Karşıda görünen ne güzel yayla
Bir dem süremedim giderim böyle...
Vakti zamanın birinde üç arkadaş, güzelim Karadeniz yaylalarına kamp atalım, bulut denizinin üzerinde yürüyelim, oksijenin en yüksek rakımlarını doyasıya şehirleşmiş ciğerlerimize çekelim diyerekten vurduk yollara. Birkaç gezintiden sonra asıl hedefimiz olan Kaçkarların zirvesine doğru yola çıktık. Yolumuzun üstünde meşhur Ayder Yaylası da vardı. Jilet gibi asfalt atılmış bir yol ile kendimizi Ayder'de bulduk. Yolculuğun bu kısmında normal yurdum insanı oluverdik birdenbire. Biz de herkes gibi popüler bir yaylaya gelmiş günübirlik bir ziyaret ile oradan oraya atlayıp zıplayan, bol fotoğraf çeken, sadece para harcayan sosyal medya paylaşımı gerçekliğinde anı yaşa(yama)yan bir karenin içinde idik artık. Karenin içinde fakat olay anı ruhunun dışında idik. Çünkü gitmek istediğimiz güzellikler, medyatik turistik bölgelerden ibaret değildi. Bizim ufkumuzun yükseklik irtifası Ayder'de bitmiyordu. Biz yolun sonundan sonrasını merak edenlerden idik. Herkesin bilmediği, herkesin olmadığı yerleri, dağların ardındaki dağları merak edenlerden. Şelaleyi önünden değil, arkasından izlemek istiyorduk biz. Kısa Ayder eğlencesinden sonra gitmek istediğimiz yere yukarı Kavrun Yaylası'na doğru yola çıktık. Fakat artık jilet gibi asfalt yol yerini stabilize taş ve topraktan ibaret olan bir yola bırakmıştı. Minibüsün üstünde bir o yana bir bu yana paldır küldür gidiyorduk artık. Dayanamayıp minibüsçüye seslendim:
- Ya hu Ayder’e kadar yol yapılmış da bundan sonrası niye böyle taş toprak yol.
Minibüsçü cevap verdi:
- Aman kardeşim boş ver ne yolu, yapmasınlar yol mol.
Bu cevap karşısında gerçekten şaşkındım. Bir minibüsçüden tabii ki farklı bir tepki bekliyordum. Bir şoför her zaman güzel bir yol ister. Bu şaşkınlıkla bir daha sordum:
- Nasıl yani?
Bu serzenişim karşısında bu kez minibüsçü abiden bana konuya bakışımı tamamen değiştirecek doğa insan ilişkisini tam olarak anlayacağım bir cevap geldi:
- Bak kardeşim! Ayder’e kadar yol geldi, Ayder mahvoldu. Bari buradan sonraki yaylalara yol gelmesin. Yoksa insanlar buralara da özel otomobilleri ile gelir yer içer gezer her türlü atığını bırakır, yukarı yaylalarımız da mahvolur gider, yol gelmesin ki günübirlikçiler de gelmesin, günübirlikçiler gelmesin ki yaylalar da kirlenmesin…
Olayın seyri tamamen değişmişti bende artık. Belki de doğaseverlik ünitesinin giriş kısmına böylece geçmiş oluyordum. Şimdi kısa süren şaşkınlığım yerini başka anlamlara bırakmıştı. Gerçek bir eğitimdi bu. Konuya karşı davranışım tamamen ve kalıcı bir şekilde değişmişti. Minibüsçüye bütünüyle hak verdim:
- Abi vallahi doğru söylüyorsun…
Yol medeniyettir denir. Bazen öyle olmuyor işte. İnsanoğlunun kirli yüzü girince işin içine yol medeniyet değil, cahillik getiriyor, hoyratlık ve pislik getiriyor. Ben de minibüsçü gibi diyorum yaylaya, dağa, bayıra, çayıra, ormana yapılmasın yol. Şehirlerarası istenirse 10 şeritli bölünmüş yol yapılsın ama doğanın kalbine giden yol asfalttan olmasın. Kalbi doğada olanlar zaten bir yolunu bulur gider, hiçbir güzelliği kirletmez yok etmez. Aksine güzelliğe güzellik katar.
Şimdi yine yaz geldi ve insanoğlu performansından hiçbir şey kaybetmediğini ortaya koydu. Yine en doğal, en yeşil alanlar insan kirliliğine, kirli insanlığa maruz kaldı. Yaz bahar ayları gelip bu insan çirkinliklerini her gördüğümde o minibüsçü gelir aklıma.
Bu arada o gezide üç arkadaş yukarı Kavrun Yaylası'nda bir gece kamp kurmuştuk. Yukarı Kavrun, Karadeniz'in en yüksek noktası olan 3.932 metrelik Kaçkar Dağı zirvesinin altında bulunan en yüksek yayla. İnanılmaz güzel… Gün boyu Kaçkar’ın 3.600'e kadar olan yükseklerini ve eşsiz 7 göllerini gezmiştik. Göllerin içinde en büyük olanına girme cesaretini gösterdiğinizde bir daha hiç unutamayacağınız soğuk bir deneyim yaşarsınız. Hele de 3600 rakımda zirvenin hemen altında dik dağ bayırında yetişen o mis kokulu çiçekler… Rengarenk zirvelerin yalnız ve erişilmez çiçekleri… Sonraki hayatınızın size en uzak fakat en yakın anısı olacaklar. Unutmak ne mümkün. Varsa imkânınız çıkın dağlara, ormanlara. Ancak bilin ki asıl güzellik değil, medyatik olanda. Dağın ardındaki yayla var ya, asıl güzellik işte orada.