Yavuz Sultan Selim - I. Selim- Selimî - 5:

Abone Ol

Biz hiç bir yere kendi arzumuz ve görüşümüzle sefer

etmedik

Hasan Can Yavuz Sultan Selim in sırdaşıdır. Çaldıran zaferi

sonrası getirttiği bilgin ve sanatkarlar arasındadır. Hasan Can ı ve babası

Hafız Mehmed i daha önceden de takip edip, niteliklerini iyi bilen padişah

bizzat kendi yanında İstanbul a getirmiştir. İstanbul a getirtilen bu aile

Tebrizî lakabıyla anılır. İleride bu aileden çok ünlü bir tarihçi doğacaktır.

Bu tarihçi, Hasan Can ın oğlu Hoca Sadeddin Efendi dir. Tacüt Tevarih isimli

ünlü Osmanlı tarihi kitabının yazarıdır ve aynı zamanda Hâce-i Sultan ismiyle

maruftur. III. Murad ve III. Mehmed in öğretmenidir. XVI. Yüzyılın Ebussuud

Efendi den sonra en şöhretli ikinci âlimidir. İşte böyle bir âlimin babası olan

Hasan Can, Osmanlı nın en kudretli padişahına sırdaş olma şerefine nail

olmuştur. Yavuz Sultan Selim in bütün sırlarına şahit olmuş ve ileride bunları

oğlu Hoca Sadeddin Efendiye anlatarak bize Sultan Selim ile ilgili bilgilerin

ulaşmasını sağlayacaktır. Allah hepsinden razı olsun.

Bir gün padişah Hasan Can a şu sözleri fısıldar: Biz

hiçbir yere kendi arzumuz ve görüşümüz dairesinde sefer etmedik. Hep böyle

hareket etmekle görevlendirildik. Kimdir böyle bir kudretli padişahı

görevlendiren Hayatına yön veren Tabii ki yüceler yücesi olan Allah.

Padişahımız tasavvuf erenleriyle, tasavvuf ehliyle sürekli istişarede bulunur, fetva almadan, onların makamlarını

ziyaret etmeden savaşa çıkmazdı. Yüce Allah da onun karşısına hep kendisine yön

verecek yardımcı olacak dostlarını çıkarırdı. İşte yine böyle bir günde Allah

karşısına Şam da şeyh Muhammed Bedahşî Hazretlerini çıkardı. Şeyhin Ümeyye

Camii nde kaldığını öğrenen Yavuz, şeyhi ziyaret eder. İkisi de suskun

birbirlerine bakakalırlar. Her ikisi de sözü bir diğerinin açmasını

beklemektedir. Uzun süre konuşmadan sessizce bakışırlar. Durumu fark edemeyen

Hekimbaşı ve musahip olan Ahi Çelebi bu sessizliği bozarak, Şam ın havasından

söz açar. Onun gereksiz konuşmasından sıkılan padişah, onun sözünü kesip,

şeyhten dua ister. Şeyh: Siz Allah ın lütfuyla gözdesiniz. Müslümanları

koruyan ve onlara dayanak olansınız. Sizin duanız her zaman kabul olur. Biz

duayı sizden umarız. Fakat Yavuz un ısrarları karşısında padişaha peki deyip,

dua ederler. Bu duadan sonra vedalaşıp ayrılırlar. Padişah Mısır a varır. Bir

gece mana âleminde, şeyhi görür. Şeyhin üzerinde, daha önce kendisiyle

görüştüğü sırada giydiği kepenek vardır ve kepeneğin üzerinden bir kuşak

sarındığını görür. Şeyh bu halde gelip Yavuz a veda etmektedir. Sabahleyin bu

rüyasını sırdaşı Hasan Can a anlatır. O da bunu şeyhin ölümüne yorar. Padişah

bu yoruma kızar ve eğer şeyh ölürse bunu onun bu rüyayı yorumuna bağlayacağını

ve cezayı hak ettiğini söyler. Hasan Can bu duruma çok üzülür. Ertesi gün

Yavuz un hocası Halimî Çelebi huzura geldiğinde, ona: Hasan Can cezayı hak

eyledi. Düş yormada lücumlandı. Eğer şeyhe bir şey olursa ondan bileceğim.

dedi. Hasan Can bunun karşısında: Padişahım rüyayı gördüğünüz gece hangi

tarihe rast gelmektedir,  tespit edilsin.

Buna göre şeyhe bir hal olduysa bu tarihten önce midir, sonra mıdır anlarız. O

zaman hak ettiğim ceza mıdır, ödül müdür ona göre siz karar verirsiniz. Padişah

hemen kendi hattıyla bu tarihi, bir kâğıda yazıp saklar. Birkaç gün sonra

Şam dan ulaklar (haberci, postacı) gelir ve Şeyh Muhammed Bedahşi nin  ölümünü bildirir. Şeyh son nefesinde, Şam

halkının Osmanlı padişahına boyun eğmesini öğütleyerek, Yavuz Sultan Selim in

kendilerine Allah ın gönderdiği bir lütuf olduğunu, kendilerini Çerkezlerin

elinden kurtardığını, Allah ın rahmetini Şam halkı üzerine çevirdiğinin bir

göstergesi olarak da kendilerine bu padişahı gönderdiğini söylemiştir. Sonra da

Yavuz Sultan Selim e benim dua ve selamlarımı, sevgi dolu haberlerimi

iletiniz. diyerek, nasihatlerle bezeli bir dua name yazıp, mühürlemiş ve: Bu

vasiyetnamemi de nûrlu katlara ulaştırasınız. buyurmuştur. Vasiyetname padişah

ulaştırıldığında hemen Halimi Çelebi çağrılır. Sonra padişah o güzel şeyhin

Hasan Can ın yorumu üzerine öldüğü sitemini tekrarlar. Hasan Can da merakla

ölüm gününü sorar. Padişah gülümseyerek okuması için mektubu kendisine verir.

Hasan Can ve Halimi Çelebi okuduktan sonra yaptıkları hesaplama sonucu şeyhin

ölüm gecesi ile padişahın rüyayı gördüğü gecenin aynı gece olduğunu hayretle

müşahede ederler. Padişah şeyhi öldüğü gece görmüştür rüyasında. Hasan Can da

cezayı değil, mükâfatı hak etmiştir. Hasan Can padişahtan almıştır ihsanını.

Padişah da Allah tan. Çünkü yüce Allah ona velayet ihsan etmiştir. Hasan Can

oğluna bu konuda şöyle der: Yüce Allah ona lütfetmiştir. Padişahımız, açık

olan gönül gözü sayesinde gün ortasında yarın olacakları gözlerdi.