Kadın, toplumun aynasıdır

Ebru Hanım, bugün 8 Mart ve dünya genelinde Kadınlar Günü olarak kabul görmüş bir gün. Siz Saadet Partisi Kadın Kolları olarak bu günü nasıl değerlendiriyorsunuz. Sizce kadın konusu bir güne sığdırılabilecek kadar kısa ve senede bir gün konuşulacak kadar basit mi?

Öncelikle teşekkür ediyorum.

Bugün kadına ait sorunların ve çözüm yollarının konuşulduğu gün. Her yıl aynı şekilde, toplumun birçok kesiminde birbirini tekrarlayan çalışmaları görüyoruz. Gün bitince, gündem değişiyor, problemler yarına devrediyor. Biz buradaki çözümsüzlüğü, doğal olarak her yıl birbirinin tekrarı fotoğrafın çekilmesini, tedavi reçetesindeki yanlışta buluyoruz. Kadına ait sorunlar aslında “insana” ait sorunlardır. Doğal olarak kadın erkek, birlikte konunun muhataplığı söz konusudur. Konuyu sadece kadınlara lütfetmek diye anlar, bu şekilde politikalar üretme kolaycılığına düşersek, hem sorunlar çözülmez hem de toplumun huzur ve yapılanmasını bozmuş oluruz…

Tam olarak Saadet Partisi kadınlara nasıl bakıyor ve kadınların sorunlarını tespit ve çözüm önerilerinde nasıl bir yaklaşım izliyor biraz bahseder misiz?

Toplumsal hayat kadın ve erkek ile biçimlenir. Her iki cins yaradılışlarından gelen özelliklere uygun olarak toplumsal hayatta varlık gösteririler ve toplumun huzuruna katkı sağlarlar. Kadın ve erkeğin birbirine göre biyolojik, psikolojik farklılıkları vardır. Bu farklılıklar üstünlük atfetmekten ziyade, birbirini tamamlayıcı özellikleri doğrultusunda sağlam yapıyı oluşturmaktadır.

Aslında günümüz kadınının sorunlarını ele alırken, günümüz insanının da sorununu konuşuyor buluyoruz kendimizi. Çünkü tesirini hayatın her alanında hissettiğimiz kapitalist sistem, eşref- i mahlûkat dediğimiz insanı öğütmek üzere kurulmuştur. Bu düzen güçlünün güçsüzü yok etmesini meşrulaştırdığı için kadın için pek çok zorluğu da beraberinde getirmektedir.

Geçim sıkıntısı

Bu sorunların en başında gelen, kadını da çok boyutlu etkileyen geçim sıkıntısıdır. Doğal olarak çalışmak zorunda kalan kadınımız çalışma hayatında büyük problemlerle karşılaşıyor. Evine ek gelir getirebilmek için ağır şartlarda çalışmak zorunda kalıyor. Fıtratına uygun olmayan zaman ve zeminde, sosyal güvenceden mahrum, düşük statü ve ucuz işgücü altında çalışmak durumunda kalan kadın, mutsuzlaşıyor. Çalışma hayatı ile ailesi arasına sıkışıp kalıyor. Öyle ki, annelik vasıflarını yerine getirmekte zorlanıyor, varsa, evladına hasret kalıyor. Bu konu üzerinde ısrarla durmakta fayda var çünkü aile toplumun temeli, kadın ise ailedeki en önemli unsurdur. Eğer kadın aile içindeki görevini kâmil manasıyla yerine getiremez, çocuklarıyla tam olarak ilgilenemezse aile temellerinde çatırdamalar meydana gelir ve toplum yapısı bozulmaya başlar. Bugün aile mefhumu ciddi anlamda tehlike altındadır. Çalışma hayatını seçmiş bir kadının şartlarını, eşitlik ilkesinden ziyade adalet ilkesi üzerine bina ederek düzenlemek devletin vazifesidir.

Kadının en önemli sorunu bugün şiddet ve istismar olarak karşımıza çıkıyor.

Peki, Ebru Hanım, yıllardır Türkiye kadına şiddet konusu üzerinde duruyor. Bu konuda çok çeşitli çözüm önlemleri alınmaya çalışılsa da tam manasıyla önüne geçilemiyor. Sizce neden bu konu bu kadar çözümsüz kalmıştır?

