Hak, Hukuk, Adalet’le midir, binası olmamak

Necati   Tuncer
Necati Tuncer

Adını “Bylock” mağdurlarını kurtarmakla duyuran Av. Ali Aktaş, Saadet Partisi Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkan adayı Av. Ali Aktaş, bir cevap vermiş Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, Kızılcahamam’daki konuşması dolayısıyla.

“Vurursunuz, vurursunuz Eyvallah da, ölmezsek sıkıntı büyük”

Ali Aktaş’ın sosyal medya hesabından paylaşırken, “Tam da bu günler için söylenmiş gibi;” dediği bu cümleyi ilk okuduğumda aklıma bu şehrin kayıp kahramanlarından “Kadırgalı imam Kör Emin” geldi.

Geçen asrın başları olmalı. Osmanlı’nın payitahtında da asayişi sağlamakta zorlandığı o yıllarda, Beyoğlu bölgesindeki Rum ve Ermeni çetelerinin müslüman halka zulmü karakol boyutlarını çok aşınca, Kadırga’dan Beyoğlu’na geçer imam Emin efendi.

Şehir eşkiyalarını bilek gücüyle birer birer sindiredursun Kör Emin, hal ve gidişin iyileşmesinden memnun olmayanların arasına karakolcular da katılmıştır.

Bir Beyoğlu çıkmazındaki tuzakta çetecilerle bıcak bıçağa mücadelesinde, arkadan hançerlenir. Kalleşin biri iki küreğinin arasına saplayıp kaçmıştır kamasını.

Dizlerinin üstünde yıkılmadan durma gayretindeki Kör Emin’in yanına, Karakol amiri gelir ve sorar ona: “Emin sana kim vurdu? Söyle de tutalım onu..”

İşte o anda, sondan bir önceki nefesinde Kadırgalı İmam Kör Emin tarafından verilmiş bir cevap vardır ki o karakol amirine, tarihe yazılmıştır bir delikanlılık destanı olarak..

“Ölürsem, ölürüm.. Ölmezsem hesabını ben sorarım!”

Tarihin içindeki kayıp kahramanlarımızdan Nam-ı diğer Kör Emin’i, Ali aktaş’ın “Ölmezsek sıkıntı büyük” vurgusunu okuyunca hatırladım.

Halbuki bilmeleri gerekirdi, sayın Cumhurbaşkanı’na konuşma metni yazanların; Milli Görüş partilerinin binaları da, tabelaları da birkaç kez yok edilmesine rağmen..

12 Eylül ihtilalcileri Milli Selamet Partisi’ni de kapatmışlardı, siyasi faaliyetlerin yasaklandığı o yıllarda diğer partilerle..

Tabelası olmayan, binası olmayan Refah Partisi’nin İstanbul il teşkilatını kuran rahmetli Muammer Dolmacı’nın, yasakların bittiği ilk sabah, vilayet makamına dosyayı teslim ettiğini, bugünün Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı, kapatılan MSP’nin gençlik kolları başkanı olarak hatırlıyordur. Zira Gayrettepe’deki Lalezar apartmanında kuruluş çalışmaları yapılırken, birkaç kez ziyaretine şahitliğimiz vardır. Bu anımız da, Ali AKtaş’ın yine sosyal medyada çok paylaşılan şu cevabı dolayısıyla hatırlanmış sayılsın.

“Saadet Partisi için -Adama sormazlar mı tabelası var, binası yok - diye hakaret eden Erdoğan şunu da bilsinki; RP İstanbul il başkanıyken ona maaş ödeyen bu teşkilat ve bu milletin her fikirden yüzbinlerce evladı, bağışlarıyla yeni genel merkezini alır.”

Not: AKP’yi kuranların, içinde bulundukları Fazilet Partisi’ni kapattırmamak için oylarıyla CHP’liler destek olurlarken, mağdur rolüne soyunarak gittiklerine canlı şahitlerin çok videosunun seyredildiğini bile bile tabelasızlığı, binasızlığı öne çıkarttıran o metin yazarları, ah o metin yazarları..

Övgüde yeni moda böyle

Sol kalemlerin "Kripto FETÖ'cü" dediği gazetecilerden Cem Küçük’ün, TGRT kanalındaki “medya kritik” programında söylediklerini biz de konu edelim.

“Fethullahcılarla Türkiye solu bir arada kalsaydı, Fetullahcılar sizi yamulturdu. Kemalistler hiç alınmasınlar, bunu her zaman söylüyorum; bazıları alınıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri içinde, Fethullahçılar sizden kriminal olarak daha zeki insanlar oldukları için, sizi yamulttular. Yani Fethullahçılarkemalistleri yendi. Yendiğini bırak; ezdi geçti, silindir gibi geçti ve bu kemalistlerin aptallığındandır.”

