Dünya ile barışık şiir olmaz

Emre MİYASOĞLU

Aziz kardeşim şair Fatih Budak, pek çoğunun beylik sözlerle dile getirdiği bir şiir tarifi var. Entel tanımlama peşinde değiliz elbette. Şiir senin için ne ifade ediyor, Şair dediğimiz insan neden ve niçin yazar?

Şiir denildiği vakit, hakikat ve öz kavramları düşüyor aklıma. Benim için şiir; hakikatin ve özün yansımasıdır aslında. Şair ise; her zaman ve mekânda, dizeleriyle bu iki kutsalı arayan insandır. Bir kavgası, bir davası ve bir sevdası olmayan insanın şiiri de yoktur zannımca. Bu sebepledir ki hakikat ve öz bağlamında; kavgasını, sevdasını, davasını yaşar şair. Yaşar ve yaşatır şiirinde. Buradaki özden kasıt, her şeyin özüdür; bedenin, ruhun, hayatın ve şiirin yazıldığı kelimelerin, cümlelerin özü. Bu minvalde, söz israfı yapmamaktır şiir. Anlatmak istediğini bir dizeyle anlatabiliyorsa şair, en güzel şiiri budur aslında. Buradaki güzellik kavramında ise hakikat girer devreye. Hakikati aramayan, hakikati aratmayan şiir, şiir midir? Ya da derdi hakikat olmayan şair, hakikaten şair midir? Dünya ve dünyaya dair olanla barışık olan şairin şiiri ne derece muhkemdir? İşte bütün bu sorulara verdiğimiz cevaplardır bizim şiirdeki tarafımızı ve neden şiir yazdığımızı belirleyen referans kaynaklarımız. “Sanatçı, adeta bilmediğimiz bir dünyadan, bir kaza sonucu, dünyamıza düşmüş bir yaratıktır. Yani fizikötesi yaşantılı bir kazazede” der, Edebiyat Yazıları isimli kitabında, üstad Sezai Karakoç. Dolayısıyla, sanat ve sanatçı kavramlı bir bakış açısıyla dahi, dünya ile çok da içli dışlı olan dostlar değildir şair ve şiiri. Benim bakış açım da üstadla aynı doğrultudadır. Dünya ile çok da barışık olmayan bir insanım. İstesem de barışık olamıyorum. Yeryüzünde Hakkın sistemini hâkim kılmak gibi bir davam var hamdolsun ve ne zaman kafamı kaldırsam, kendimi, metafiziksel bir kavganın içinde buluyorum. Sevda dersen; özümüzü oluşturan cevherdir o. Dolayısıyla; söz israfına düşmeden, özü ve hakikati aramak adına, davamı, sevdamı ve kavgamı dillendiren şiirler yazmaya gayret ediyorum.

Şiirde usta-çırak ilişkisine önem verenlerdenim

Her duygunun ve durumun şiiri yazılır mı yoksa şiirin namusundan bahsetmeli miyiz?

Yukarıda bahsettiğim bakış açısıyla, her duygunun ve durumun şiiri yazılabilir aslında. Neden yazılmasın ki? Burada mesele, duygu ve durumdan ziyade; o duygu ve duruma biçilen duyumsamadır ve bu duyumsamayı şiir biçiminde ortaya koyan ifade elbisesidir. Şiirin namusundan kastımız, “ota-çöpe şiir yazılmaz” duruşuysa şayet; o ot ile çöpte dahi dava, sevda ve kavga boyutlu özü ve hikmeti bulanlar vardır. Bulanlara ve bulmak için arayanlara selam olsun. Bu noktada, özellikle ülkemizde, bir şiir otoritesi güruhu oluşmaya başladı sanki son zamanlarda. Yok efendim, şuna yazılan şiir, şiir değildir. Yok efendim, şu kelime kullanılırsa, bunu şiir olarak görmek mümkün değildir gibi cümlelerle, kendilerini şiir otoritesi sayan garip bir güruhla karşı karşıyayız ne yazık ki. Şiirde usta-çırak ilişkisine önem verenlerdenim aslında. Ama bu ifade ettiğim, bambaşka bir durum. Genelde sanat ve özelde şiir, birilerinin tekeline girebilecek kadar sığ değildir asla. Aksine, sanatın ve şiirin soyluluğu, bir boyunduruk ve bir elbise kabul etmez. Şiir hakkında bir şeyler söylemek isteyen de kendi düşüncesini söyleyebilir son tahlilde.

Okunan ezan değil, gecenin salasıdır

İkinci şiir kitabın “Ayanfer’e Mektuplar”daki şiirlerde naif ve hüzünlü bir ruh var. Hep mahzun bir çocuk sesi işitiyor gibiyiz. Bu hüzün neden?