İnsanlık tarihi incelendiğinde, fiziki güç ve kuvvete sahip olanların, diğer canlıların üzerinde tahakküm uygulamayı, kendilerine hak sebebi saydığını görüyoruz. Bu “kuvveti üstün tutan medeniyetlerin” zihniyetidir. Günümüzde bu zihniyetle yetişen ve topluma katılan bireyler, maalesef “hakkı üstün tutmayı değil, güçlü olmayı” hayatlarının merkezine koymuşlardır. Bu fikir yapısına sahip insanlar, şiddetin uygulayıcısı olarak çıkıyor karşımıza.

Kadına şiddeti hak sayanlar, töre cinayetleri, çocuk yaştaki gelinler, memleketimizin derin yaralarıdır. Kadına uygulanan şiddeti sadece fiziki şiddet ile de sınırlandıramayız. Yanı sıra psikolojik şiddet ve ekonomik şiddet de kadınların büyük mağduriyetidir.

Devlet, uygulanan şiddetin önüne geçebilmek için “panik butonu”, “konuk evleri”, “kadına şiddete son: alo 183 hayat kurtarır” projeleri ile tedbir almaya çalışıyor.

Ancak istatistikler gösteriyor ki alınan tedbirlere, çıkarılan yasalara, uluslararası sözleşmelerle, kadının bilinçlendirilmesine rağmen şiddet her geçen gün artış göstermektedir.

Ülkemizdeki eğitim seviyesi, yükselmesine rağmen kadına uygulanan şiddetin oransal büyümesi de bizi kaygılandırmaktadır. Anlaşılmıştır ki şiddete, sadece diploma ile çözüm bulmak, yeterli değildir.

“Bu alınan tedbirlerin yetersizliği çözüm sağlamıyor” denilebilir. Bir örnek ile açıklamak istiyorum. İsveç AB ülkeleri içinde %74 oranı ile kadının çalışma hayatına katılımın en yüksek olduğu ülke, yani kadın kendi parasını kazanıyor, başkasına ihtiyacı yok. Siyasette temsili %42.7 ile yine Avrupa ülkeleri içinde birinci. Economist dergisi tarafından kadın erkek eşitliğinin en fazla sağlandığı ülke olarak seçilmiş.Ancak resmi açıklamalara göre kadınların yarısının şiddet gördüğü ifade edildi.

Buradan yola çıkarak elbette yapılan iyileştirmeler bizi memnun eder. Ancak çözümün yolu, bunlar değil. Zaten çözemediği anlaşılıyor.

Çözüm; Batı’nın bize taktığı zihniyet prangalarını çözmektir. Kadının, ailedeki ve toplumsal hayattaki yerine ait zihniyetin, kadına yönelik bakış açısının, medeniyetimizin bildirdiği referanslar çerçevesinde değiştirilmesindedir. Hakkı üstün tutmak, hak merkezli bir hayat sürmek, adalet ve sevgi ile şefkat ile meseleye yaklaşmak çok önemlidir. Aileyi oluşturan unsurlar olarak kadın ve erkeğin birbirini tamamlayıcısı olarak görmek, gönüllü fedakârlıkları, karşılıklı yapmak, hem ailenin huzur ve birliğini tesis eder, hem de bireylerin…

Çocuk yaşta gelinler ve istismar bu memleketin en derin yaralarıdır. Bu konuda duyarlı olmak hepimizin insanlık vazifesidir. Bireye ceza en üst seviyeden verilmelidir. Bunları konuşurken, medya ve reklâm sektöründe kadın bedeninin bir “meta” olarak kullanılmasını da “en büyük istismar” olarak görüyoruz. Bunun sistematik olarak yapılması ve müsaade edilmesi de burada konuşulması gereken önemli bir konu.

