Başörtülü takıntısı

Hüseyin Akın
Hüseyin Akın

Değerler aşınması kadınların ve genç kızların başındaki başörtüsü ile mi başlıyor?

Yapılan tartışmalara bakılırsa böyle gözüküyor.

Sorunu ilk görünen şeyde arama alışkanlığı toplum olarak hiçbirimize uzak değil.

Dindarlık oranı da dinden uzaklaşma seviyesi de görsel algılarımızın hükmünden bir türlü kurtulamıyor.

Cami sayısı hangi mahallede daha fazla ise o mahalle ya da muhit dindar ya da muhafazakâr kabul ediliyor.

Gözle görünmeyen, gizli kapaklı yapılan bir sürü nahoş şey olmasına rağmen nedense bu durumlar kayıt dışı kabul ediliyor.

Haksızlık, duyarsızlık, bananecilik, çok yönlü kirlilik ve ahlaki düşüklük muhafazakârlık için tehdit edici unsurlar olarak görülmüyor.

Varsa yoksa kadınların başındaki başörtüsü.

O biraz başlardan kaydığında toplumun değerleri zedelenmeye başlamıştır.

Baştan kayıp düşen başörtüsü ise toplumun manevi kriz ve ahlaki düşüş içerisinde olmasının en kuvvetli delilidir artık.

Günah ve sevap noktasında cinsiyetçi bir bakış açısı hâkim.

Emir ve yasaklarda sanki erkekler için pozitif ayrımcılık varmış gibi sorumluluğu kadınların üzerine yıkmakta bir beis görmüyoruz.

Başını açan bir kadın kendi şahsi serüveni içerisinde bir tercihte bulunmuştur.

Yani başını açmazdan evvel inanç ve gelenekler noktasında kendisini ikna etmiş sayılır.

Artık başkalarının tepkisini çekmemek için kerhen başını örtmeye devam etmesinin ilkesel bir karşılığı yoktur.

Kadınların başlarını açması ya da kapamasıyla toplumun ahlaki düzeyi ne artar ne eksilir.

Asıl sıkıntı gözle görünmeyen, fakat toplumda güvensizlik, huzursuzluk ve lakaytlık oluşturan insan ilişkilerindeki yozlaşma ve kokuşmadır.

Piyasa değerlerinin manevi dinamiklerimizi teker teker hükümsüz kıldığı bir ortamda kadınların saç tellerinden şikâyete kalkmak asıl sebebi görmezden gelerek ancak sorumluluktan kaçmaya yarayabilir.

 

GÖREVİMİZ TEHLİKE

Sınıfta kaldığımız konulardan biri “değerbilirlik”. Karnemiz bu anlamda kırıklarla dolu. Ölüp giden şair ve yazarlarımızın arkasından bu kadirbilmezliği sıklıkla dillendiririz. Yaşayanlara saygı ölmüşlerimizin kabrine basmamak kadar önemli. Atlas yayınları çeşitli alanlarda yaptığı yayıncılıkla göz doldurduğu gibi bahsettiğimiz noktada da güzel işler başarıyor. Yaşayan yakın kuşak şair ve yazarlarla yapılan söyleşileri bir araya getirmek bunlardan biri. Bu söyleşi kitaplarından ilki yakın zamanda çıktı. 2018 Kasım ayında ilk söyleşi kitabı çıkan şairimiz Osman Özbahçe. Atilla Mülayim tarafından yayına hazırlanan söyleşi kitabının adı da şairi gibi özgün: “Görevimiz Tehlike”. 49 söyleşiden oluşan kitapta şairi konuşturan isimlerden bazıları şunlar: Turan Karataş, Selçuk Küpçük, Hayriye Ünal, Yunus Emre Altuntaş, Bülent Keçeli, Fikri Özçelikçi, Talip Işık, Cenk Gündoğdu, Nurettin Durman, Murat Üstübal, Ayşe Düzkan, Yavuz Altınışık, Yakup Öztürk, Hatice Saka, Duran Boz, Abdullah Harmancı, Ali Görkem Userin, Murat Güzel, Asım Gültekin, Vural Kaya, Yücel Kayıran vb.

Günümüz şiirinin çeşitli hallerini farklı zamanlar içerisinde şairin ağzından işitmek isteyenler için “Görevimiz Tehlike” çok iyi bir fırsat. Şair ve yazarların iç tutarlılıklarını takip etme imkânını da bu söyleşilerde yakalamak mümkün. Söylenen söz boşluktaki yerini doldurmuştur. Anlam sözün kaybolması önündeki en büyük güvencedir. Zaman anlamı eskitmez.

Sevgili okur, ben okudum bu kitabı ve zihnimden bu cümleler geçti. Sen de okursan göreceksin ki meğerse ne kadar çok cümle ile akrabalığın varmış. Haydi öyleyse.

(Görevimiz Tehlike-Osman Özbahçe-Atlas Yayınları)

 

- Milli Gazete, Hüseyin Akın tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/1784132/huseyin-akin/basortulu-takintisi