Ümmette Selâhaddin doğuracak ana mı kalmadı?

Mustafa Yıldırım
Mustafa Yıldırım

Kudüs! Ümmetin kanayan yarası! Uğruna binlerce ağıt yakılan, gözyaşı akıtılan İslam’ın ilk kıblesi! Ümmetin yumuşak karnı, kırmızı çizgisi! Hz. Ömer’in 636 tarihinde fethetmesiyle beraber hak ettiği değere kavuşan, gerçek sahiplerinin elinde yüzyıllarca huzur içerisinde kalan kent!

Yıl 1099. Haçlı zihniyetinin tarumar ettiği belde! Esaret altında geçen koskoca 88 yıl. 88 yıl boyunca ümitsizlik okyanusunda yüzen rotasını yitirmiş gemi gibiydi Kudüs. Kendisini esaretten kurtaracak bir kurtarıcıyı bekledi durdu 88 yıl boyunca. Nihayet bir yiğit çıktı ümmetin içerisinden. Kudüs’ün Haçlıların elinde oluşundan dolayı çocukluğundan beri yüzü gülmeyen Selâhaddin!

Önceliği ümmetin birliğini tesis etmekti… Başardı da! Daha sonra planlı bir çalışmanın akabinde Kudüs’ü Haçlıların elinden kurtardı. O günden sonra yüzlerce yıl esenliğin, selametin adresi oldu Kudüs. Daha sonra Osmanlı’nın idaresi altına girdiğinde tam manasıyla mamur hale gelen Kudüs şehri asayişin, huzurun adresi haline geldi. Osmanlı’nın Tanzimat sonrası giderek zayıflayan otoritesini fırsat bilen Haçlı zihniyeti Ortadoğu’da emellerine ulaşmak için elinden geleni ardına koymadı. Bin bir çeşit entrikayla o mübarek belde nihayetinde haçlı zihniyetinin eline geçti. Elimizden kaydı Kudüs… İşte ne olduysa ondan sonra oldu! Baskı, zulüm, şiddet kol gezmeye başladı mübarek beldede. Zamanla hain ve sinsi İngilizlerin planı muvacehesinde yavaş yavaş Yahudi yerleşimciler ayak basmaya başladılar Müslümanların topraklarına. Müslümanların parayla topraklarını ellerinden almaya çalıştılar tıpkı vaktiyle Abdülhamid Han’a yaptıkları teklif gibi teklifler yaptılar. Paraya kanmayanları baskıyla, zulümle sindirmeye çalıştılar. Yetmedi katliama maruz kaldı masum insanlar. Ne içindi bunca zulüm, katliam? Sözde vaat edilmiş toprak için. Zaman geçti orada köyler, kasabalar, şehirler yükselmeye başladı. Vakt-i merhun gelince de herkesin malumu olan bir devlet icat ettiler harem-i şerifte. O günden bu yana Kudüs ve Filistin Müslümanların gündeminden hiç düşmedi. Zaman zaman yapılan katliamlarla zaman zaman ise işgallerle hep aklımızda, yüreğimizde kanayan bir yara oldu Kudüs ve Filistin. Ağıtlar yakıldı, eylemler yapıldı, insanlar ağladı, sızladı ama zalimler adım adım emellerine ulaşarak her geçen gün topraklarına toprak kattılar.

Şimdi yine gündemimizde! Filistin topraklarını işgal edenler bugünlerde bir adım daha atarak Kudüs-ü Şerif’i de topraklarına dâhil etmek istiyorlar. Zalimlerin baş hamisi konumunda olan parçalanması mukadder Amerika’nın büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyacağını açıklamasına Müslüman halklar tepki vermekte gecikmediler. Halkı Müslüman olan devletlerin liderlerinden bir iki cılız açıklama, kınama geldi sadece. Sonra İslam İşbirliği Teşkilatı toplandı İstanbul›da. Çok şey bekleniyordu bu toplantıdan. Halkı Müslüman olan devletlerin liderlerinden ciddi, somut ve sadece güçten anlayacak olan zalimlere güç gösterisi yapmaları bekleniyordu. Olmadı maalesef. Üstüne üstlük bir de Kudüs’ün doğusu batısı sokuldu Müslümanların gündemine. Oysa o ana değin Kudüs tekti ve Müslümanların, İslam’ındı. Birden bire cihetlere ayırıverdiler Kudüs’ü.

