceği insanca bir dünya dizayn etmek için gençlere konuşmadan ders vermek istemekte idi.

Halı müzesindeki ipek seccadelerdeki o milyonlarca düğümü atmak için eğilmiş omuzlar, yaralanmış parmaklar, zayıflamış gözler, en güzel deseni ve rengi bulmak için çabalarken murad ettiklerini vurgulamıştı.

Ya da sudan ilmek dokuyan ustaların çeşmelerden göz nurunu akıtırken, mühendislik bilgilerini, teknik zirveyi değil, nakışladıkları sevdayı göstermek istemekteydi.

Taşı taşa, suyu suya ekleyenler.

Su ile kilim dokuyanlar.

Teos da denizin içerisinde kalmış limanın taşları üzerinde içki içen adam, nasıl hayallerini sınırladı ise.

Marifet, caddeleri dolduran o billur damlaların, elmas zerrelerin, minik dalgalarına ayakları dolayarak yürüyenlerin muhayyilelerindeki zenginliğin taşla, mermerle, çinilerle, suyla, yazıyla, lalelerle, çintemani, şakayıklarla ete kemiğe bürünmesiydi.

Sanatçıların, mimarların, taş ustalarının, mermer kesicilerin, dülgerlerin, müzehhiplerin yüreklerinin de fotoğraflarını çekmekteydiler.

Bir medeniyetin ana dinamiği olan dine mensupların gayesi salt ibadet değildir işte. Mutlak Hâkim'e olan kusursuz sevdanın sunumu içindir, taşa yazılan şiir, mukarnasa hak edilen nameler, kurnadan dökülen ezgiler.

Hocalar mutlaka tıp talebelerini, ekonomistleri, gemi kaptanlarını, tayfaları, miçoları da getirin derslere.

Elbet bu derslerden anlamaz krallar, diktatörler, şeyhler, ırkçılar, dinsizler, dinden rant devşirenler, hazcılar, beleşçiler, vurguncular, talancılar, hak yiyiciler.

Kuşluk vakti serçe kuşlar gibi toplayın çocukları, sırsız aynalardan izletin güvercin sundurması altında, karanfil oyalı mor yaşmağı yanında valide camiin insakıflarını, medresenin serin eyvanlarını, imaretin bakır kazanlarını, darüşşifanın derman küpünü, türbenin bahar dallı kalem işlerini.

Şair İlhami Çiçek’in dizelerini mırıldanarak.

“çağı binip

cübbesinden gözü kara süvariler çıkaran

o beyaz taş oyuncusunu nerde bulmalı

tutup üzengisinden öpüp koklamalı”.

- Milli Gazete, Mine Alpay Gün tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/2849455/mine-alpay-gun/su-ile-kilim-dokuyanlar