Şehri Aramak

Mehmet Biten
Mehmet Biten

“Nafile ibadetlerin en büyüğü insana hizmettir.” ( Gönenli Mehmed Efendi)

Şehirlerin oluşumunda elbette ekonominin yeri en öndedir. Ekonominin şekillendirdiği şehirler, toplumsal ilişkilerin de belirleyicisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Modern şehir anlayışını, yeni kentleri oluşturan temel unsur ekonomik parametrelerin değişimi ile ivme kazanmıştır. Ve hâkim modelin, yani kapitalizmin ana belirleyici oluşu ile batıdan doğuya doğru hızlı bir şekilde seküler dünya yaşantısına uygun şehirler ve kentler ortaya çıkmaya başlamıştır. Batıda yüklendiği misyon ile hızlı bir şekilde kendini hayatın bütün alanlarında hissettirdiği gibi yaşam biçimini şekillendirmiştir. Bu şekillendirmenin doğuya doğru gelişi daha sancılı olmuştur. Çünkü doğunun kadim kültürleri ile bu yeni anlayış arasında ruhsal bir uyumsuzluk her hali ile göze batmaktadır. Ancak bu süreçte doğuda öyle bir zihinsel boşluk ortaya çıkmıştır ki bu yaşam biçimi adeta her şeyi kendi içerisinde çetrefilli büyük problemler yığınına dönüştürmüştür.

İnsanlar arasındaki ilişkiler, toplum içinde var olan bireylerin kendi yaşam alanlarını ve bu alanların sınırlarını, niteliklerini ve bu alan içindeki davranışlarını belirlemede bu yeni anlayış etkili olurken; ister mimari olarak ister kültürel olarak önemli dönüşümlere neden olmuştur. Bu dönüşümler, toplumların temel yapı taşını yerinden oynatırken insanları nostalji ile taklit ve kötü uyarlama arasında bir yerde bırakmıştır. Zihinsel olarak dönüşen toplumun ekonomik dönüşümü de aynı hızla gerçekleşince ne olup bittiği hususunda büyük bir boşluk oluşmuştur.  Şehirler ve sakinleri daha ne ile muhatap olduğunu fark etmeden büyük bir üretim-tüketim krizinin içerisinde kendilerini bulmuşlardır.

Özellikle çok sert geçişlere maruz kalan Türkiye’nin yaşadığı travmalar şehirlerin siluetlerinden okunurken, kent diye ifade edebileceğimiz nüfusun yoğunlaştığı ve ekonomik belirleyici merkezler, birer ucubeye dönme noktasında birbirleri ile hızlı bir rekabetin içerisindedirler. Bu dönüşümlerde toplumsal ve ekonomik ilişkiler kadar siyasi zihniyetlerin üstlendiği rolü de ifade etmek gerekir. Otoritenin talepleri Tanzimat’tan beri belirleyici bir unsur olarak karşımızda durmaktadır. Sürekli kesintiye uğrayan ve giderek birbirinden keskin bir şekilde ayrışan toplumsal ve kültürel ortam, artık ortak bir duyumsama, ortak bir his ve birlikte yaşamın nasıl daha güzel olacağına dair bir üretimden, tasavvurdan çok uzak görünüyor.

Ya soyut mimari önermelerin yapıldığı ya da nostaljik güzellemeler ile yahut siyasal ihtirasların belirleyici olduğu bir yerde çözüme dair ya da sorunların doğru teşhisine dair bir çaba ortaya çıkmıyor. Günü kurtarma ve güncelin pragmatist ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik çabalar zihni çabaların önüne geçiyor. Bundan dolayı da ne geri dönüp “dünyayı güzelleştirmenin” temel ilkeleri ne imiş, nasıl uygulanmış diye bakılmıyor ne de bugün bu dünyayı nasıl güzelleştirir daha yaşanabilir hale nasıl getirebilir diye bir gayretin içerisine girilmiyor. Oysa her zaman kültürden, şehirden, insandan dem vurabiliyor!

