Ramazan oyun ve eğlence ayı değildir

Başlangıçta büyük şehirlerde yaşayan ve gerek mesai ve gerekse trafik sorunu yüzünden evlerinde iftara yetişemeyen insanlara iftar ettirmek için çeşitli belediyelerce kurulan iftar çadırları özellikle son yıllarda adı da değişerek “Ramazan eğlencesi”  adını alarak tam bir gaflet ve dalalete dönüştü, çeşitli şarkıcıların şarkı-türkü söylediği mekânlar haline geldi. Bu kıymetli vakitler ibadet yerine müzik ve teganni ile geçiriliyor, maalesef büyük haramlar işleniyor. Artık bu tür kepazeliklere bir son verilmesi ve “Ramazan eğlencesi” diye bir tabiri kullanmaktan dine azıcık saygısı olan insanların utanması gerekir.

Hocam,  rahmet, bereket ve gufran ayı Ramazan ayı içindeyiz. Biz mü’minler olarak bu ayı nasıl idrak edelim? Feyzinden ve bereketinden nasıl istifade edelim?

İnsanlık için hidayet rehberi olan Kur’an-ı Kerim’in indirildiği, ilk iman küfür savaşı olan Bedir Savaşı’nın kazanıldığı, İslam ordularına fetihlerin kapısını sonuna kadar açan Mekke’nin fethedildiği, içinde bin aydan daha faziletli olan Kadir Gecesi’nin bulunduğu ve daha nice hayırların saklı olduğu bu mübarek ay kıymetini bilenler için tükenmez bir hazinedir Tabii bu ayda en önemli görevimiz bu ayı oruçlu geçirmektir. Bu bütün mükelleflere farzdır. Buhari ve Müslim’in rivayetine göre Resûlüllah (s.a.v.) bu ayda tutulan orucun fazileti hakkında şöyle buyurmuştur: “Kim, inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” Selman-ı Farisi’nin (r.a.) anlattığına göre Resûlüllah (s.a.v.)  Efendimiz Şaban ayının son gününde sahabilere hitap ederek şöyle buyurmuştur:

“Ey insanlar! Büyük ve mübarek bir ay yaklaştı, gölgesi başınıza geldi. Bu öyle bir aydır ki, içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi vardır. Yine o öyle mübarek bir aydır ki, Allah o mübarek ayın gündüzlerinde oruç tutmayı farz, gecelerinde teravih namazı kılmayı nafile kıldı. Kim bu ayda hayırlı bir işle Allah’a yaklaşırsa başka aylarda bir farz eda etmiş gibi olur. Kim bu ayda farz olan bir ibadeti yerine getirirse başka zamanlarda yetmiş farz yerine getirmiş gibi sayılır. Bu ay Allah için açlık ve susuzluğun, taat ve ibadetin meşakkatlerine sabır ve tahammül ayıdır. Sabrın karşılığı da cennettir.

RAMAZAN YARDIMLAŞMA AYIDIR

Bu ay yardımlaşma ayıdır, bu ay müminlerin rızkını arttıracak aydır. Bu ayda her kim oruçlu bir mümine iftar edecek bir şey verirse, yaptığı bu iş günahlarının bağışlanmasına ve cehennemden azat olmasına sebep olur. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmeden onun kadar sevaba kavuşur.”Ashâb-ı kiramdan bazıları, “Ya Resûlüllah! Hepimiz oruçluya iftar edecek bir şey bulup verecek durumda değiliz” dediler. Bunun üzerine Resûlüllah (s.a.v.), “Allah bu sevabı bir tek hurma ile bir içim su ile bir yudum süt ile oruçlu mümine iftar ettirene de verir” buyurdu.

 Ramazan ayında oruçlarımızı hangi tevekkülle tutalım.?

Müslüman ümmet için oruç, benzeri olmayan bir eğitim medresesi ve arınma vesilesidir. Ramazan-ı Şerif, insanın nefsani arzulardan temizlenmesi için çok önemli bir devresidir. Çünkü insan açlık ile nefsani arzu ve isteklerin baskısından kurtulur. Müslüman toplumun terbiyesi konusunda orucun çok büyük etkisi olduğu için Resûlüllah (s.a.v.) Ramazan-ı Şerif dışında da bazı günlerde kendisi oruç tutmuş ve ashabını da oruç tutmayı teşvik etmiştir  Böylece de oruç medresesinin kapıları bütün sene açık tutmuştur. Buhari ve Müslim’in müştereken rivayet ettikleri hadis-i şerifte bu mübarek ayın fazileti şöyle açıklanmıştır: ”Ramazan ayı girdiği zaman cennet kapıları açılır; cehennem kapıları kilitlenir; şeytanlar zincire vurulur.”