Bir tarafta tüm dünyada Dünya Kadınlar Günü kutlanırken! Diğer tarafta pek çok ülkede savaş mağduru kadınlarının durumları görmezden geliniyor. Bu konu hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Çok önemli bir husus. Kadına uygulanan şiddet sadece bireye uygulanan fiziksel şiddet değildir. Herkes bilmelidir ki bugün, kadına uygulanan şiddetin en büyüğü “savaş” kadınlarının yaşadıklarıdır. Çünkü erkekler savaşta bir kere ölmektedir. Savaş kadınları ise uğradıkları zulüm ve işkencelerle her gün bin kere ölmektedir. Bosna savaşında erkekleri öldürülen 20 binden fazla kadın tecavüze uğramıştır. Ruanda’da aynı kaderi paylaşan kadın sayısı 15 bindir. Irak savaşında çocuklarından ayrılan, göçe maruz kalan, işkence gören, tecavüze uğrayan kadın sayısı yaklaşık 1 milyondur. Ve çok üzülerek söylemeliyiz ki, bugün Kuzey Afrika’da, Myammar’da, Arakan’da, Doğu Türkistan’da, Ortadoğu da, Filistin’de, sınırımızın hemen yanı başında, savaş içindeki kadınların uğradığı şiddet, işkence, tecavüzler göz ardı edilmektedir. Savaş sonucu ülkemize mülteci olarak gelen 3 milyon Suriyeli kadının yaşadığı mağduriyet bizi derinden yaralamaktadır. Hükümet mülteciler için doğru şekilde sevk ve idare gerçekleştirememiştir. Bir lokma ekmeğe muhtaç kadınlar, çaresizlik girdabına sürüklenmiştir. Ekonomik sıkıntılar, sosyal boyutta problemlerle toplumun her kesimini etkilemiştir.

Peki, Ebru Hanım, yıllardır Türkiye kadına şiddet konusu üzerinde duruyor. Bu konuda çok çeşitli çözüm önlemleri alınmaya çalışılsa da tam manasıyla önüne geçilemiyor. Sizce neden bu konu bu kadar çözümsüz kalmıştır?

Çalışma hayatını tercih, kadın için bir zaruret değil keyfiyet olmalıdır diyoruz. Kadının çalışarak aile bütçesine katkıda bulunmasının bedeli, yalnızlaşan, mutsuzlaşan bireyler ve nesiller olmamalıdır. Yanı sıra çalışma hayatı da kadın için “eşitlik” değil “adalet” ilkesi üzerinden yapılandırılmalıdır.

Son dönemlerde ülkemizde kadın ve çocuk cinayetlerini, çok fazla görmekteyiz. Bunun temelinde hangi sorun yatmaktadır?

Son dönemlerde her gün bizi çok derinden üzen haberlerle uyanıyoruz. Hatta hepimizin içinden bu ülke ne zaman bu hale geldi diye geçiyordur. Öncelikle bir anne olarak çocuklarımızı nasıl bir toplum emanet edeceğimizi sürekli düşünüyorum. Saadet Partisi Kadın Kolları olarak toplumun her kesiminden insanla bir araya geliyor ve istişarelerde bulunuyoruz. Ve emin olun toplumun en önemli sorunu nedir diye sorduğumuzda hepsinden aynı cevabı alıyoruz. Herkes bu sorunun “ahlak sorunu” olduğu üzerinde duruyor. Biz bu soruna sebep olacak ihmalleri çok uzun yıllardır söylüyoruz.”Önce ahlak ve maneviyat” ilkesini ön plana çıkarmamızın sebebi de budur. Ancak ne yazık ki gerek eğitim sisteminin bozulması gerek aile mefhumunun zedelenmesi gerekse kabul edilen uyum yasaları ile toplum temeline ciddi dinamitler atılmış ve gördüğünüz bu tablo ortaya çıkmıştır. Bunun tek bir çözümü vardır. Uygulanılan tüm politikalarda önce ahlak ve maneviyat ilkesinin gözetilmesidir. Bunun içerisine bireysel ahlâk, toplum ahlâkı, iş ahlakı, eğitim ahlakı hatta siyaset ahlâkını bile alabilirsiniz. Eğer devleti yönetenler bu çizgiye riayet edemezlerse toplumdan çok da güzel bir tablo beklememek lazım diye düşünüyorum.

- Milli Gazete, bölümünde yayınlandı
https://www.milligazete.com.tr/roportaj/1513200/kadin-toplumun-aynasidir