Şayet biz kadim bir kültürün müntesipleri olarak kendimizi ifade ediyorsak o vakit oturup düşünmeliyiz. Yol yakınken nasıl bir yaşantı, nasıl bir şehir tasavvur ediyoruz bunun üzerinde ciddiyetle durmalıyız. Kültürümüzün, toplumsal yapımızın dünden bugüne nasıl geldiği, nelerle karşı karşıya kaldığını araştırmalı ve meselelerin nasıl algılandığını, nasıl çözümlendiğini ve bu çözümlemelerde kullanılan ölçütlerin neler olduğunu tespit etmeliyiz.  Bu tespitler bize yeniden “özgün” bir anlayış, duruş ve uygulama tarzı geliştireceği gibi, bunları gerçekleştirme imkânı da verecektir. Böylelikle hem sosyal ve ekonomik bakımdan hem de bilim, sanat, ahlâk bakımından yeni bir soluk yakalayabilir daha önemli adımlar atılabilir.

Bu soluğu yakalamak için romantik söylemler ve ucuz popülist uygulamalar bir yana, toplumun bütününün dahil olacağı bir arayışa ihtiyaç var. Nasıl bir şehir tasavvuru? Nasıl bir yaşantı ve dünya isteği? Ayakları doğru zemine basan ve bu toprakların ruh kökünden yola çıkarak tarihi, kültürü, yaşam biçimi, mahallesi, sokağı, çarşısı ve de her şeyi ile bir bütün olacak bir şehri ortaya çıkarma iradesi nasıl ortaya çıkar bunlarla yorulmak gerekir. Yoksa bugün geldiğimiz noktaya kâbuslarımız gibi bir gece karanlığında bilinç dışı bir durumda gelmedik. Bilakis aydınlıkta bütün bu olup bitenler gerçekleşti ve her şey gözümüzün önünde biz yaşarken oldu.

Eğer halen çözümü kaybettiğimiz yerde değil de olduğumuz yerde ararsak, bu arayışımız beyhude bir arayış olur. Tıpkı Zamyatin’in ‘Biz’ de ifade ettiği gibi;

“-Neyiniz var?

-Cüzdanımı arıyorum, az önce işte şurada kaybettim.

-Peki, neden onu fenerin altında arıyorsunuz?

-Çünkü fenerin altı aydınlık.

Arıyorlar ama kendi fenerlerinin altında.  Herkesi de fenerlerin altında aramaya davet ediyorlar.”

Onun için belki de ilk önce kimle ne aradığımıza bakmamız gerekiyor. Anadolu irfanı taşa, toprağa hürmet etmeyi salık verir. Börtü böceğin hakkından tutun da kurdun, kuşun hakkını hukukunu gözetme gibi hassas bir bilincin izlerini gösterir. Batı anlayışı gibi tabiata haddini bildirmek yerine tabiatın da insan için var olduğu şuuruna sahip insanlar, bu ince anlayış ile belki bu çözülmeye bir nebze de olsa dur diyebilirler. En azından çareyi kendi fenerlerinin altında değil de nerede kaybedildiyse orada arayarak şehirleri yeniden yaşanabilir hale getirebilirler. Bunun için sadece oy vermek yetmez, yaşadığı şehrin her şeyinde söz sahibi olmak da gerekir.

Nitekim bütün bu adımlar, elbette doğru bir iletişimin kapısını açacaktır. Şehrin sakinlerine rağmen değil, bilakis birlikte yönetilen şehirler kendi yaralarını bir nebze de olsa sarabilir. Bu bakımdan yine tekrarda fayda var, şehir insan gibidir. Canlıdır. Onu düşünmek, anlamak ve anlaşmak gerekir. Ona iyi bakmak, onu görmek ve onun içinde arayış halinde olmak icap eder. Onu yönetmek ise ayrı bir şuur düzeyidir. Ve bakış açısı önemlidir. Şehre hizmet, insana hizmettir. Gönenli Mehmed Efendi’nin işaret ettiği gibi: “Nafile ibadetlerin en büyüğü insana hizmettir.” Hoşça bakın zatınıza…

- Milli Gazete, Mehmet Biten tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/1920775/mehmet-biten/sehri-aramak