Kapışılamayan İki Filozof

İsmail Kıllıoğlu
İsmail Kıllıoğlu

Yayıncılık dünyası öteden beri bizde sorunları müzminleşerek artan bir dünya olarak ifade edilegelmiştir. Geleneği varmış gibi görünse de, aslında bunun birtakım kişisel özelliklerin belli bir süre devam ettirilmesi şeklinde anlaşıldığı söylenebilir. Ancak birkaç yayınevinin dönemsel olarak görünür hale gelmesiyle, bir yayıncılık geleneğinin oluştuğu ya da oluşmakta olduğu algısı sık sık ortaya çıkmıştır. Fakat çok geçmeden yeni çabalar birbirini izlemiştir. Batıda olduğu gibi, yayıncılık tam anlamında bir kurum düzeyinde kendini ifade etme imkânı bulamamıştır.

Bütün bu şartlara rağmen, bazı zamanlarda dikkat çekici tarzda yayıncılık faaliyetiyle de karşılaşıyoruz. Yeni ve ne tür kitapların yayınlandığını görmek için, önceleri Kadıköy-Rıhtım’da bulunan kitapevlerine giderdim, ama artık onlar da kapanmış bulunuyor. Üsküdar-Bağlarbaşı’ndaki bir alış-veriş merkezinde bulunan bir satış yeri (ki büyük bir medya kuruluşunun sahibine ait), kitap rafları yanında başka ticari ürünlere yer verdiği için kitapevi havasını solumanıza imkân vermemektedir. Kadıköyde bulunan ve mutlaka ziyaret ettiğim bir kitabevi, aynı alış-veriş merkezinde bir yer açtığında sevinmiştim. Gel gör ki, kapı eşiğine vardığımda oyuncak, hediyelik eşya türünden ürünleri görünce girme gereği bile duymadım. Zaten, görebildiğim kadarıyla da bir köşeye sıkıştırılmış birkaç rafta kitaplar vardı. Onlar da güncele aittiler.

Kendi ilgi alanıyla sınırlı yayınarıyla birlikte, farklı yayınevlerinin ürünlerini de bir süredir sergileyen İFAV (Marmara İlahiyat Fakültesi Vakfı), Fakülte yerleşkesinin içinde iki yerde satış da yapmaktadır. Tam olmasa da, yeni kitap yayınlarını görme ve ihtiyaç duyduklarımı edinme imkânı sunmaktadır. Birkaç gün önce, yeni yapılan cami altında açılan ve “Kitap-Kahve” adı verilen yerde raflardaki kitaplara bakarken bir şey dikkatimi çekti. Düşündüm ve şaşırdım.

İlk olarak, aralarında yeni olduklarını sandıklarım da bulunan beş-altı, belki de daha fazla yayınevi iki yazarın, daha doğrusu iki filozofun bir dizi kitabını yayınlamaları dikkat çekiciydi. İhtimal bu iki filozofun adını taşıyan daha başka kitaplarını da, bu durum göz önüne alındığında, yayınlayacakları kanısına varılabilir. Şaşkınlığıma neden olan şey, iki yazarın eserlerinin bu kadar yayınevi tarafından basılmasıdır. Ticari bakımdan bu durumu değerlendirmem ilgi ve bilgimin dışındadır. Ama kitabı sırf ticari bir ürün olarak alsak bile, aynı ürüne bu kadar üretici tarafından ilgi gösterilmesi, yani yatırım yapılması kanaatimce pek mantıklı gelmemektedir. Nihayet bir yayınevi de üreticidir, iktisadi açıdan piyasa şartlarını dikkate almak durumundadır. Demek ki, iki yazarın eserlerine ülkemizde öyle bir talep var ki, bu kadar yayınevi söz konusu yazarların eserlerini Almanca’dan Türkçeye çevirterek, bir anlamda tüketici olan okuyucuya arz etmekle kâr elde edebilecekleri kanısındadırlar.

İkinci olarak bu iki yazarın, yani filozofun F. Nietzsche (1844-1900) ve A. Schopenhauer (1788-1860) adlı iki Alman filozofu olmasıdır. Salt Alman olmaları üzerinde durulması gereken bir özellik değildir. Ancak, yaklaşık onsekizinci yüzyıldan itibaren Batı düşüncesi içinde Alman düşüncesinin ağırlığını duyurmaya ve giderek diğer düşünce okulları üzerinde etkileyici bir nitelik kazanmaya başladığı söylenebilir. Dolayısıyla bu iki filozofun görüşlerine öncelik verilerek, Alman düşüncesinin bu durum ve niteliğine dikkat çekilmek istenebilir. Açıktır ki, bu ihtimal temelinde yapılacak çeviri ve yayın etkinliği, daha çok uzmanlık alanıyla ilgilidir ve özellikle felsefe ve bilim uzmanlık alanlarının izleyicisi sınırlıdır.

Şaşırmamın üçüncü nedeni, bu iki filozofun, Alman düşüncesi içinde belirli bir yeri olmakla birlikte, kurucu bir konumda oldukları tartışmaya açıktır. Kant ve Alman İdealistleri olarak sayılan (Fichte, Schelling, Hegel) filozofların sistem, kavram, ilke ve görüşleri dikkate alınmadan, özellikle Schopenhauer’ın felsefesinin temellendirilmesi ve anlaşılması pek mümkün olmaz, anlamlı da olmaz. Nietzsche’ye gelince, durum daha bir karmaşık niteliğe bürünür. Çünkü Nietzsche, iki ayağı olarak sahiplenmeye çalıştığı felsefe ve sanat/edebiyatı, sahip olduğu tek pabuca yerleştirmeye uğraşadurmuştur. Felsefesini yöneten içgüdü, evrim, doğal ve bunların birbiriyle uyuşturulması çabasıdır.

Şaşırmama yol açan asıl neden, bu kadar çok yayınevinin, bu iki yazarın, görünüşe göre bütün eserlerini yayınlama çabası içinde görünmeleridir. Bu ise, bizi, Türkiye’de varlığını, etkisini, ürün ve sonucunu bir türlü dışa yansıtmayan veya yansıtamayan bir felsefi düşünce yoğunluğunun ve düzeyinin bulunduğu sonucuna götürmesidir. Diyeceğim, ama böyle bir etkinlik ve gerçeklik algısından söz etmek mümkün müdür, sorusunun cevaplandırılması öncelik taşımaktadır. Sadece bu iki filozofun, hem de nerdeyse bütün eserlerinin Türkçeye çevrilmesi ve birkaç yayınevi tarafından harıl harıl yayınlanması umut, haz ve güven vericidir. Hele okunuyorsa! Fakat kuşkum da var. Hem de bir yönden.

- Milli Gazete, İsmail Kıllıoğlu tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/1499105/ismail-killioglu/kapisilamayan-iki-filozof