Sedye kardeşliği

Mine Alpay Gün
Mine Alpay Gün

Bu ülkede fedakâr insanlar hangi özveride bulunmadılar ki.

Kefen kardeşliği.

Kabir kardeşliği.

Soma’da üstü başı kömür tozu olduğu için sedyeye uzanmamıştı yaralı madenci.

Sedye kirlenir diye.

Yine bir grup madenci, iş dönüşü otobüs koltuklarına oturmadan ayakta seyahat ederek evlerine dönerken fotoğraflanmışlardı.

Yine aynı gerekçe ile otobüs koltukları kirlenmesin diye.

Öyle çok zenginler değil, fedakârlık için koşturanlar.

Bir köylü kardeşimiz, eşinin yardım istiyoruz diyen askerleri rüyasında görmesi ile gidip iki öküzünden birini satıp parasını askerlerimize gönderdi.

Alaplı’da simitçi kardeşimiz bir günlük hâsılatını, Mehmetçiğe bağışladı.

Kahramanmaraşlı belediye işçisi, Afrin’de yapılan Zeytin Dalı Harekâtı’na destek olmak için asgari ücretten aldığı maaşını askerler için bağışladı.

“Elini taşın altına koymak”, diye bir deyim vardır.

En fazla el acır çünkü.

Ortaokulda iken servisin kapısını hızla kapatınca arkadaşım; arada kalan elim günlerce sızlamıştı, parmaklarımın sadece derileri kanamasına karşın, acısı dayanılır gibi değildi.

O iki askerin birleşen ellerinin fotoğrafı bizlere ne çok şeyler anlattı.

Ölüme dalya derken bile hayata meydan okumayı.

Yaralarından kan sızarken kardeşinden kuvvet almayı.

Kolundaki ya da bedenindeki daha büyük yaralara karşın henüz kopmamış elleri ile hayata tutunmayı.

O ellerden biri kıpkızıl kanlar içinde.

Ötekinin eli ise baruttan, dinamitten, şarapnel parçalarından, havan saldırısından kapkara.

İki arkadaşın eli sanki bütün kötülüklerin, kinlerin, nefretlerin, öfkelerin yaralarını saracak gibi dostça buluşmakta.

Afrin’de havan düşmesi sonucu yaralanan iki genç askerin ölümün kıyısında kardeşlikle ayakta kalma çabaları.

Onca derin yaraları ile canları çok yansa da, öteye gidip gidip geri gelmeleri.

Savaşın en dehşetli anlarını sayıklamaları. Sonumuz ölümde olsa, vatanımız için değerdi deyip, birbirlerinin ellerini bırakmayışları.

Yüzlerini fotoğrafta görmedik fakat Ali ile Olcay muhtemelen akranlar.

Havan saldırısında yaralanınca, kollarında serum ve kan şişeleri takılı, sedye üzerinde, gözlerini açtıkları anda birbirlerini sormuşlar. Ali yaşadıklarını şöyle anlattı:

“Roket saldırısından kulağımız duymaz olmuştu. Olcay çok acı çekiyor ve kusuyordu. Seslendim, duymadı. Ardından sağlık görevlilerinden biri elimi gösterdi. O da tuttu, sıktım. Biz ayaktayız, bayrağımız inmesin, sancağımız inmesin. Bizi çektiklerinden haberimiz bile yoktu. Hiç kimse bizi yıldıramaz.”

Ali ve Olcay gibi nice isimsiz kahramanın insanüstü gayretleri ve fedakârlıkları bir yanda.

Öte yanda hepimizi kan kusturan “âlemiyane” duyarsızlıklar.

Elbet cevher tartan terazi, hesabı yapacaktır.

Bir “devrhan” gibi fedakârlığı devredenleri iki cihanda da yıldızların arasına nakşedecektir.

- Milli Gazete, Mine Alpay Gün tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/1500562/mine-alpay-gun/sedye-kardesligi