İslamcı siyasetin çıkmazı: Öznenin Müslümanlığı

Muhammet Esiroğlu
Muhammet Esiroğlu

Siyasetin temel gayesi toplumsal yaşamı ahenkli kılmaktır. İnsanların bir arada yaşama iradesini bir ritim içerisinde sürdürebilmesi siyasetin imkânıyla mümkündür. Bu yüzden siyaset, her zaman diliminde toplumsal hayat içerisinde önemli bir yer tutar. Siyasetle ilgilenen kişiler de toplumun öncü insanları rolündedir.

Her insan inancı, düşünce anlayışı, ideolojik tercihi gibi ayırt edici kimlikleriyle siyaset yapma biçimini belirler. Bu tercihte olması gereken siyasetin amacına dönük bir farklılık değil, metoduna dönük bir farklılıktır. İdeal anlamda siyaset kavramının karşılığı bu olmalı. Buna karşın siyaset zaman zaman, menfaatin öncelenmesi ya da kimliğin istibdadı gibi siyasetin asıl gayesi dışındaki bazı hedeflere de yönelebilmektedir.

Bu açıdan değerlendirdiğimizde İslamcı diye ifadesini bulan siyasi anlayış, tıpkı liberal ya da sosyalist ideolojiler gibi kendisine bir ideolojik çerçeve çizmiştir. Modern dünyanın siyasi anlayışına karşı kurulan modern bir duruştur. Yaklaşık 100-150 yıllık bir geçmişi olan İslamcı siyaset anlayışındaki temel kırılma eylemin İslamiliğinden öznenin Müslümanlığına geçişle yaşanmıştır. Burada eylemin İslamiliğinden kastımızın dinin özsel içeriği olduğunu hatırlatmakta fayda var.

Müslüman kimliğiyle tarihte önemli bir konuma sahip Abdülhamit’in en büyük muhaliflerinin dönemin İslamcıları olduğunu görüyoruz. Bu durumu Abdülhamit’in siyasi dehasını anlayamamış olmalarıyla açıklamak gerçekçi olmayacaktır. Bunu ancak dönemin İslamcılarının siyasette öznenin değil eylemin önceliğini dikkate almalarıyla açıklayabiliriz. Burada haklı-haksız ayırımını değil, duruşun belirleyici kaynağını ifade etmeye çalışıyoruz.

Cumhuriyetin ilanıyla birlikte tek parti iktidarına ve çok partili dönemde sağ-muhafazakâr partilere olan muhalefetin temel istikameti de eylemin önceliği olmuştur. Bu önceliğin ANAP’lı dönemlerde kısmen AK Partili dönemlerde artarak kaybolduğunu görebiliyoruz. Bu aşamadan sonra öncelikte, eylemin İslamiliğinin yerini öznenin Müslümanlığı almıştır.

İslamcı siyaset için öznenin Müslümanlığı kavramını, kendilerini İslamcı olarak nitelendiren veya söylemleri gereği orada konumlandırılan kişilerin yönetimde söz sahibi siyasilerin eylem ve davranışlarından daha çok bu siyasilerin kimlikleri üzerinden tavır belirlemeleri olarak açıklayabiliriz. Alnı secdeli siyasilerin desteklenmesi inancıyla ortaya çıkan öznenin Müslümanlığı anlayışının, alnını secdeye götüren şuurun kuşanılmasını bir o kadar önemsediğini söyleyemeyiz.

Değerler üzerinden siyaset yapma iradesi her geçen gün etkisini kimliğin tahakküm edici gücüne karşı kaybediyor. Bu sadece İslamcı kimlikte görülen bir arıza değil, etnik kimlik vurgusuyla siyaset yapanlarda da görülen bir arızadır. Önceki senelerde yaşanan “İslamcılık öldü mü” tartışmasının aslında varmak istediği nokta bugün değinmeye çalıştığımız İslamcılığın siyasette yaşadığı çıkmazdır. Bu çıkmazın belki de en büyük sebebi öznenin Müslümanlığı anlayışının siyasetin temel belirleyicisi olmasıdır.

Eğer eylemlerin İslamiliği üzerinden bir siyaset anlayışına sahip olunabilseydi, mevcut sömürü sisteminin yerine adil bir sistemin tesis edilmesi için gerekli zihinsel üretimler yapılabilirdi. Ne yazık ki, İslamcı siyaset son 15 yılda öznenin Müslümanlığını önemseyerek ve muhalif olduğu sistemde kendisine alan açarak iddiasını kaybetmiştir. Bu noktadan sonra İslamcı siyasetin yapması gereken, eylemlere zemin oluşturacak ilkelerden başlayarak yeni bir duruş ortaya koyabilmesidir.

 

- Milli Gazete, Muhammet Esiroğlu tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/2484233/muhammet-esiroglu/islamci-siyasetin-cikmazi-oznenin-muslumanligi