Evet, yine gündemimizde Kudüs! Fakat bu sefer doğusu batısıyla ayrılmış halde gündemimizde! Birkaç cılız tepki, kuru kalabalıkların olduğu gösteriler, sloganlar, söylevler, kızgınlık ifadesi ikonlar paylaşmak, birkaç resmi ağızdan kınama, bol bol sosyal medya bildirimleri… Peki, ya sonra? İşte temel sıkıntı burada başlıyor. Sonrası yok! Ne halkı Müslüman olan devletlerin liderlerinden bir yaptırım ne siyasi içerikli bir boykot kararı ne de zalime gözdağı verdirecek bir uygulama. Sadece BM Güvenlik Konseyi’nde alınan, Genel Kurul’da oylanarak kabul edilen amma velakin şimdiye değin alınan onlarca kararı tanımayan zalimlere karşı yaptırımı olmayan bir karar. İşte hepsi bu!

İki milyara yaklaşan nüfusu ile bir güç haline gelen ümmetten bir Selâhaddin’in çıkmayışı üzücü gerçekten. Sahi din mi değişti yoksa Selâhaddin doğuracak ana mı kalmadı İslam coğrafyasında? Elli yıldır Kudüs’ü, Filistin’i dert edinecek bu satırların yazarı da dâhil olmak üzere kendini Müslüman olarak tanımlayanlardan neden bir Selâhaddin çıkmaz? İşte bence asıl bu soruların cevaplarını bulmamız lazım.

Cevabı bulduğumuzda ortalıkta ne Filistin sorunu kalacak ne Kudüs-ü Şerif mazlum olacak Allah›ın izniyle.

Selam ve dua ile…

Minik bir anekdot

Selahaddin’in adaleti

Selâhaddin adildi, onun nezdinde adalet karşısında hiç kimsenin dokunulmazlığı yoktu, yeğeni de olsa…

Bir gün adamın biri, Selâhaddin’in huzuruna çıkarak, yeğeni Takıyyüddin’i ona şikâyet etti. Yeğeni Takıyyüddin, Selâhaddin’in çok sevip güvendiği biri olmasına rağmen, hislerine kapılmayarak, onu şikâyet nedeni ile hâkimler huzuruna çıkartarak yargılanmasına izin verdi. Yine komutanlarından biri, bir gün bir deve satın almış, fakat daha sonra devede satıcının söylemediği bir kusur ortaya çıkmıştı. Komutan, kızgınlıkla Selâhaddin’e gelerek deveciyi şikâyet etti. Sultan: “Bu durumda senin için bir şey yapamam. Halkın arasındaki olaylar için hüküm veren hâkimler (kadılar) var. Kanunların hükmü yöneticilere ve halka aynıdır. Onun emir ve yasaklarına uymak zorundayız. Ben kanunlara bağlı olarak asayişi sağlamakla görevliyim. Davalarda hâkimin verdiği hükme de uymak zorundayım. Git, durumu kadıya şikâyet et. Dava lehine de olabilir, aleyhine de (Sen yönetici olarak hâkimin hükmüne müdahale etme.)” diye cevap verdi. İbnCübeyr bu olayı naklettikten sonra: “Bu özellikler ve övgü ona yeter. Allah, lütfu ile onu Müslümanların başından eksik etmesin. İşte bu yol tam da Hz. Ömer’in yoludur” diye hayranlığını dile getirmiş ve dua etmiştir. (Cemal-Fatma Toksoy, Şarkın En Sevgili Sultanı Selahaddin Eyyubi, İstanbul: Şule Yayınları, 2016, s. 154 -155.)

İlgilisine notlar:

* “Bizim davamız uğruna mücadele edenlere gelince, biz onlara elbette ki doğru yolu göstereceğiz. Şüphesiz ki Allah ihsan edenlerle beraberdir” (Ankebût, 29/69)

* “Eğer Amerika İsrail’i bu kadar çok seviyorsa Güney Amerika’da yer versin. Müslüman topraklarında İsrail’in yeri olamaz.” Prof. Dr. Necmettin Erbakan

* “Önce yüreklerimizdeki Kudüs’ü işgal ettiler. Biz savaşı önce kendimizde kaybettik” Cahit Zarifoğlu

* “Peygamberlerin en kutsal sırlara eriştiği Kutsal Kudüs, İslam âleminin kanayan yarası, insanlığın utanç tablosu oldu. Yıkılasın İsrail! Enkazını göreyim! Sana ülke diyenin, yüzüne tüküreyim!” Necip Fazıl Kısakürek

* “Selâhaddin sağ olduğu ve Müslümanlar arasında birlik ve beraberlik bulunduğu müddetçe Kudüs’ü almamız mümkün olmayacak” İngiltere Kralı Arslan Yürekli Richard

- Milli Gazete, Mustafa Yıldırım tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/1477955/mustafa-yildirim/ummette-selahaddin-doguracak-ana-mi-kalmadi