Solcular, kemalistler cevap versinler de kim oldukları ve anlatacakları kayıtlara geçsin diye mi yapılmıştır bu konuşma, bunu bilmeyiz. Bir taraf tutuluyor ve o tutulan tarafın galibiyet gururu böyle okşanarak, aferincilere bir yem mi atılıyor? Biz bunu da bilmeyiz.

AKP medyasının şansının ve şanının bu “Küçük” gibi, FETÖ’cülerin yamultma, yenme, ezip geçme güçlerini ve zekalarından da karşısındakilerin aptal saydıracak kadar farkında olan yazıcılarla, artış gösterdiğini biliyoruz sadece.

Devlet FETÖ derken, Fethullahçılar deniyorsa ısrarla, ve mağluplar sadece Kemalistler olarak sayılıyorsa, artık senaryoların, aklama/paklama eksenli yazılıyor olduğu merhalesine, Ecevit’in deyimiyle “aşamanın bu safhasına”mı gelmiş olacağız?

Cevabını aradığımız sorulardan biri budur.

28 Şubat olumsuzluklarının sorumluları kemalistler ve solculardır eksik kanaatinin zihinlerdeki izine, Fethullahçılar intikam aldı, ezdi geçtiler denilerek madalya takmaya çalışan bu katip odası elemanlarının cesaretleri nerden geliyor? Sorusu da bir diğer cevap aradığımız sorudur.

Türk silahlı kuvvetlerini, Fethullahçıların ve Kemalistlerin yarış alanı, güç gösteri alanı gibi görenler, TSK’nın üzerinden devletimize bir zafiyet sıfatı yakıştırmaya veya yapıştırmaya mı çalışmış olurlar böyle dediklerinde? Bir soru daha..

Yazar “Küçük”ünfethullahçılar dediğine biz devlet lisanı ile FETÖ diyerek sıralayalım cevap arayacağımız diğer sorularımızı.

FETÖ kimleri nerde yendi, ne zaman yendi, nasıl yendi? Binaenaleyh yendi mi, yedi mi? Milli Eğitim’de, Adalet’de, Sağlık’da, Çalışma’da yaptığı tahribat sabotajlarının zararını, ziyanını varlarsa eğer birkaç Kemalistin sırtına yüklemek, Demirel’ce söylersek ayıptır, günahtır, akla ziyandır..

Solcularımız ve Kemalistlerimiz, Yazar “Küçük”ün, yenilenler, ezilip geçilenler gibi tanımlanmasından “mağduriyet” çıkararak için için sevinirler mi? 28 Şubat üstüne bir şal daha örtülmesini görüp bu işbirliği teklifine evet derler mi?

Bu soru da cevap ister. Zira bir ünlü kişi deyimiyle söylersek, bakın burası çok önemlidir.

28 Şubat, FETÖ + sol + Kemalistler + Cehennemin beş atlısı adı verilen güruhun işbirliği olmasına rağmen. “Fetullahçılar solu ve kemalistleri yendi” demek, onları FETÖ ile yegane mücadeleciler olarak göstermek ve galip sayılır bu yolda mağlup şanındalıklarını ilan etmek değilse, ne olarak adlandırılmalıdır?

Yani yazar “Küçük” AKP’lilikten bıktı da yeni bir transfer teklifi mi bekliyor? Hem de zekaya ihtiyaçları olduğunu ilan ettiği solculardan ve Kemalistlerden..

Kuzuların densizliği

Tv kanallarının gece oturumlarına çağrılması, “O hakim bırakmamış, bu hakim bırakmış” yorumundan sonra kesilen ünlü hukukçu Burhan Kuzu, twitter kanallarında koşuyor, konuşuyor.

Adı arayıcı sitelerine yazıldığında yirmi rakamıyla ifade edilen ne kadar dönem varsa hepsinde de milletvekili olduğu vurgulanan Burhan Kuzu, bakınız en son ne demiş?

Sosyal medyada yıllardır paylaşılan FETÖ elebaşı ve ağır elemanlarıyla, diz dize otururken yüzüne hasret kaldım vezniyle çektirdiği o resim sorulmuş yine sayın Burhan Kuzu’ya... Bir açıklama lütfen demişler...

Yıllardır bu konuda susma hakkını kullanan sayın Kuzu, nihayet aradığı cevabı bulmuş olmalı ki, açmış ağzını... Tıpkı FETÖ masasında otururken açtığı gibi... Önce bir yazar kızcağıza diyor ki:

“FETÖ cemaat görünümündeyken bizimle beraberdi, terör örgütü olarak gerçek yüzü ortaya çıkınca sizinle beraber oldu.”

Sonra yaptığı gafı görmüş olmalı ki, kendince bir düzeltme yapmış: “Ne zaman ki terör örgütü olarak gerçek yüzü ortaya çıktı CHP sarıldı.”

FETÖ ile birliktelikleri binlerce resim karesiyle ve yine binlerce film makaralarıyla arşivlenenler, şimdi diyorlar ki: FETÖ cemaat görünümünde idi.

