24 Nisan Dramı

İsrafil Bayrakçı
İsrafil Bayrakçı

24 Nisan 2022 Pazar günü engelliler açısından çok önemli ve hayati bir gündü. E-KPSS yani Engelli Kamu Personel Seçme Sınavı’nın yapıldığı bir gün... Genelde otizmli, öğretilebilir zihinsel engelli ve daha birçok engelli grubundan işsiz engelliler bu sınava katıldı. Sadece Ankara’daki Etimesgut Sakarya Ortaokulu’nda takriben 450 engelli bu sınava girdi. Burada bizzat birçok enstantaneye hatta yaşanan acı verici dramlara şahit olduk. Okul bahçesinde sınava giren çocuklarını heyecanla ve umutla bekleyen aileler, ağlamaktan da kendilerini alamıyorlardı. Özellikle de iki ailenin bize açılarak sıkıntılarını anlatırken, gözyaşlarına boğulmaları, çocukları için gelecek kaygısı taşımaları ve bu stresi yaşamaları bizim de içimizi acıttı doğrusu. Sınava giren çocukların da sınav kaygısı ve stresiyle ruhsal ve fiziksel olarak da ne hale geldiklerini bizzat ailelerinden dinledik. “Sınav stresinden Cihan gece hiç uyumadı. Sabah kahvaltı dahi yapamadı. Kendi kendine konuştu durdu. Bu halet-i ruhiyeyle sınava girdi. Bakalım nasıl çıkacak?” dedikten sonra sınav süresi bitmeden 15 dakika önce Cihan sınavdan çıktı ve geldi. Annesi, “Nasıl geçti oğlum?” diye sordu. Cihan, “İyi geçti” dedi. “8 tane soru boş bıraktım. Diğerlerini yaptım.” Annesi: “Genel kültürden ne sordular oğlum?” dedi. Cihan da: “Yaptım ama hatırlamıyorum” dedi. “Güncel konulardan ne sordular” sorusuna ise, “Bilmiyorum şu an aklımda değil” dedi. Annesi döndü bize ve “Başkanım Cihan normalde beyaz tenli bir çocuktur ama şu anda rengi kahverengine dönmüş durumda. Acaba sınav esnasında neler yaşadı, içinde neler vardı bilemiyorum” dedi. Bu ve buna benzer birkaç hikâye daha dinledik.

Bu sınav sisteminin aksak ve yanlış olduğunu, hakça bir sistem olmadığını, daha adil ve uygulanabilir yeni bir sınav sisteminin getirilmesi gerektiğini yıllardır hemen her platformda dilimiz döndüğünce dile getirdik. Sınavların amacı nedir? İşe göre adaylar arasından seçmek değil midir? Bunlar arasından adaleti ve eşitliği sağlayacak bir sistem gerekmez mi?

İş okullarında kaynaştırılmış eğitim adı altında hasbelkader liseyi bitirebilmiş olsalar da bu çocuklar ne sınav stresini kaldıracak ne de böyle bilgi yarışına girecek durumda değiller. Bu tür engellilerin doğrudan atamalarının yapılması gerekir kanaatimizce. Dahası düz liselerde eğitim alma yerine mesleki eğitime yönlendirilerek kabiliyetlerine göre meslek edindirmeli ve ona göre de istihdam edilmeliler. Bu sistem böyle devam ederse bahsettiğimiz dramları, üzüntü veren sahneleri daha çok yaşarız. Problemleri kökten çözme adına yeterli çalışmaları, icraatları maalesef göremiyoruz.

Engellilerin bir başka sorunu da yoksullukla mücadelesidir. Gerçi bugünlerde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanımızın bir faaliyet raporu gibi sunduğu açıklama, engelliler adına manidar olmuştur. “2002’de 1 milyon aileye, 2015’te 3 milyon aileye, 2019’da 3,3 milyon aileye, 2021’de 4,3 milyon aileye bakanlık bünyesinden sosyal yardım yaptık” diyor. Bu yardımlar gerçek yoksullara mı yoksa uyanıklara mı gidiyor? Burası da bir muammadır ya... Evet, bakanlık adına bu bir icraattır ama bu verilere göre ne yazık ki, yoksulluk bu iktidar döneminde 4 kat artmış. Tablo böyleyken sevinmek mi lazım yoksa üzülmek mi? Bilemedik.

Yine 24 Nisan’da bizi derinden üzen bir hadise de sözde Ermeni meselesidir. Sözde Ermeni soykırımı diye tamamen aslı astarı olmayan, uydurma senaryolarla ülkemizi zor durumda bırakmaya çalışan bazı hayalperestlerin oyununa gelerek bu konuda beyanatta bulunan başta ABD Başkanı Bidon olmak üzere diğerlerini de esefle ve nefretle kınıyoruz. Biz ki, Erzurum’da Ermeni mezalimini bizzat yaşayan gören babaannelerimiz, anneannelerimizden dinleyen ve hatta Ermenilerden kalma patlamamış mühimmat kalıntısıyla bilmeden uğraşırken patlaması sonucu sol elimden üç parmağımı ve gözlerimi kaybeden biri olarak, kin ve nefret kusan taraf biz olmamız gerekirken değirmenin alt taşı dayanıyor da üst taşı neden dayanamıyor?

Üstelik de Türkiye Büyük Millet Meclisi gibi milletin egemenlik haklarının temsil edildiği bir meclise küstahça sözde Ermeni soykırımının tanınması için kanun teklifi verme küstahlığında bulunan HDP Milletvekili Garo Paylan’ı ve partisini esef, nefret ve şiddetle kınamak Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan her vatandaşın asli görevi olmalıdır. Daha bizim gibi yüzlerce hatta binlerce kişi bu yüzden sakat kalmış, engelli olarak hayatını yaşamış ve yaşamakta iken Türkiye Büyük Millet Meclisinde böyle bir teklif verme cüretinde bulunan birine küstahça denmez de ne denir? Yazımızı yine bir dua cümlesi ile bitiriyoruz: “Allah bu milletin basiret gözünü açsın. Bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’ne ve bayrama eriştirsin. Âmin, vesselam...”

- Milli Gazete, İsrafil Bayrakçı tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/10069264/israfil-bayrakci/24-nisan-drami