Zulüm

İdris Cevahir
İdris Cevahir

Kavramın sözlükteki tanımı: “Bir şey hakkında zihinde beliren genel düşünce, aynı cinsten bütün şeyleri temsil eden soyut ve genel fikir, mefhum”dur. Her milletin medeniyet ve kültürünün özel tanımlamaları ve kavramları olur. 19. yüzyılın sonları, yer Avam Kamerası ve kürsüde Başbakan Gladstone. İslam’a olan düşmanlığı ile meşhur bu zat kürsüden şöyle seslenir: “Biz, bu Türkleri, savaş meydanlarında yenemiyoruz. Türkleri, yenebilmenin, dize getirebilmenin tek yolu var: Bu kitabı (Kur’ân’ı) ellerinden almak.”

Kur’an-ı Kerim elbette elimizden alınmadı, alınamayacak. Zira Kur’an Allah’ın (cc) garantisi altındadır. Ama aklımızdan alınmadı mı sizce?

Allah (cc), kulu ve peygamberi Hz. Âdem’e (as) eşyayı ve ona ait kelimeyi öğretti, onu meleklerden üstün kıldı(Bakara/31-32). Bu üstün oluş, şüphesiz insanı eşref-i mahlûkat yapan ilim ve ilmi ile amel etmesidir. Bu ise insana, isim/kelimelere İlahi emrin istediği hâl ile vakıf olmak zorunluluğunu getirir. Kelimeler ve kavramlar, insanoğlunun dini, medeniyeti ve milleti ile bağını kuran en önemli araçlardır. Bunları sadece iletişim olarak düşünmek yanlış olacak. Kelimeler, iletişim için vazgeçilmez öz simgelerdir. Kavramlar aynı zamanda bir duruş, bir eylem ve bir kimliğidir bir milletin.

Bugün dünyayı yönetenler, kendi düzenlerini muhafaza için kelimelerin ve kavramların eylemsel ve kimliksel yapısına müdahale ediyorlar. Kendilerine göre değiştiriyor ve dönüştürüyorlar. Bir şeyi bozmak yok etmekten daha işlevseldir. Hele ki yapılan değişimlerle ortaya çıkan yanlış anlam, doğruya en yakın yanlış almam ise aldatılmak/aldanmak kaçınılmazdır. Bugün muhafazakâr deyince Müslüman, millet deyince ırk, aşk deyince kadın aklımıza geliyorsa kelimelerimizin bize sağladığı kimlikler çalınmış demektir. Eğer böyle olmasaydı seküler dindarlardan, feminist kadınlardan, kapitalist Müslümanlardan bahsetmiyor olacaktık.

Konfüçyüs’e “bir ülkeyi var olduğu hâlden tamamen dönüştürme işi size verilse bunu nasıl yapardınız?” diye sorulduğunda, “onların sahip olduğu kelimeleri değiştiririm” der. Kavramların içini boşaltmak, tersyüz etmek, onlara başka anlamlar yüklemek, var olanı yok etmekle eş değerdir.

Cemil Meriç “Kamus, namustur.” derken şunu demek istiyordu: Bir dinin bütün hususiyetleriyle ayakta kalabilmesinin, insanı inşa ve hayatını ihya edebilmesinin yegâne şartı o dinin veya maneviyatın ete kemiğe bürünmüş şekli olan kelimelerin/kavramların aslına uygun olarak muhafaza edilmesi ile mümkündür.

İslâm, Allah rızası, din, adalet, sabır, cihad ve daha birçok kelime/kavram, Müslümanların zihninde olması gereken hâlin çok ötesindedir. Her şeyin sahtesinin olduğu günümüzde kelime/kavramlarımızda bundan nasibini alıyor.

Adalet, her türlü varlığın ait olduğu yerde olma/bulunma durumudur. Kelimeleri ait olduğu fikirsel ve eylemsel zemininden çıkarıp kullanmak bir zulümdür. Zulüm çok geniş manalara gelir aslında olmaması gereken her şey zulüm demektir. Basit bir tarif ile denilebilir ki adaletin olmadığı yerde zulüm vardır. İyi ama zulüm ne demektir? Kime zalim diyeceğiz ve ne için diyeceğiz?

Sözlükte “bir şeyi ona ait olmayan yere koymak” anlamındaki zulüm (zulm); din, ahlâk, hukuk gibi alanlarda terim olarak “belirlenmiş sınırları çiğneme, haktan bâtıla sapma, kendi hak alanının dışına çıkıp başkasını zarara sokma, rızasını almadan birinin mülkü üzerinde tasarrufta bulunma, zorbalık, güç ve otorite sahiplerinin sergilediği haksız ve adaletsiz uygulama” gibi anlamlarda kullanılır. Genel anlamıyla kötülüğü simgeleyen önemli bir kavram.