Gariplikten azizim, gariplikten; bu hüzün, gariplikten. Garip bırakılmışız ahir zamanda, dünya denilen bu sürgün diyarda. Ve hatta bu gariplik öyle bir boyuttadır ki benim şiir ve denemelerimde kullandığım müstear isimlerimden birisi de Hasan Hüzün’dür. Zamanında, Arif Ay tarafından okunmuştu bu ismin ezanı kulağımıza. Allah kendisinden razı olsun. Bir zamanlar yüreğimizdeki hüznü görenlerdendi.

Kitabını okuyuculara atfediyor ve “senden sana” diyorsun. Bu şairin, milletinin sesi, duygusunun dili olması gerektiği sorumluluğuna bir gönderme sanırım? Şair ve sorumluluk konusunda ne dersin?

Şimdi burada bizim bu otorite ağabeylerin beklediği “İnsan Allah’ın yeryüzündeki halifesidir. Ve şair, halife olmanın sorumluluğuyla, insanlığın dili olmalıdır. Bu sorumluluğu taşımalıdır” gibi bir cevap vermeyeceğim. Ben bir âlim değilim. Dini konularda çok fazla bilgim olduğunu da düşünmüyorum. Bu kitabın başında “Senden Sana” dememin asıl sebebi, şiirin özünün ve sözünün insan ve insana dair olan her şey olmasıdır. “Okunan ezan değil / gecenin salasıdır” derken, bu yalnızca benim için geçerli bir metafor değildir. Müslim, gayrı müslim, zengin ya da fakir, Asyalı ya da Avrupalı fark etmeksizin; yazılıp bittiği an; gören, duyan, bilen herkese ait bir özdür, sözdür bu.

Dolmayan bardak taşmaz

“Ayanfer’eMektuplar”ın yazarı muhterem şair ve sevgili dostum Fatih Budak ile şiir ve şair üzerine konuştuk. Dergi adı altında kendilerine sırça saraylar ören müteşairlerin kaynadığı ve şiir üstünden sabun köpüğü bir saltanatın kurulduğu son dönemde, sessiz ama sedalı bir şiiri var Fatih Budak’ın. “Hakikati aramayan, hakikati aratmayan şiir, şiir midir? Ya da derdi hakikat olmayan şair, hakikaten şair midir? Dünya ve dünyaya dair olanla barışık olan şairin şiiri ne derece muhkemdir?” diyen şairin mısraları hakikate şehadet niteliğinde.

Senin de bir dergi planın var sanırım. Bundan bahsetmek ister misin?

Bir önceki soruda da ifade ettiğim gibi; benim bu dergilerden yana bahtım hiç açık olmadı. Tam diyorum ki bu kez olacak; bakıyorum, çıkmış yine kendisini sırça saraylarda zanneden bir mühim ağabey. Sadece eskiler için geçerli bir durum değil bu; piyasaya yeni çıkmış olan yeni yetmeler de aynı tavrı sergiliyor ne acıdır ki. Onlara göre de şiirin bir kalıbı varmış meğer. Böyle bir ortamdan sıkıldığım ve bunaldığım için, yeni bir dergi çıkarma fikri var aklımda uzun zamandır. Gerek maddi ve gerekse manevi anlamda, bir türlü fırsat bulamadım bu oluşum için. Oysa iletişim halinde olduğumuz, genç ve yetenekli kardeşlerimizden oluşan bir ekip, hazır kıta bekliyor bu dergi için hamdolsun. Son günlerde, güzel gelişmeler oluyor bu hayalimizin gerçekleşmesi adına. Nasip olur da bir gün bir dergi çıkarırsak şayet, biz de o eleştirdiklerimize benzer miyiz bilmem. Ama en azından, benzememek için gayret gösteririz.

Son olarak yeni eser planın var mı ve şiire merak salan genç kardeşlerimize neler tavsiye edersin?

Yazmaya devam ediyorum. “Ayanfer’e Mektuplar” çıktıktan sonra, 3-5 aylık bir fetret dönemi yaşadım şiir yazmak adına. Ama çabuk toparladım hamdolsun. Bu toparlanmada, her dem imtihanımızı ve hüznümüzü diri tutan Rabbimin nimetleri, saymakla bitmez. “Asude Şiir”, bu nimetlerin en büyüğü belki de. Hüznümüz her dem diri. Kısa zaman dilimlerinde şiir kitapları yayımlayan bir şair değilim, bilirsin. Uzun solukludur benim koşum. Belki 3 yıl, belki 5 yıl geçer bir kitapla diğer kitap arasında. Zamana ve zemine bağlı bu biraz da. Görelim Mevla neyler. Neylerse güzel eyler. Genç kardeşlerimize gelince; okusunlar kardeşim. Çokça okusunlar. Önce kendilerini, sonra kâinatı ve daha sonra da yazılanları okusunlar. Unutmasınlar ki dolmayan bardak taşmaz. Yazmak için okumak gerek. Ve her ne olursa olsun; sabırlı olup kendi seslerini bulmaya çalışsınlar. “Ben oldum” havasına girmesinler asla. Gerisini de Allah’a bıraksınlar. Kaderden öte yol yok, sonuçta…