Varsayalım ki o görünümün arkasını görecek, tahmin edecek, soruşturacak akıl, beyin gücünüz yoktu ve onu siz sadece cemaat olarak bildiniz... Ne istedilerse niye verdiniz, sorusuna da cevabınız, o görüntüden çıkmasınlar diye midir?

Dahası, “Cemaat görünümündeyken” demek, o görüntüden emin olunmadığını itiraf etmek değil midir? Cemaat dediğiniz ve yediğinizin içtiğinizin ayrı gitmediği o yanlış insanların gerçek yüzleri ortaya çıktığında, terör örgütü oldukları tartışılmaz olduğunda, neden, bundan sonra kim kimle olacak bir bakalım, merakınızın tatminine durdunuz? Dediğiniz doğru ve onlara sarılanlar var idiyse... Kendi birlikteliklerinizi dengeleyecek bir beraberlik mi idi beklediğiniz?

Cemaatle birlikteliğindeki iştahını gizlemeyen sayın Burhan Kuzu’nun, başka insanlarla, başka masalarda yiyip içtiği fotoğrafları da varsa, biz bu yeni paylaşılacak resimlerdeki insanları terör örgütlü ama gerçek yüzleri çıkmamışlar olarak mı bileceğiz, tanıyacağız...

Burhan Kuzu, kuzu kuzu anlatmalı cemaat görünümündekilerle neden yediklerinin içtiklerinin ayrı gitmediğini... O hukukçu ise, biz hak sahibi isek...

Ellere bak-ma

“Aile güç kaybediyor.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 7. Aile Şûrası’nda yaptığı konuşmayı orta sayfasında haber olarak verirken Hürriyet gazetesi, bu başlığı kullanmış.

Mahremiyeti ve aile değerlerini hiçe sayan medyayı sayın Cumhurbaşkanı’nın, televizyon dizilerinde çarpık ilişkiler özendiriliyorsa, sosyal medyada özendiriliyorsa, şiddet teşvik ediliyorsa sözleriyle ikaz ettiğini yazan gazete, içinde başlık geçen cümlesini de en başa koymuş.

“Aile kurumu kültürlerden ve toplumlardan bağımsız olarak tüm dünyada güç kaybetmektedir.”

Elle gelen düğün bayramı mı diyeceksiniz, yoksa aile kurumunun güç kaybettiğini bilenler tarafından yönetiliyoruz morali mi istersiniz cabadan...

Halbuki biz, 17 yıllık AKP iktidarının, dünyada olanların aksine, aile kurumunu güçlü kıldığını duyurmasını isterdik.

Hakkımız budur!

Önce can sonra Babacan

Önce can sonra Babacan

31 Mart seçiminden çok önce, 31 Mart seçimi için bir manifesto yayınlamıştı AKP. Seçim propagandası günlerinde hiç bir AKP konuşmacısı da ağzına almamıştı “Manifesto” kelimesini... Sol’a şirin görünmek mi, sağ literatürde kelime kalmadı mı diye sormuştuk biz de hani...

Alternatif diye pazarlanmak istenen ve köprü geçerken magazinsel kullanım alanına giren Davutoğlu nam AKP insanı da yayınlamış bir manifesto...

Ey AKP, dediğime gelmezsen, parti kurarım ha diyormuş, yorumcularına göre...

AKP’yi yeniden parlatma yollarından biri işte böyle deneniyor. Üstelik Bülent Arınç gibi AKP’liler inanmadıklarından bu tezgaha, yeniden birlikte olmak çağrısı yapıp duruyorlar.

Abdullah Gül ve canı ciğeri “Babacan”ı için edilen yeminli iddialara ne diyeceğimiz de sual edilirse bu arada, değişmeyen kanaatimizi bir kere daha yazarız.

Çankaya yolundayken yazmıştık ilk. Abdullah Gül’ün kazanandan yana bir politikacı olduğunu... “Babacan”lar çıksa da, huy çıkmaz demiş atalarımız...

İlla ikilemek

“Bazıları Türkiye ittifakı ifademizi Cumhur ittifakının alternatifi gibi göstererek fitne çıkarma peşine düştü.”

Türkiye ittifakının ne olduğunu böyle anlatmış sayın Cumhurbaşkanı. Cumhur ittifakının mevcudiyetini sürdürdüğünü ve alternatifinin olmadığını belirtirken, konuyu anlamayanları da fitne çıkarma peşindekiler olarak tasnif ediyor.

Türkiye ittifakı ifadesiyle Cumhur ittifakına muhalif yüzde elli miktarlı insanlarımızın da en az AKP insanları kadar “Zeki, çalışkan ve ahlaklı” olduğunun peşin kabulünü görerek sevinsek de...

Cumhurbaşkanı’nın, peşine düşenler ve fitne çıkarma peşine düşenler ikiciliği, o sevincimizi kursağımızda bırakıyor.

- Milli Gazete, Necati Tuncer tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/2489808/necati-tuncer/hak-hukuk-adaletle-midir-binasi-olmamak