Az müddette çok iş itmiş idi
Sayesi olmuş idi âlem-gir
Şems-i asr idi asırda şemsin
...........................
Sâyesi olmuş idi âlemgîr
Zılli memdûd olur zamanı kasîr
(İbn Kemal: Kemal Paşazâde)
Az zamanda çok işler başarmıştı. Onun gölgesi bütün
cihanı kaplamıştı. Sultan Selim devrinin güneşi idi. İkindi vaktinde güneşin
gölgesi uzundur ama ömrü kısadır.
Az zamanda çok işler başarmış olan sultan! Gölgesi bütün
âlemi kaplayan padişah! Çağın güneşi, İkindi güneşi idi, gölgesi uzun ama
zamanı kısa ikindi güneşi! Müslümanların 74. Halifesi! Kâbe nin Hizmetkârı,
Hâdimü l- Haremeyn! Askerlerin Yavuz u! Şiirin akl-ı Selimî! Düşmanların
korkulu rüyasıdır Sultan Gazub! Kitap kurdu Yavuz, Sevkulceyş ve tâbiyede deha
sahibi strateji uzmanı, komutan Yavuz! Mutasavvıf Yavuz.
Yavuz Sultan Selim in hayatı menkıbelerle dolu
padişahımızdır. Bu menkıbelerin gerçekliği ne kadardır, Allah bilir. Ama ateş
olmayan yerden de duman çıkmaz ki!
Rivayete göre bir derviş seher vakti sarayın kapısına
gelir ve Bugün bu şanı yüce hanedandan, Al-i Osman dan bir oğlancık
doğacaktır. Bu çocuk babasının tahtına çıkıp halife olacaktır. Onun vücudunda
yedi yerde yıldız biçiminde benler bulunacak ve bunların sayısınca meşhur
kimseleri kahredecek ve ülkeler alacaktır. der. Daha o doğmadan müjdelenir Hak
Teâlâ tarafından. O gün denildiği gibi bir erkek çocuk doğar sarayda. I. Selim
bir rivayete göre 872 (1467-68), bir rivayete göre de 875 (1470) de Amasya da, dünyaya
gözlerini açar. Babası II. Bayezid, annesi Dulkadıroğlu Alâüddevle Bozkurt
Bey in kızı Ayşe Hatun dur. Osmanlı belgelerinde ismi Selim Şah veya I. Selim
diye geçer. Daha sonraları sert mizacı ve cesareti ataklığı sebebiyle kendisine
Yavuz adı verildi. Yavuz adı hem korku hem de hayranlık ifade eder.
Yavuz Sultan Selim, babası gibi, dedesi Fatih gibi
mükemmel bir şairdir. Selimî mahlasıyla şiirler yazmıştır ve bir divanı
vardır. Divanındaki şiirler Farsça dır. Yavuz, diğer Osmanlı padişahları gibi
birden çok dil bilmektedir. Farsça, Arapça ve Tatar lehçesini bilirdi.
Baba-Oğul Ve Kardeş Kavgası
Fitneciler bu devirdeolduğu gibi o devirde de boş durmuyorlardı. Koca devleti nasıl parçalarız,
nasıl taht taç sahibi oluruz veya bu işten nasıl kârlı çıkarız gibi bin bir
sebeple dolaplar çevirmekte, oyunlar oynamaktaydılar. Şimdiki gibi
televizyonlar bilgisayarlar da yok ki haberdar olsunlar Şark tan Garb tan,
çevrilen oyunlardan. Baba oğula kardeş kardeşe düşman oluyor, bu işten de
düşmanlar kârlı çıkıyordu. II. Bayezid Han ömrünün son yıllarına doğru memleket
çok karışmıştı. Amasya valisi olan oğlu Ahmet ve Saruhan valisi olan diğer oğlu
Korkut, kendi âlemlerinde ve babalarından sonra padişah olmak için çeşitli
yollara başvurmakta idiler. Trabzon da vali olan kardeşlerin küçüğü Yavuz
Sultan Selim ise, memleketin bu kötüye giden durumunu görüyor, zaman zaman
sınırlarda diğer devletlerle çarpışmalara giriyordu. Çatıştığı devlet Şii İran
Safevî Devleti ydi ve başında da Şah İsmail bulunmaktaydı. Şah İsmail,
genişleme politikası izliyor genişlemeyi Osmanlı topraklarında görüyordu.
Gariptir, diğer düşman topraklara doğru genişleyeceklerine birbirlerinin,
Müslümanların kurduğu devletler üzerinde kötü emeller beslenmekte. Yavuz
bunları bildiğinden babasını uyarmakta ancak II. Bayezid onu savaştan
alıkoymakta, düşmanının çoğalmasını istememektedir. Yavuz u takdir edeceği
yerde tekdir edip, savaştan alıkoymakta ama sınırda olanları da bilmemektedir.
Yakınında bulunan vezirler ve yakınlarından bazıları ha bire oyunlar
oynamaktadırlar. Ancak bunlara tahammül edemeyen Selim, Rumeli yakasına geçip
memleket için çok tehlikeli olmaya başlayan bu durumu babasına anlatmak
niyetiyle yola çıktı. Bir amacı da Osmanlı ocağında sönmeye yüz tutan din
çırasını aydınlatmak ve İmparatorluğun her yanında, zulüm ehlinin ve sapıkların
fena hareketleriyle din aynasına konan tozları giderip temizlemekti. Bu amaçla
önce Kırım Hanı Mengli Giray Han ile buluşmak İçin o tarafa gitti. Han tam bir
Müslüman dı. Ehl-i Sünnet mezhebindendi ve derviş meşrep olgun bir zattı.