Şiirlerinde şehir teması da işleniyor. Mektuplar yazıyorsun şehirlerden. Müslüman Türk şehirlerinin yok oluşuna dair serzeniş yüksek sesle ve acıyla duyuluyor. “... bu sabah gördüm / bir çöpçü / bütün sevapları süpürüyordu / bu şehirden.” Gerçekten şehirlerimize gökten günah mı yağıyor? Yoksa biz mi kaynatıyoruz günahları yer altından?

Gökten sevap ya da günah yağar mı bilemem; lakin o günah ve sevap kavramlarını dahi kirlettiğimiz ortada. Günah kirlenir mi diyeceksin belki, ama dünün günahı, bugünün sevabının yanında tertemiz kalıyor inan bana. İnsanlığımızın dahi iğdişleştiği dünyamızda, insanın ve insan eliyle kurulmuş şehirlerin yıkımı, yok oluşu çok da garipsenecek bir durum değil belki. Ama gün oluyor, dayanamıyor kalem ve kelam bu yıkıma ve bu yıkımlar karşısındaki sessiz yığınlara. İşte bu yüzden kullanıldı, kitabın ithaf kısmında “Senden sana”. Bu derdi anlatabilmek adına. Bu iğdişleşmeyi gözler önüne serebilmek adına.

Şiir, şairlik ve dergi arasındaki ilişkiyi değerlendirmeni istersem, zor bir soru mu olur bu? Dergiler çağın şiirini mi yazıyor/yazdırıyor yoksa “şiir otoriteleri”nin hükümranlığında basmakalıp bir şiir anlayışı doğmasına ve gerçek şair kıtlığına mı yol açıyorlar?

Derdimi deşmeye çalışıyorsun biliyorum, ama her ne kadar bu konulara değinmek istemesem de söylemeden edemiyorum. Yukarıda da ifade ettim aslında; senin de dediğin gibi, bu sözde şiir otoriteleri fena sıkıyor canımı. Bundan 11 yıl önce, 2006 yılında, “Bizim Mahallenin Çeteleri” başlıklı bir yazı kaleme almıştım Millî Gazete’deki köşemde. Ve ta o günlerde, anlatmaya çalışmıştım; edebiyat dünyamızdaki bu çeteleşmeyi. Dün neyse, bugün de aynen devam ediyor aslında. Benim partimden, benim cemaatimden, benim dünyamdan ya da benim şiir anlayışımdan (ki bu en rezil olanıdır bana göre) değilsen, bu dergide yer alamazsın diyor muhterem zevat. Ya da bir dergide yazıyorsunuz uzun soluklu; sonra tutup gördüğünüz bir hatayı, düzeltmeleri adına dillendiriyorsunuz. O saniyede dışlanıyorsunuz o cenahtan, o çeteden. Hatta bu çete kapsamındaki güruhun ego seviyesi o kadar tavan yapmış durumda ki, hediye olarak gönderdiğiniz kitap hakkında birkaç kelam etmeyi, lütfedip de o kitabın kendisine ulaştığını dahi haber vermiyor zatı şahane. Oysa insani bir beklenti, bir edeptir bu. Adına şair denmiş; insanlığı biz mi öğretelim dostum. İstisnalar yok mu? Elbette var. Yıllardır yazdığım dergilerin editörleri ve sözde ağabeyleri, başımıza bir musibet geldiğinde arayıp hal hatır sormazken; Anadolu’nun bir köşesinde, edebiyat namına güzel işler yapmaya gayret eden ve benimle de bizatihi yüz yüze görüşüp tanışmadığı halde arayıp hal hatır soran, “Yanındayız ağabey, derdin derdimizdir kardeşim” diyen güzel insanlar varsa, bir şeyler için halen umut var demektir. Dolayısıyla, demem o ki çeteler varsa, bu çetelerle mücadele eden Fatihler, Ömerler, Hüseyinler hep var olacaktır.

- Milli Gazete, bölümünde yayınlandı
https://www.milligazete.com.tr/roportaj/1479738/dunya-ile-barisik-siir-olmaz