Bildiğiniz gibi Tacü’t-Tevarih isimli ünlü Osmanlı tarih kitabı Hoca Sadeddin Efendi; Hasan Can’ın oğludur. Hatıralarında Yavuz Sultan Selimi şöyle anlatır: “Babam merhum (Hasan Can’ı kastediyor), derdi ki sultanın yemek zamanlarını bile biz hatırlatırdık. Yoksa gözünde ruhanî gıdaları derlemekten başka bir şey yoktu. Hazine-i âmire’de bulunan değerli kitapları başından sonuna dek birer kere okumuştur. Kutsal ruhların toplandıkları meclisi ışıklandıran şem’a, aydın gönlü, geceler sabahlara dek düşün ve görüş nurlarıyla ışır, insan ruhlarının eğitilmesi konularıyla uğraşmaktadır. Uğurlarla dolu avuçları yüksek himmetlerinin gereği nice emellerle dolu olup, keremler saçan elleri sağanaklar gibi yağan yağmur ve bulutlara benzerdi. Katında gül renkli içki, delik deşik edilmiş düşmanın kanıydı. Tar ve cenk sesleri de savaş meydanlarının ürkütücü naraları, teranesi de ok ve yayaların vızıltısıydı. Savaşın en kızgın anlarında bile korku nedir bilmezdi. Neşe içinde dolaşırdı.”
Kemalpaşazâde de Yavuz Sultan Selim için:
“Az müddette çok iş itmiş idi
Sayesi olmuş idi âlem-gir
Şems-i asr idi asırda şemsin
...........................
Sâyesi olmuş idi âlemgîr
Zılli memdûd olur zamanı kasîr
Tâç u taht ile fahr eder beğler
Fahr onunla ederdi tâc u serîr.
Gönli ol sûrda bulurdı sürûr
Ki çala çağıraydı tîg ü nefîr.
...
Hayf(öldü) Sultân Selîm’e hayf u dirîğ
Hem kalem ağlasun ana hem tîğ” (İbn Kemal: Kemalpaşazâde)
(Az zamanda çok işler başarmıştı. Onun gölgesi bütün cihanı kaplamıştı. Sultan Selim devrinin güneşi idi. İkindi vaktinde güneşin gölgesi uzundur ama ömrü kısadır. Bazı hükümdarlar, tahta çıkmak ve taç giymekte övünürlerdi, hâlbuki onun tahtı ve tacı, böyle bir hükümdara ait oldukları için övündüler. Onun gönlü; kılıcın çaldığı, borunun çağırdığı bir düğünde eğlenirdi. Öldü Sultan Selim, eyvah göçüp gitti. Artık ona hem kılıç, hem kalem ağlasın.)
Sırf o zamanın âlimleri ileri gelenleri mi ağladı Yavuz Sultan Selim’e Sırf o zamanlar mı medh edildi bu yüce Sultan Günümüzde de pek çok âlimin, pek çok edebi kalemin eserlerine konu oldu. İşte bunlardan biri de Yahya Kemal Beyatlı’dır. Beyatlı “Eski Şiirin Rüzgârı” isimli kitabında şöyle anlatıyor Sultan Selim’i:
“Birgün çalındı nevbet-i takdîr rıhlete,
Ukbâda yol göründü Hüdâ’dan bu dâvete..
Doldukça doldu gözleri eşk-i firâk ile,
Kudretlü pâdişâh vedâ etti millete..
Tevhîd maksadıyla geçirmişti ömrünü,
Ref’ etti armağânını dergâh-ı vahdete..
….
Dîdâr-ı Fahr-i Âlem’i görmekti gâyesi,
Gark-ı huşû çıktı huzûr-i risâlete..
(Bir gün takdir nevbeti (Nevbet: Mehter’in belirli zamanlarda hükümranlık belirtisi olarak hükümdarın sarayı veya otağı önünde davul vurarak icra ettiği müzik.) , (ebedî) yolculuk için çalındı. Allah’tan gelen bu davete, ahiretten yol göründü. Bunu gören Yavuz Han, Rabbine kavuşacağı için sevindiyse de, gözleri, sevdiklerinden kısa bir müddet de olsa ayrılacağı için ayrılık göz yaşısı ile doldukça doldu ve o kudretli padişah, millete böylece veda etti. Ömrünü Allah’ın kelamı doğrultusunda, tevhîd maksadıyla geçirmişti. Sonunda armağanını vahdet dergâhına yükseltti. Gayesi, Hazret-i Peygamber (s.a.v.)’in mübarek nûrlu yüzünü görmekti. Büyük bir huşûya gark olmuş olarak risaletin (Peygamberlik) huzuruna çıktı.)