İslam dünyası çok zor şartlarda

İslam dünyası çok ağır şartlarda Ramazan-ı Şerif’e girmektedir. Dünyanın her tarafında Müslümanın kanı akıtılmakta; ırz ve namusu kirletilmektedir. Ayrıca da nerede ise İslam dünyasının yarısı açlık ve sefalet içerisinde yaşamaktadır. Hayrıyla, şerriyle dünyada olup bitenleri detayları ile birlikte tanımak, helalin sebeplerini keşfetmek, kuvvet ve zaaf bakımından davanın genel durumunu tefekkür etmek, tevbe etmek ve geniş kapsamlı bir değerlendirme için dava şuuruna sahip olanların bu ayda kendilerine özel bir vakit ayırmaları çok önemlidir.Her dakikası çok kıymetli bu ayın mübarek iftar saatlerini oyun ve eğlenceye dönüştürerek bu Rahmet ve mağfiret ayını isyan ve israf ayına çeviren Belediyelerin tuzaklarına düşmeden, sakin, yalnız ve mahcup bir edayla bu mübarek ayı ibadet, taat, dua ve gözyaşı ile ihya edelim. Çeçenya’da süren zulümde, Gazze’de devam eden ablukada, Irak, Afganistan, Filistin, Keşmir, Burma (Myamar) ve daha birçok coğrafyada süren işgal ve katliamlarda, Suriye’de devam eden vahşette, başta Somali olmak üzeri dünyanın birçok bölgesinde açlık ve susuzluktan ölmekte olan insanlarda bir sorumluluğumuz var mı bir düşünelim.“Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise, Cehennemden kurtuluştur.” [İbni Ebi Dünya)

Ramazan ayı aynı zamanda Kur’an ayı. Kur’an-ı Azimuşşan, bu ayda inzal olmuş. Bu ayda Kur’an-ı Kerim’le ilişkimizi nasıl tanzim edelim? Mukabele geleneğini nasıl sürdürelim?

Ramazan ayı Kur’an ayıdır. Kur’an-ı Kerim ilk olarak bu ayda nazil olduğu için her sene Kur’an’ı yeniden getirmiş gibi olur. Bunun için bu ayda daha fazla Kur’an okumak ve hatim yapmak gayretinde olmalıyız. Bu ayda elhamdü lillah hemen hemen bütün camilerimizde sabah öğle ikindi vakitlerinde mukabele okunuyor.  Mukabele başkasının Kur’ân-ı Kerîm’i okuyuşunu takip etmek ve bu suretle hatim indirme demektir. Kur’an-ı Kerim’i okumak sünnet, dinlemek ise farz-ı kifayedir.  Bunun için camide mukabele okunurken bulunanlar kendi başlarına okumak yerine mukabeleyi takip etmeleri gerekir. Zira bu durumda dinlemek okumaktan daha sevaptır.

TERAVİH MÜEKKED SÜNNETTİR

Teravih namazlarımızı nasıl kılalım?