Babası Bayezid e kardeş diye hitap edecek kadar samimiydi. Selim Han ın geldiği
duyunca oğlu ve askerleriyle yola çıkıp onu karşıladı. Bunu duyan ağabeyi Ahmed
telaşlandı. Çünkü Selim in oradan yardım alarak saltanatı ele geçireceğinden
korkuyordu. Bir mektupla Tatar beyinden yani Kırım Hanından yardım isteyip,
Yavuz a engel olmasını dilediler. Selim e engel olduğu takdirde, Kefe
vilayetini tamamen O na vereceklerini açıkladılar. Mengli Giray ın oğlu
Muhammed Giray, babasına: Sultan Ahmet bize bunca yerler bağışlar. Bunun
karşılığı biz de kardeşini tutup onu sevindirelim. dedi. Mengli Giray: Selim
de senden esirgemez, muradın memleket ise ondan iste dedi. Akşam Yavuz onuruna
verilen ziyafette, Muhammed Giray: Selim Han, biliyorsunuz babanız yaşlandı,
artık sizin tahta geçmenizin zamanıdır. Bu işte sizi destekleriz ancak sizden
bir dileğim var. dedi. Dileğini merak ederek sultan sordu. Cevaben ona: Kefe
vilayetlerini ve içinde bulunan hisarları ve iskeleleri bize mülk olarak ver.
Biz de seni destekleyelim. dedi. Bunun üzerine Yavuz: Hanzâde, bizler
padişahlarız. Padişahların adet ve kanunlarında memleket veya vilayet
bağışlamak yoktur. Padişahlar memleket alırlar ama memleket vermezler. Altın,
gümüş, yakut, mücevherat iste verelim. Ama memleket verilmez. der. Çadırına
çekildiğinde Muhammed Giray, babasına: Gördün mü baba, Ahmed iki aylık yoldan
bize adamlar gönderip, kaleler verirken, bu bizim bayrağımız altında avucumuzun
içindeyken bize ne demektedir O memleket vermek şöyle dursun padişah olursa
elimizdeki memleketi bile alır alimallah! Ben bunu yakalar Ahmed e teslim ederim.
der ve babasını dinlemeden askerlerini toplamaya gider. Babası Mengli Giray
bakar ki büyük oğluna söz geçmez. Küçük oğlu Saadat Giray ı çağırıp: Oğlum,
ben seni Selim Han a bağışladım. Mülk-i Rum un saltanatı Selim e layıktır.
Babasının vakti ahir olmuştur. Padişahlık onundur. Biraz evvel kardeşin
meclisten kalkıp gitti ki, sabahtan asker ile Selim in üzerine vara. Kasti ve
muradı yamandır. Sen hemen Selim Han a eriş. Bu gece bizim toprağımızda
kalmasınlar! Akkirman taraflarına geçsinler. Saadat Giray, gelip durumu Selim
e anlatır ve onlar da hazır gemilerle sabaha kadar suyu geçerek bu topraklardan
uzaklaşırlar. Sabahleyin 30 bin kişi ile gelen Muhammed Giray, kimseyi bulamaz
ve hayret eder. Böylesine zor bir durum kolayca atlatılmış olur. Rumeli ne
geçen Selim, görüşmek için babasına mektup yazar. Babası ile görüşmesine fırsat
verilmez. Hatta devlet adamlarının çevirdiği dolaplarla, iki kuvvet arasında
harp patlar. Baba ile oğlunun ordusu Çukurçayır da karşı karşıya gelir. Ancak
Yavuz, karşı taraftan bir saldırı olmadıkça mukabele edilmemesi emrini verir.
Araya giren iyi niyetli paşalar vasıtasıyla savaş yapılmadan uzlaşılır. Ancak
baba ile oğlu yine bir araya gelemez. Babasının elçileri ile anlaşma yapılır.
Şehzade Ahmed in kesinlikle veliaht yapılmayacağı ve Selim e Rumeli nde
istediği Semendire sancağına ilave olarak Alacahisar ve İzvorvik sancakları
verilerek sulh sağlanmış olur. Bayezid hiçbir oğlunu sağlığında iken tahta
çıkarmayacağına dair bir ahitname imzalar. Ama sözünde durmaz. Çünkü o sırada
Şahkulu Muharebesi sonucu sevdiği paşası isyancılarca katledilmiş, oğlu Ahmed
ise isyancıları takip edeceği yerde Amasya ya çekilmişti. Tam bu sırada Karaman
valisi olan diğer oğlu Şehinşah vefat etmişti. Bütün bunlara üzülen II. Bayezid
tahtını bırakmaya karar verdi. Devlet erkânına danıştı. Onların çoğu Ahmed
olsun padişah dediler. Böylece imzaladığı ahitnameyi bozan II. Bayezid Ahmed i
İstanbul a çağırdı. Bunu duyan Yavuz da sözünde durmadığı için babasına kızarak
Çorlu da Karışdıran Ovası nda babasının kuvvetlerinin karşısına çıktı. Selim i
gören Ahmed taraftarları II. Bayezid e: Elinizi öpmeye gelen oğlunuzun
kuvvetini görün. Oğul babayı böyle silahlı ve tam teçhizatlı bir orduyla mı
ziyarete gelir diye kışkırttılar. Bayezid i muharebeye teşvik ettiler.
Baba-oğul ordusu, iki Müslüman ordu, çarpıştı. Yavuz un kuvvetleri bozuldu ve
Yavuz taraftarlarıyla birlikte Kefe ye kaçtı. Belki de babasına zarar vermek
istemiyordu. O yüzden belki de yenilmiş gibi yaptı. Kim bilir