Yavuz Sultan Selim Han vefat ettiği zaman 50 yaşındaydı. 8 senelik kısa saltanat döneminde yaptığı işler baş döndürücü olmuştur. Osmanlı Devleti’nin topraklarını 2,5 mislinden fazla genişletti. Babasından devraldığı 2. 373.000 km2 olan ülke topraklarını; 1.702.000 km2’si Avrupa’da, 1.905.000 km2’si Asya’da, 2.250.000 km2’si Afrika’da olmak üzere 6.557.000 km2’ye çıkardı. Bütün bunları 1514-1518 yılları arasında dört sene gibi kısa bir zamanda yapmıştır. Yahya Kemal Beyatlı; Yavuz bu cihad aşkıyla daha çok memleket fethedebilirdi der mısralarında. Fethedecekti de ecel gelmesiydi…
“Sultan Selîm-i Evvel’i râm etmeyip ecel;
Fethetmeliydi âlemi şân-ı Muhammedî!” (Yahya Kemal Beyatlı)
Yavuz’un yaptığı bu büyük fütuhatı Osmanlı Devleti 4 asır muhafaza etti. Osmanlı imparatorluğu ilk defa onun döneminde Afrika kıtasına ayak basmıştır ve bu kıtanın büyük bir kısmını da ilk hamlede fethetmiştir. Timur’un bile mağlup edemediği Memlük İmparatorluğu’nu tamamen tarih sahnesinden silmiş askeri bir dehadır o. Osmanlı padişahları içinde; askerlik dehası bakımından büyük babası Fatih’ten sonra gelir. Siyaset ve devlet adamı olarak da Fâtih ve kendi oğlu Kanuni’den sonra gelir. Dedesi Fatih’ten ve babası II. Bayezid’den sonra Osmanlı sultanlarının en bilginidir. II. Osman ve VI. Mehmed’le birlikte Osmanlı hükümdarları içinde sakalsız üç hükümdardan biridir. Selimî mahlasını kullanarak yazdığı Farsça şiirleri bir Divan’da toplanmıştır. Bu divanı ne yazık ki önce Almanya’da, Alman İmparatoru Wilhelm adına Paul Horn tarafından bastırılmıştır. Sonradan Türkçe’ye çevrilmiştir. Atalarımıza elin yabancıları kadar sahip çıkamamışız bu bakımdan. Şehzâdeliği ve sultanlığı zamanlarında at üstünden inmeyen Yavuz Sultan Selim, rahat döşek yüzü görmemiş, ömrünün çok az bir kısmını İstanbul’daki sarayında geçirmiştir. Ünlü Tarihçilerimizden Selahattin Tansel Yavuz Sultan Selim isimli kitabının 253. sayfasında Yavuz’u şöyle tasvir eder: “Uzuna yakın boyu, kırmızı ve yuvarlak yüzü, koç burnu, iri bazusu, geniş göğsü, çatık siyah kaşları, traş edilmiş sakalı ve büyük bıyıklarıyla ‘şecaatli, heybetli ve gazûb (öfkeli)’ görünen bu padişah, ahidlerine bağlı, nazik tabiatlı ve zarif sözlü idi. Sözün kısası sarık sarışı bile şahane ve kendine mahsus olan (Selimî tarz) Yavuz, çeşitli güzel vasıfları kendinde toplayan bir şahsiyetti. Batılı bir tarihçi olan Zinkeisen’in dediğine göre o, harb sanatında ve milletleri idare etmekte eşine az rastgelinen kabiliyetlere sahip bir insandı.” Yine ünlü tarihçilerimizden İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi isimli kitabının 305. Sayfasında şöyle anlatır Yavuz’u: “Yavuz, şair, filozof ve mutasavvıf (tasavvuf ehli) bir hükümdardı. Osmanlı hükümdarları arasında ilim itibariyle en yükseği Yavuz’dur. Muhyiddin-i Arabî’ye fart-ı hürmeti ve seferleri esnasında Mevlânâ Celâleddin Rumî’nin türbesini ziyareti Yavuz’un vahdet-i vücud felsefesine muhib (sevgi besleyen ) ve müntesib (intisab eden, kapılanan, ilgisi olan) olduğunu gösteriyor.”