Teravih namazı, Ramazan ayına mahsus yirmi rekâttan ibaret bir müekked sünnettir. Bu namazın cemaatle kılınması da, bir kifaye sünnettir. Bunun için bütün bir mahalle insanları, teravih namazını cemaatle kılmayıp evlerinde yalnız başlarına kılacak olsalar, sünneti terk edip hata etmiş olurlar. Mescitlerde teravih namazı cemaatle kılındığı halde, bir özrü olmaksızın cemaati terk edip bu namazı evinde kılan kimse, günah işlemiş olmazsa da fazileti terk etmiş olur. Teravih namazını, her iki rekâtta bir selam vererek on selam ile bitirmek daha faziletlidir. Dört rekâtta bir selam da verilebilir. Cemaatle kılındığı zaman, cemaat hem teravihe, hem de imama uymaya niyet etmesi gerekir. Teravihin her rekâtında on ayet okunması müntahabadır. Çünkü bu şekilde devam edilirse, bir Ramazanda bir hatim yapılmış olur. Böyle bir defa hatim ile Teravih namazı kılınması sünnettir. Bazı âlimlere göre, bu hatimim yirmi yedinci geceye (Kadir Gecesi’ne) rastlatılması müntahabadır. Teravih namazı kıldıracak kişinin okuyuşunun düzgün olmasına özen gösterilmelidir. Teravih namazını özürsüz olarak otururken kılmak veya uykunun bastırdığı bir halde iken kılmak mekruhtur. Teravih namazının bir kısmı kılındıktan sonra imama uyan kimse, teravih son bulunca noksan kalan rekâtları tamamlar. Sonra da vitir namazını kendi başına kılar, iyi olan budur. Bununla beraber imamla vitri kılıp sonra teravih namazını tamamlaması da caiz görülmüştür. Yatsı namazında cemaatı terk etmiş olan kimse, teravih ve vitir namazlarında imama uyabilir. Bunun için bir kimse, imam yatsı namazını kıldırıp Teravihe başlamış olduğu sırada mescide gelse, önce yatsı namazını kendi başına kılar sonra Teravih için imama uyar. Noksan kalan rekâtları da sonra kendi başına tamamlar. Teravih vaktin sünnetidir; yoksa orucun sünneti değildir. Onun için hasta ve yolcu gibi oruç tutmak zorunda olmayanlar için de Teravih namazını kılmaları sünnettir.

KADİR GECESİ BİN AYDAN DAHA HAYIRLIDIR

Ramazan ayının son on gününde aramamız gereken Kadir Gecesi’ni nasıl idrak edelim? Kadir Gecesini nasıl arayalım?

Kadir Gecesi bizzat Kitab-ı Kerim’inde en fazla mükâfat vaat ettiği en kıymetli zaman dilimidir.  Rivayete göre Resûlullah’a (S.A.V.)’e ümmetinin ömrü gösterilmişti. Resûlullah (S.A.V.) bunu, önceki ümmetlerin ömrüne nisbetle kısa buldu. Ümmetinin, önceki insanların uzun ömürlerinde işledikleri amellere yetişemeyeceğini düşündü. Bunun üzerine Allah Teâlâ, ona ve ümmetine bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’ni lütfetti.  İmam Buhari’nin rivayet ettiğine göre Allah Resulu (s.a.v.) bu şöyle buyurmuştur: “Kim inanarak ve karşılığını sadece Allah’tan umarak Kadir Gecesi’ni ihya edip ibadetle geçirirse, geçmiş günahları bağışlanır. Allah Resulü özellikle bu mübarek ayın son on gününe girdiğindeki halini Hz. Aişe (R.A.) annemiz şöyle anlatmaktadır: “Ramazan ayının son on günü girdiğinde Resûlüllah geceleri ihya eder, ev halkını uyandırır, ibadete soyunur ve eşleriyle ilişkiyi keserdi.” Yine o, insanların en cömerdi olduğu halde bu mübarek ayda daha fazla cömert olurdu. Buhari ve Müslim’in rivayet ettiğine göre Resûlüllah (s.a.v.) “Kadir Gecesi’ni Ramazan’ın son on günü içinde arayınız” buyurmuştur. Ancak Kadir Gecesi’ne erişmek ve onun feyiz ve bereketinden yararlanmak için her geceyi kadir bilmek ve daima salih bir kul olarak yaşamak lazımdır. Ama özellikle de Ramazan ayında ve onun da son on gününde uyanık olmak ve Kadir Gecesi’ni aramak lazımdır. Ergenlik çağından itibaren her yıl Kadir Gecesi’ni ihya edenler en büyük bahtiyarlığa ulaşanlardır. Hz. Aişe (R.A.) annemiz bu geceye kavuşursa nasıl dua etmesi gerektiğini: “Ey Allah’ın Resulü, Kadir Gecesi’ne rastlarsam ne diyeyim?” diye sormuş, O da şöyle buyurmuştur: “Allahümme inneke afuvvun, tuhibbul afvefe’fuanni / Allah’ım! Sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle.”

İTİKÂF MUHASEBEDİR

Ramazan ayının son on günü girilen itikâf ibadeti hakkında neler söyleyeceksiniz?