Kur’an-ı Kerîm’de 20 ayette zulüm kelimesi, 269 defa da türevleri yer alır. 200’den fazla yerde zulüm kavramı “küfür”, “şirk” veya “Allah’ın hükümlerini çiğneme, günah işleme”, yirmiyi aşkın ayette “beşerî ilişkilerde haksızlığa sapma” anlamında kullanılmıştır. Yetmişten fazla ayette Allah’ın hiç kimseye hiçbir şekilde zulmetmeyeceği, insanların dünyada uğradıkları zararların ve ahirette uğrayacakları cezaların kendi kötülüklerinin karşılığı olduğu, inkârcıların ve kötülük işleyenlerin sonuçta kendilerine zulmettikleri belirtilir. Hz. Peygamber’in evden çıkarken, “Bismillah, Allah’a sığındım. Allah’ım! Hata yapmaktan, yanlış yollara sapmaktan, zulmetmekten ve zulme uğramaktan, cahillik etmekten ve cahilliğe maruz kalmaktan sana sığınırım” şeklinde dua ettiğini biliyoruz.

Ayet ve hadislerden de anlaşılacağı üzere zulüm kavramı geniş bir anlama sahiptir. Zulüm tek boyutlu bir davranış olmayıp bir şeyin az ve ya çok yapılması da zulüm olabilir. Kişi kendisine, hatta nefsine ve bedenine ya da bir başkasına zulüm edebilir.

Kur’an’da Allah’ın emrini çiğneme ve hükmünü ihlâl etme bağlamında ilk zulüm, yasaklanan meyveyi yiyen Hz. Âdem ile Hz. Havvâ tarafından işlenmiştir (el-Bakara 2/ 35; el-A‘râf 7/19, 23). Hz. Nuh’un kavmi Hz. Nuh’u ve inananları aşağılayıp davetini reddetmeleri sebebiyle “zulmedenler” diye anılır. (Hûd 11/27, 37, 44). İsrailoğullarının Hz. Mûsâ’ya, “Allah’ı açıkça görmedikçe sana asla inanmayacağız demeleri, altın buzağıya tapmaları, cumartesi yasağıyla ilgili hükmü ihlâl etmeleri gibi tutumları da zulüm diye nitelendirilmiştir (Bakara 2/54- 59; A‘râf 7/160-165). Yine Kur’an’da belirtildiğine göre daha önce inkârcı bir kavimden olan Sebe melikesi Hz. Süleyman’ın kendisiyle bağlantı kurmasından sonra, “Ey Rabbim, ben kendime zulmetmişim” diyerek Allah’a teslim olduğunu ifade etmiştir (Neml 27/38-44). Birçok ayette, gerek inançları bakımından gerekse söz ve davranışlarıyla Allah’ın hükümlerini çiğneyip doğru yoldan saptıkları için zalimler diye anılanların dünyada çeşitli felâketlerle helâk edildikleri (meselâ bk. Hûd 11/ 67, 94; Kehf 18/59; Ankebût 29/14, 40), ahirette cezalandılacakları (Âl-i İmrân 3/151; Mâide 5/29; et-Tûr 52/47), bunların dünyada yaptıkları iyi gibi görünen işlerinin boşa gideceği (Âl-i İmrân 3/ 117) bildirilir.

Maide suresi 45. ayet-i kerimede Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Kim ki Allah’ın hükümleri ile hükmetmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” Bu ayetin ışığında kelimeyi yeniden düşündüğümüzde, zulüm kelimesi sadece birine eziyet edilmesi gibi dar bir anlama sıkıştırılamaz. Zulüm kelimesi o kadar geniş bir muhtevaya sahiptir ki; Allah insana “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” der, sen reel politik yaparsan kendine zulmedersin. Allah insana “Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur” der, sen kapasiten kadar, takatinin sonuna kadar değil de isteğinin kadar çalışırsan kendine zulmedersin.Ehil olmayan insanlara iş vermek; işe, işverene, işi yapana ve genel olarak tüm insanlara zulümdür. Yanlışı görmezden gelmek, yanlışın düzeltilmesine engel olmak ve verilen işi takip etmemek de bir çeşit zulümdür.

- Milli Gazete, İdris Cevahir tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/1461987/idris-cevahir/zulum