Yerine bırakılamayan yıllar

Mine Alpay Gün
Mine Alpay Gün

Geçmiş neslin göç hikâyeleri yazılamadan. Yeni kuşakların acılı serüvenleri. “Coğrafya kaderdir” diyen İbn Haldun, ha bir kere de yanıl. Ölümlerden, açlıktan kaçarken, karakteri insanın; kaderidir.

Mültecilere hoş geldin demeyen dünyanın her yanında, köpeğe tekme sallar gibi muâteb, azarlayan bakış.

Hepsinin yola çıkışında umut vardır bolca. Koşulların iyileşmesi, bir dilim ekmeği bombasız, kurşunsuz, kansız yeme niyeti. İnsani yardımların, onca gayretli çalışmaların mimarisinden saptırılıp da hayalet apartman gibi ihtiyaç sahibine değil de daima açıkgöz, gedâçeşm ve vurgunculara yöneldiği açgözlü bir dünyada. Özgürlüğün, bir lokmanın peşinde deryalara atılıp, denizlerde ceset olacak göç yazgılarında.

Kimilerince kıyaslanamayacak hafiflikte bulunsa da.

Yerine bırakılamayan yılları, ömürleri yiyip tüketmiş Anadolu göçleri.

Altmışlı yıllar.

Kûhîstana, vermeyen toprağa, üretilemeyen nebata, kattal koşullara küsüp de ellerin diyarına gitmek. Yaşam savaşının en can yakan sahnesinde, artlarında bıraktıkları elinin kınası solmamış eşler ve küçücük bebelerle ölümden zor gelen bir ayrılığı seçmiş nesil.

Şimdi çoğu öte âleme yerleşmiş, yaşıyorlarsa da çok yaşlanmış o neslin bedeni; denizlerde ceset olmadıysa da lime lime edildi hasretten ve kem düşüncelerden.

Gitmek mi zor kalmak mı, yol ayrımında durup da.

O kuyu başındaki çutrada oturan kadın hiç aklımdan çıkmadı.

Herkes uyur o uyumazdı.

Bir Kızılderili bilgesine benzettiğim koyu esmer yüzünde bazen umut bazen hüzün dolaşır, sadece yol beklerdi.

Istarda yorulmuş eli, kolu, beli tutmaz oluncaya dek beklemişti.

Beklediği senede bir kez gelir, çocukları ile hasret giderir, bazen bu hasret iki senede bir dindirilirdi.

Gözü kör olası para kazanılamamışsa, ya da kadının anavatanda yaptırdığı hayalleri süsleyen eve, eşinin yolladığı para yetişmemişse daha fazla çalışmak için o saatlerin sayıldığı 12 ay 52 hafta bitirilmiş ama kavuşmak gerçekleşmemiştir.

Zira vatanın her tarafından gidenler kadar bahtı açık değildir, kocasının.

Çoğunun şansı yaver gitmiş, sigortalı bir madene, kömüre girmiş lakin kocası orada da derdini anlatamaz, kendi yurttaşlarına bile fazla sokulamaz, kâğıtsız küreksiz, sosyal güvencesiz çalışır.

Kaçak yollarla bulduğu inşaatlarda, günübirlik işlerde yemeden içmeden artırabildiğini göndermektedir evladı ıyaline.

Fakat onca dar rızkına, ağır şartlarına, sağlıksız ortamlarda betonlarda sabahlamalarına karşın umut dağ gibidir.

Bir gün evlerinin yapımı bittiğinde, kendisine yetecek parayı biriktirdiğinde dönecektir bebelerinin ve geceler kadar siyah saçlı kara gözlü yârinin yanına.

Çoğu akranı gibi dönememiştir.

Tutulduğu öksürük, ciğerinde açılan yara, onu uçağın bagaj kısmında tabutla döndürmüştür.

Siyah saçlı kadının saçları bir gecede bembeyaz olmuştu, kuyu başında uzun yıllar daha oturmuştu, ta ki eşiyle ötede buluşma gününe değin. Bugün Anadolu göçü artık durağanlaşmış ya da biraz daha hallice, evlilik yoluyla gurbete gidenler anne baba hasreti çekseler de hiç olmazsa çoluk çocukları yanlarında.

Fakat dede ve ninelerinin kuşağı, onulmaz acılarla boğuşan o kayıp nesil.

Yerine bırakılamamış yılların, yaşanamamış hayatların hesabını kimlerden soracaklar.

- Milli Gazete, Mine Alpay Gün tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/2848854/mine-alpay-gun/yerine-birakilamayan-yillar