Tuzlu şeker

Sümeyye Çulha
Sümeyye Çulha

Hocalarımız ilim öğrenmeyi tuzlu şeker diye adlandırırlardı. Başı zor ve zahmetli gibi olsa da sonu baldan tatlı, mükâfatı bol olduğu için. Ben de anneliğe diyorum tuzlu şeker diye. Rabbimiz kadın kullarının fıtratına yerleştirmiş annelik duygusunu. Kimi daha baskın dolu dolu bu hisle bezenmiş, kimi ise daha az.

Ama unutmamak gerekir ki anne de beşer. Kızabilir, üzgün, bıkkın olabilir, yorulabilir, tahammül gücü azalabilir. Bununla birlikte hatalar da yapabilir. Ama bu demek değildir ki yavrusunu sevmez, ondan bıkar, tahammül edemez. Anne sever, hem de dünyada eşi benzeri olmayan bir duyguyla sever can paresini.

Ah bir uyusa diye bekler, yorgunluktan bitap düşmüş bedeniyle, sonra özler uykusunda bile. Uyansın diye başını bekler bu sefer. Gün içinde kızdıysa, uyuyan o masum yüzüne bakarken başlar vicdan muhasebeleri, pişmanlıklar…

Şimdi çevreme bakıyorum, yapmacık bir annelik türedi. Kalıplaşmış, kurallara bağlanmış. Sanki desinler diye yapılır gibi. Anne hep mükemmel, hep mutlu, hep pozitif olmalıymış, hatalardan tamamen arınmış olmalıymış gibi. Adeta robot gibi.

Zaman zaman benim de hissettiğim olmuştur; yeterince mükemmel bir anne değilim, daha iyisi olabilirim gibi ve benzeri duyguları. Toplumda çok zor şartlarda annelik yapmaya çalışan kadınları gördükçe bu dayatmanın ne kadar can yakıcı olduğunu daha iyi idrak ediyorum.

Sosyal medya kullananlar bilir; ocu anne, bucu anne. Hepsinin ortak özelliği hep mutlu, hep olumlu, gayet hassas olmaları! Hal böyle olunca bunu gören birçok anne kendini kötü hissediyor. Anneliğini sorgulamaya başlıyor. Yeterince iyi olmadığını düşünüp çocuklarına büyük haksızlık yaptığına kendini inandırıyor. Bu vebali nasıl ödeyecek bu sosyal basmakalıp anneler bilemiyorum!

Ya da acaba işin ucunda her gün yüzlerce, binlerce takipçileriyle ticari anneliklerini paylaşmak olmasa bu denli aktivite delisi bir anne olacaklar mı gerçekten?

İnsanız ya hu! Dayanamayıp yorgun düştüğümüzde kızdığımız da olur, sesimizi yükselttiğimiz de. Çocuk hayatın tüm renkleriyle tanışarak büyümeli, tüm duyguları tatmalı. Sahte bir masal dünyasında büyüyen çocuk, hayatın zorlu yollarında nasıl emin adımlarla yürüyebilecek sonra.

Bu yıl küçük oğlumun sınıfında herkes doğum günü kutluyor. Bizimki bir heves bekliyor. Ocak ayı gelsin de o da herkes gibi kutlasın diye. Ocak geldi çattı. Babamız istemedi, izin vermedi. Önce anne olarak kızdım içten içe. Çocuğum üzülecek, içinde kalacak, hevesi kursağında hayal kırıklığı yaşayacak diye. Çünkü aylardır yavrum ocak ayını bekliyordu. Sonra eşim durumu izah edince hak verdim, mutmain oldum. Bana dedi ki: “Hayatta her zaman her istediğinin olamayacağını, heveslerinin gerçekleşemeyeceğini anlasın. Bu duyguyla da tanışsın.”

Sonra oğlumuzla konuşup önemli olanın mutlu, sağlıklı bir şekilde birlikte olmamız olduğunu, doğum gününde kendisini bize hediye eden Allah’a şükrederek kutlama yapacağımızı izah ettik. O da bu makul açıklamayı rahatlıkla özümsedi. Tüm sınıfta doğum günü kutlamayan bir biz kaldık, durum soruna dönüşmedi ama. Hatta öğretmeni de bize hak vererek her duyguyla tanışmaları gerektiğini, böylece daha da güçlü olabileceklerini söyledi. İllaki üzüldü ama bunun da yaşamın bir parçası olduğunu anladı. Hem de yaşayarak.

Bizler her dediğini yapınca, süper kahraman gibi onu üzecek her şeyi yolundan kaldırınca anneliğimizi tam yaptık sanıyoruz. Ya da bize alttan alta öyle sandırılıyor. Rahat olun, kasmayalım bu kadar.

Anneliğin formülü yoktur. Her anne kendi yavrularına özeldir. Kurallara, kalıplara da oturtulamaz. Kimsenin bir başkasının anneliği hakkında oturduğu yerden ahkâm kesme hakkı yoktur. Anne de etten kemikten duyguları olan bir insandır. Ondandır ki, çok da kapılmamalı, annelik teşhir edenlerin sahte dünyalarına. Yüce Yaradan’ımızın kalplerimize nakşettiği, kodladığı el değmemiş annelik bize yeter.

- Milli Gazete, Sümeyye Çulha tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/1282633/sumeyye-culha/tuzlu-seker