Manşette kar olsun Allah’ım!

Hüseyin Akın
Hüseyin Akın

Allah’ım manşette kar olsun!

Bunu ne okullar tatil olsun diye ne de elverişsiz hava şartlarından dolayı işe gitmeyelim diye söylüyorum.

Üstelik ben bu cümleyi şiirimin ilk dizesi yapacaktım. Gönlüm el vermedi, dua olsun da yağacak karın yalvarıcısı olsun istedim. İstemek ne güzel şey Allah’ım! Versen de vermesen de istemek isteyeni görünmez hazinelere boğuyor.

Soğuk savaşlar bitti, sıcak savaşlar başladı Allah’ım!

Çünkü soğuk diye bir kelime atmosferi ilgilendirmiyor artık. Yüzleri, sözleri, kentleri ve de sönük gözleri ilgilendiriyor yalnızca soğuk sözcüğü.

Eskiden diye bir şey vardı ve o demlerde kar düşer düşmez toprağa tohum olur da çocukların minicik elleri için kartopu biterdi, kardan adamlar o kar tanelerinin düştüğü o mümbit topraktan doğrulup ayağa kalkardı.

Kardan adamlar da bırakıp gitti bizi Allah’ım! Adamlık sorunu yeni bin yılın başat sorunu haline geleliden beri ne adam gibi binalarımız ne de adam gibi hayat biçimimiz kaldı.

Kent yağmuru zor kaldırıyor, kar nasıl yağsın diyorlar. Bense hiçbir şey anlamış değilim böyle sözlerden. Her melek bir kar tanesini getirirmiş ve hiç yorulmazmış bu yolculuktan, ben sadece bunu bilirim. Coğrafyada, tarihte, biyolojide, matematikte, fizikte görmediklerimizi bilirim. Üçüncü sayfa haberlerinin hiçbirisinin olmasını istemiyorum.

Manşetteki acılardan gözü yaşlı anaları, cefakâr babaları korumak istiyorum.

Sadece, evet sadece kar olsun manşette. Sekiz sütuna manşet kar olsun.

SIRRINI SÖYLEYEN RÜZGÂR

İsmail Bingöl şair. Uzun zamandır Erzurum radyosunda yönetici olarak çalışıyor. Benim gibi kar duasına çıkacağını sanmıyorum. Çünkü Erzurum’da yaşıyor. İnsanı sıcak, çayı sıcak, muhabbeti sıcak bir şehir ne de olsa Erzurum. Sırrını rüzgârla paylaşıyor şair İsmail Bingöl orada. Rüzgârla sırrını paylaşan yağmurla, karla paylaşmaz mı? Bu yüzden sırrını hiç kimseye söylemeyen bir mevsim geçidi var bu kentin. İnsana fenalık yapan bir mevsim döngüsüne rastlanmıyor hiç. Kıştır, Erzurum’dur, kardır, saçaklardaki sarkıttır, havada donan kuştur… O yukarıdaki palandökendir. Şaşılacak bir şey yoktur. Saçlarından süzülen bir su taneciğinin buza dönüştüğünü görürsünüz dadaşın, ama gözündeki yaş hiçbir zaman donmaz. İsmail Bingöl’ün yayınlanmış deneme kitapları da var. Türkü delisidir, memleket sevdalısıdır, Erzurum’da otuzüçlük oltu taşı tespihlerin tanelerinden biridir. Ötüken yayınlarından çıkan “Sırrını Söyleyen Rüzgâr” şiir kitabını okudum ve selamını almış gibi oldum şairin. Neler yoktu ki bizi orayla ve kalbimizle buluşturacak kitapta. ‘Geceyi tersine çevirecek bir düşünce’, ‘kendisi dar, anlamı geniş oda’, ‘Sadece görüldüğünde gülen yüzler’…ve en önemlisi İstanbul’da arayıp da bulamadığımız karı İsmail Bingöl’ün kitabında lapa lapa yağarken buluyoruz. İşte böyle: “ Kar yağıyor/ Ve ben o eski telaşsız yüzünü/Odama dolduruyorum/ Ve sen bilmiyorsun her kar yağışında/ Seni nasıl ama nasıl özlüyorum” Sevgili okur, kitaplara da kar yağar ve bir şairin kaleminde ve dilinde yağan kar Erzurum’da bile olsa katiyen erimez. Ne yolları kapatır ne satırları. (İsmail Bingöl-Sırrını Söyleyen Rüzgâr-Ötüken Yayınları-2016)

- Milli Gazete, Hüseyin Akın tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/1499604/huseyin-akin/mansette-kar-olsun-allahim