Yalan ve Şeytan

Bahaddin Elçi
Bahaddin Elçi

Haramların yaygınlaştırılıp, helalleştirildiği/normalleştirildiği bir düzende ve zamandayız. Tağutların/şeytanların egemenlik alanı giderek genişletiliyor. Dünyamızda küresel bir zulüm düzeni canımıza okuyor. Bu düzen yalan ile yürütülebiliyor. Yalan, şeytanın en güçlü silahı, belki de...
“Ahir zamanda sadıklar yalancı, yalancılar da “doğru” sayılacak. Emin olanlar hıyanetle suçlanabilecekler” buyurmuş (S.A.V). Atalarımız da;
“Zaman gelecek ki doğru söyleyenler dokuz köyden kovulacaklar.” Yalana alışanlar doğrulardan nefret bile edebilirler.

Belki de zaman, o zaman... TBMM’de gündemde olan “Dezenformasyon”, “Sansür” düzenlemesi bu tehlikeli sinyalleri vermiyor mu? Hakk’ın zaten üstü çizili. Halka rağmen de ne yazık ki nice tehlikeli, zararlı yasalar çıkartılabiliyor. AB/Demokrasi adına “Demokratur”... Halkın iradesinin sömürülebilmesi, yönetime araç edilebilmesi...

Yalan, en büyük günahlardan... Farzlar yararlarımız için, haramlar da zararlarından dolayıdır.
Güzel ahlak ile tabii/ideal/ilahi hukuk uyumlu olup, birbirini destekler; adaleti sağlar. Ahlak da, hukuk da “din” kapsamındadır. Hak, doğru, halis din de sadece İslam’dır.
Doğruluğun da, adaletin de kaynağı “vahiy”dir. İslâm’dır.

Şeytan, Rahman’ın buyruklarını ihlâl etmemizi (emirlerini yapmamamızı, yasaklarını da yapmamızı) emreder. Özetle, Allah Teâlâ’ya değil, kendisine ibadet (kulluk)/itaat etmemizi ister. (Yasin/60-61, Nisa/117-119, Araf/27)

Rahman; “(söz ve işlerimizde) doğruyu/doğruluğu” (Ahzab/70, Hud/112), “doğrularla beraberliği” (Tevbe/119), “Giyinip, örtünmeyi” (Ahzab/59) emrediyor. Şeytan ise; “hayasızlığı, kötülüğü” (Nur/19,21,30,31), “Fıtratullahın ifsadını” (Nisa/119) emreder.
Rahman; tevhidi, adaleti, doğruluğu, barışı, iffetli emrediyor. Şeytan da şirki, zulmü, yalanı, savaşı, fuhşu emreder.

Yalan; gerçeğin, doğrunun gizlenmesi değil; tersine çevrilmesiyle aldatmaktır. Gerçeğin, hakikatin, doğrunun, Hakk’ın düşmanıdır.

İlk yalan söyleyen ezeli düşmanımız iblis/şeytandır. Adem atamıza, Havva anamıza yalan söylemek, yemin de etmek suretiyle onları aldatarak/sonsuzluk hırsı ile meyve yasağını ihlal ettirmiş, soyundurmuş ve cennetten kovulmalarına/indirilmelerine neden olmuştur. (Araf/27)

İbliste yalandan başka, kibir, haset, kin, düşmanlık, bencillik, Hakk’a itiraz, hatasını kabullenmemek, hile, aldatmak, iki yüzlülük gibi çirkin hasletler de var.

Kendisini topraktan yaratılan Adem’den, ateşten yaratıldığını ileri sürerek üstünlük taslamış, hilâfetini de kıskanarak Adem’e (A.S.) saygı göstermemiştir. Üstelik, Hakk’a itiraz edip, Adem ve Havva gibi özür dilemekten kaçınmış, Hak söz karşısında söz söylemek cüretini göstererek ilahi rahmetten kovulmuş/lânetlenmiştir. Düşmanlığını yeryüzünde de sürdürmek için Allah-u Teâlâ’dan izin almıştır.
Yalan en büyük günahlardan/ haramlardandır. Resulullah da (S.A.V.) “Mümin yalan söylemez” buyurmuştur. Yalanın caiz olduğu konular da vardır. Savaş, eşler veya mümin kardeşler arasındaki husumeti, sorunu çözümlemek amacıyla yalan söylenebiliyor. Her doğruyu her yerde, her zaman söylemek doğru değil.

Yalan sadece ahlaki bir çirkinlik/kötülük değildir. Ahlaki bir kavram olsa da hayatımızın her alanında (ailevi, uluslararası sosyal, ticari, siyasi, hukuki) etkileri, zararlı boyutları, sonuçları da vardır. Ailede, toplumda, siyasette, ticarette aldatmalar yalan ile değil mi? “Ulema” ve “ümera”nın yalanlarının zararı daha çoktur. Yalan zulümdür de...

- Milli Gazete, Bahaddin Elçi tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/11193824/bahaddin-elci/yalan-ve-seytan