Peygamberimiz’in (s.a.v.)’in sünnetlerinden birisi de Ramazan ayında itikâfa girmekti. İtikâf; ister âlim, ister komutan, ister tüccar ister memur ve isterse öğrenci olsun her Müslüman için önemlidir. Çünkü itikâf; nefislere ve kalplere yapışan kokuları ve kirleri temizlemektedir. O hâlde itikâfa girerek gerçek durumumuzun bir muhasebesini yapalım ve başkaları tarafından hesaba çekilmeden önce nefsimizi hesaba çekelim. İtikâf yapan bir kimse, bütün vakitlerini ibadete, namaza ayırmış demektir. Çünkü fiilî olarak namaz kılmadığı vakitlerde de mescid içinde namaza hazır bir haldedir. Bu bekleyiş ise, namaz hükmündedir. İtikâfa erkelerin bir mescitte girmesi ve niyet etmesi gerekli görülür. Kadınlar evlerinin bir odasında niyet ederek itikâfa girerler. İtikâfa giren mescitte yer, içer ve yine mescitte istirahat eder. Ancak  Mescidin içinde giderilmesi mümkün olmayan zarurî ve doğal ihtiyaçları karşılamak için dışarı çıkabilir.

Ramazan ayında bazı kurum ve kuruluşlar bu ayı oyun ve eğlence ayı olarak idrak ediyorlar. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Başlangıçta büyük şehirlerde yaşayan ve gerek mesai ve gerekse trafik sorunu yüzünden evlerine iftara yetişemeyen insanlara iftar ettirmek için çeşitli belediyelerce kurulan iftar çadırları özellikle son yıllarda adı da değişerek “Ramazan eğlencesi”  adını alarak tam bir gaflet ve dalalete dönüştü, çeşitli şarkıcıların şarkı-türkü söylediği mekânlar haline geldi. Bu kıymetli vakitler ibadet yerine müzik ve teğanni ile geçiriliyor, maalesef büyük haramlar işleniyor. Artık bu tür kepazeliklere bir son verilmesi ve “Ramazan eğlencesi” diye bir tabiri kullanmaktan dine azıcık saygısı olan insanların utanması gerekir.

Ramazan’ın sosyo ekonomik etkileri ve mü’minleri inşa eden yönü hakkında neler söyleyeceksiniz?

Orucun bu yönüne Ömer Nasuhi Bilmen hazretleri mealem şöyle dile getiriyor: Oruç,  din ve âhiret yararlarından başka, sağlık yönünden, sosyal ahlâk bakımından birçok yararları vardır.  Bir hadîs-i şerîfte buyurulmuştur: “Her şey için bir zekât vardır. Bedenin zekâtı da oruçtur. Oruç sabrın yarısıdır. İnsan oruç sayesinde hayvanî duygularını azaltır, ruhunu artırır ve meleklik sıfatı ile vasıflanmaya başlamış olur. Oruç sayesinde cemiyetin içtimaî ve ahlâkî hayatından başka bir fazilet ve aydınlık doğar. Oruç tutan kimse, nefsini birtakım şiddetli arzuların saldırısına karşı direnmeye alıştırır, nefsin taşkınlıklarına karşı koymayı sağlar. Oruç tutan kimse, bir zaman mahrumiyete katlanır. Bu mahrumiyet, yiyecek ve içecek bulamayan herhangi bir yaratığın içine düştüğü acizliğin benzeri değildir. Bu irade bile benimsenmiş, yüksek bir hedefe yönelik bir mahrumiyettir, bir nefis mücadelesidir. İnsan bu mahrumiyet sayesinde yoksulların ve mahrumların hallerini tecrübe ile anlamış olur. Böylece kendisinde acıma, şefkat ve yardımlaşma duyguları artar, insaniyet için pek faydalı hale gelir. Ayrıca kendisinin duyacağı manevî hazlar ise, her türlü düşüncenin üstündedir. Mabud’unun kutsal emrine bağlanarak, hak sahibi olduğu nimetlerinden bir müddet mahrumiyete katlanan insan, artık başkalarının nimetlerine göz diker mi? Başkalarının zararına çalışır mı?

- Milli Gazete, Ramazan bölümünde yayınlandı
https://www.milligazete.com.tr/haber/2501240/ramazan-oyun-ve-eglence-ayi-degildir