Yazar ile anlatıcı arasında

Abone Ol

Roman ve hikâye anlatımında iki husus dikkat çeker. Bu

hususlardan biri yazar diğeri de anlatıcıdır.

Bazı yazarlar öykü içine girmeyip anlatıcıyla hikâye

eder. Okuyucu bütün olup biteni bu anlatıcı aracılığı ile öğrenir. Bu kurmaca

bir kişidir, Balzac ın anlatının üç temel unsurunu açık bir biçimde ifade eder:

Kişiler, anlatıcı ve yazar. Yazar kendi başından geçen bir olayı doğrudan veya

anlatıcı marifetiyle aktarabilir. Ancak bu anlatılarda bazen yazarla anlatımı

yapanın aynı kişi olduğu da karmaşık gelebilir de kurmaca yazar, anlatıcı ve

hikâyeci kavramlarıyla da örtüşebilir.

Yazar okuyucuyu hikâye içine çekebilmek için anlatıda

gerçekçi olay ve tasvirlerle kurmaca olayda kendisi varmış intibaı da

verebilir. Anlatıcı, okura kişilere kendi karakterlerini ele verme imkânı

bırakmadan müdahaleyi gerçekleştirir. Yazarla anlatıcıyı bir birine

karıştırmamak gerekir. Yazar hikâyeyi kaleme alan genelde de bunu olay ve

kurmaca ile yapan gerçek kişidir. Öyküde beliren ben bir sözcüdür,

anlatıcıdır yani yazarın kendisi değildir. Anlatıcı ise hikâyenin temel

öğelerinden olup, anlatının bir kesiti anlamını taşır.

Roman ve hikâyelerde yazarla anlatıcı birbirine çok yakın

durabilir. Okur, bu durumda, hiçbir zaman anlatıcının ne zaman gerçek yazarı ne

zaman kurmaca yazarı temsil ettiğini anlayamayabilir. Okurun bunu bir birine

karıştırması da bu duruş öykünün gerçekliğini gösterir. Bu gerçeklikte okur,

anlatıcının ne zaman gerçek yazarı, ne zaman kurmaca yazarı temsil ettiğini

anlayamayabilir. Okurun yazar ile anlatıcıyı ayırt edebilmesi yazarı ne kadar

tanıdığına bağlıdır. Yazarı ayrıntılarıyla tanıyan bir okur anlatıcı ile yazar

farkını görebilir. Anlatıcı ile yazar arasındaki bir fark da yazar erkek ise

anlatıcı kadın, anlatıcı erkek ise yazar kadın olduğunda ortaya da çıkar. Bu

durumda yazar ile anlatıcının biri birine benzemediği aleniyet taşır. Yazar

anlatıda öne geçerse de kendisini kısıtlar. Adeta bir görünüp bir yok olur.

İyi bir yazar metinde kendini gösteriyorsa da olay veya

kahramanlardan öte hikâyenin okuyucuya vermek istediği ana fikirde bu husus

gizlidir. Murathan Mungan, Kurmaca ile gerçeklik, söz ile büyü arasındaki sis

hala çözülebilmiş değil bu coğrafyada demiştir. Bazı yazarlar kendine yakın

olan dereceyi ifade etmek bu yakınlığı belirtmek için çoğunlukla anlatıcı

kavramı kullanır. Geniş bir kullanımında anlatıcının yazar ve yazar imgesi

kavramlarıyla karıştırıldığı da görülür.

Her anlatıcı her şeye aynı açıdan bakmaz. Dolayısıyla

anlatımı, anlatıcının seçtiği bu tavır belirler. Nesnelerin, olayların,

durumların, kişilerin onlara yüklediği nitelikler ve anlamlar kişilerin bakış

açısına göre değişir.

Şerif Aktaş, yazarın ve anlatıcının bakış açısını şöyle

ifade eder; Sanatkâr ifade etmek istediği fikre göre bir bakış açısını seçmek

zorundadır. Bu sanatkârın değil anlatıcının bakış açısıdır. Anlatıcının bakış

açısına göre şekil alacağı gibi varlık ve hayat tezahürleri de yine aynı bakış

açısının verdiği imkanlar çerçevesinde anlatılacak ve tanıtılacaktır. Metnin

dilindeki birçok unsur da, anlatıcının kimliği ve bakış açısına göre şekil

alır. Bu bakımdan Anlatıcı; şahısların gizli açık bilgilerini bildiklerinden

her yerde kurulmuş olarak da, hayal meyal, belirsiz bir halde de hikâyelerde

görülebilir. Anlatıcının metninde çok değişik biçimlerde belirmesi, bakış

açısına bağlı olarak farklı anlatıcı tipleri ortaya çıkması da eserlerde

görülür. Anlatıcının, anlatımın şahsın bakış açısına göre belirlendiği

anlatılarda da gözlemlenir. Anlatımda bakış açısı anlatıcının imkânlarını

başka biçimler altında kullanmasına ve böylelikle eserdeki yapının gerçeğe daha

yakın olmasını sağlayabilir. Eserlerde anlatının güçlülüğü; kendini okutma ve

belli bir seviyede tuttuğu edebi niteliğine bağlıdır. Metinlerinde anlatıcı

kahramanların sözlerini naklederken farklı teknikler kullanır. Bu teknikler iyi

kullanıldığı, hikâyeye iyi odaklandığı ölçüde anlatıya gerçeklik duygusu

kazandırılır.

Cemal Şakar yazar ile anlatıcı arasında şu gerçeği

belirtiyor; Anlatıcı, yazarın işini kolaylaştırıyor; yazarla metin arasına

girerek, metni yazarın öznelliğinden biraz olsun kurtarıyor. Ama bu durum yine

de tam bir bağımsızlık değil, tam bağımsızlık mümkün de değil zaten. Nihayetin

metin ne kadar kurmaca olursa olsun, onu ne kadar bir anlatıcı anlatıyor olursa

olsun bir yazarın kaleminden çıkıyor, onun imzasını taşıyor.

Okur açısından bakıldığında yazar ile anlatıcı arasında

kalmak bir ikilemi ortaya çıkarsa da pek tabii olarak eserin gerçekliğidir. İyi

bir eserde yazar da anlatıcıda yer alabilir ancak önemli olan nitelikli bir

eserin ortaya çıkarılmasıdır. Yazarınca da okurunca da en makbulü bu olmalıdır.