Teferruatların Peşinde Eriyenlere...

Abdülaziz Kıranşal
Abdülaziz Kıranşal

Bir İslam davetçisi için, Allah rızasının gaye edilmediği bir hayat, teferruatlardan ibaret bir hayattır. İslam davasını sırtlanmayan ve nefsinin peşinde koşan sıradan insanlar, hayatlarını teferruatlar peşinde tüketir. Teferruatlar peşinde tüketilen hayat, Kur’an’ın tanımıyla geçici bir oyun ve eğlence olur, Allah için olmadığı sürece ve ahirete yatırım mantığıyla değerlendirilmediği sürece dünyada sahip olunan her şey teferruattan ibaret kalır:

“Kadınlar, erkek evlatlar, yığınla biriktirilmiş altınlar, gümüşler, soylu atlar, [koyun, keçi, deve gibi] sağmal hayvanlar, bağlar-bahçeler bütün bunlar fâni hayatın gelip geçici nimetleridir.” (Âl-i İmran:3/14)

Kur’an’da bahsi geçen tüm bu nimetler, zamanı tüketen, insanı hüsrana uğratan şeyler olabileceği gibi, insanın ebedi saadete ulaşacağı yer; yani cennet için yatırım olan ibadete de dönüşebilir. Bu dönüşüm, niyetlerimiz ve gayemizle ilgilidir. Dünya aynı dünya, insan aynı insan, iş aynı iştir. Yola çıkarken planlanan niyet, yapılan işlerin teferruat mı? İbadet mi? olduğunun temel ölçüsüdür.

Her şart ve zamanda, Allah ve Rasûlü’nün direktifleri davetçi için öncelikli ve ertelenmesi mümkün olmayan emirlerdir. Örneğin davetçi, günlük ibadetleri hususunda oldukça hassas ve titizdir. “Şu namazı kılalım aradan çıksın” mantığını onun hayatında görmek mümkün değildir. Çünkü söz konusu Allah’ın emirleri olunca bütün hayat o emrin yanında teferruat sayılır.

Bunun en güzel örneği Bedir savaşında, can ve mal korkusun en üst seviyeye çıktığı bir anda bile Mü’minlerin namazlarından vazgeçmedikleri sahnedir. Bu sahne Kur’an’da şöyle tasvir edilir:

[Ey Peygamber!] Cephede Mü’minlere namaz kıldıracak olursan, onlardan bir grup silahlarını kuşanmış vaziyette seninle namaza dursun; diğer grup nöbet tutsun. Senin arkanda namaza duran grup secde ettikten sonra geri çekilsin, namaz kılmamış diğer grup gelsin ve senin arkanda namaza dursun. Tabii bu ikinci grup da gerekli tedbiri almış ve silahlanmış vaziyette olsun. Çünkü kâfirler silahlarınız ve teçhizatlarınızı [namaz vesilesiyle] elden bırakacağınız vakti gözlerler ki silahsız olduğunuz sırada ani bir baskınla size saldırıp işinizi bitirebilsinler. Şayet yağmur yüzünden sıkıntı çekerseniz veya yorgun, bitkin halde olursanız silahlarınızı yere bırakarak namaz kılmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Fakat siz yine de tedbiri elden bırakmayın. Çünkü Allah kâfirlere sizin elinizle zelil ve perişan edici bir azap hazırlamıştır. (Nisa:4/102)

Bir ölüm kalım savaşının ortasında, can da dâhil bütünüyle bir hayatın Allah’ın emri yanında teferruatlaşmasına şahit oluyoruz. Harbin ortasında can tehlikesi ve olası bir mağlubiyetle geride kalan eş, evlat, mal her ne varsa Allah’ın emri yanında nasıl da öncelikli gündem olmaktan çıktı. İşte bu “hayat iman ve cihaddır, gerisi teferruattır” anlayışının ete kemiğe bürünüp hayata dönüşmesidir.

İbn Abbas (r.a) rivayetine göre bu ayet müşriklerin bir savaş sırasında:

- “Bunlar çocuklarından, kızlarında oğullarında, babalarından, mallarından daha sevimli namaza durduklarında onlara saldıralım” demeleri üzerine nazil olmuştur. (Tirmizî) Mü’min savaşçılar, namaz konusunda öyle bir titizlik sergilemişlerdir ki, onları dışarıdan takip eden müşrikler, namazın Mü’minlerin mallarından, evlatlarından, canlarından daha kıymetli olduğuna kesin bir kanaat getirmişlerdir.

- Milli Gazete, Abdülaziz Kıranşal tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/1499600/abdulaziz-kiransal/teferruatlarin-pesinde-eriyenlere