İnsan doğar ve büyümeye başlar. Boş olan zihinde algılar
başlar. Bir makara gibi günler ayları aylar da yılları sarar. Zihin dolmaya
başlar; ne kadar dolacaksa Ve çocukça saflık, merhamet, vicdan gibi duygular
yaş ilerledikçe değişmeye başlar. Çünkü çocuk kalamayan insanda saflık
duyguları yitmeye başlar. Toplumda iyilik ve doğruluk önermeleri başlar.
Toplumsal ahlakı tanımaya başlar insanoğlu. Denilebilir ki kötülük tutkuyla
kardeştir. Kötülüğün gerekçeleri de bağlanılan bu tutkularda saklıdır. Sebep
olunan kötülük bir şekilde karşılıksız kalmaz ve cezalandırılır. Bu cezanın
mahiyeti ve cezalandırıcı zaman ve mekâna bağlıdır. Ancak esas mesele cezaya
ihale edilen kötülüklerin nedenlerinin marazi ve tekinsiz karakterlerin insani
taraflarına, haklılık peşine düşülmesiyle oluşmuş olmasıdır. Kendi doğrularına
katışıksız inanma insanın başına neler getirmez ki ...
Dedik ya insan büyüdükçe makara sarılmaya başlar. Hem de
hızlanarak İyi kötü duygular içinde dünya gerçekleriyle yüzleşme
kaçınılmazdır. Genel geçer ahlak kuralların her ne kadar toplumda yer etse de
insani ilişkilerde çarpık ve çatlak oluşumlar en masum insanları dahi kötü
huylu en sinsi bir ur gibi rahatsız edecektir.
Güzellik geçici zaaflar, tutkular, yalanlar, doğrular,
iyilikler kalıcıdır. Bu nedenle de yaşanılan an ve geçmiş arasında gidip
gelmelerde sevinçler, acılar, umutlar ve hayal kırıklıkları bir kısır döngü
halinde devam eder. İnsan cennete de cehenneme de ödülünü yahutta yakıtını
yanında götürür. Bu nedenle de gençlik bir gün biter. An olur insan bir gün
yaşlanır/ bir günde de yaşlanır. Eller ayaklar, yüzler kırışmaya başlar. Saç
sakal ağarır. Güç azalır. Ayaklar bedeni çekmez olur. Yaşlanmakta olduğunu bir
gün anlarsınız. Ölüm korkusu gelip de zihne yerleşmeye başladığında emellerden
bir türlü sıyrılamaz insan. Çünkü yarım kalan işler, ertelenen veya
gerçekleşemeyen idealler vardır. Hayatın yarım kalan arzuları ve ölüm yeisi
telaşa ve korkuya meyleder yürekleri. İşte bu anda insan tam da uçurumdan
düşecek gibidir. O anda bir dala asılır gibidir bütün hayaller. Fakat
yaşlanmanın verdiği can havliyle sayılı günleri idrak etme, hayattan kopma,
bırakma hali şan, şöhret, güç, imtiyaz gibi bütün şatavatı geride bırakır.
Hâlbuki bedenin güç kuvvet bulduğu anlarda alış veriş tutkusu, temizlik,
hastalık, kıskançlık, kibir, riya, haset, cimrilik, nefret, açıkgözlülük,
sevinler, başarılar, yardımseverlik gibi saf ve çetin olma halleri bir bir
gözlerin önüne gelir. Bütün bu duygular
artık hiçbir şeye hizmet etmezler. Onlara baskı uygulayacak bir iradede yoktur
artık. Saflaşmıştır artık insan bir bakıma çocukluğuna dönmüştür. Güçsüz ve
duyguları zayıflamıştır. İşte o anda insanın yeni yüzü görülür. Çünkü o yüz
kimilerine göre acımasızca eskimiş, ihtiyarlamıştır. Ne coşku kalmıştır ne de
sevinç. Hüzün bir yüz görümlüğüdür. Artık yürek burkan bir iç hesaplaşmayla
hüzün yelken açmıştır başka diyarlara doğru. Anılar hatırlaya hatırlaya değişse
de bazen tanınmayacak hale gelse de hafızada tutunamazlar. Unutmamayı dilerken
unutulmamaktan kurtulmaya çalışma çabası acı verir. Hâlbuki hayat ne kadar da
uzundur. Hep uzun ve iyi ömür dileğinde bulunmuşlardı. Hayat anlata anlata
bitirilmeyecek kadar güzel ve uzundu. Zamanın bir gün azalacağı akla hayale de
kolaylıkla gelmezdi. Ama işte hayat bu her gün bir şeyin sonu olur ve gelir. İş
işten geçse de hayat işte bu yaşlarda yani takatsizlik anlarında anlama hali
gelir yerleşir duygularınıza. Kırgınlıkla hüsranı daha kolay anlar ve
yaşarsınız. Gücünüz oranında ona göre pozisyon alısınız. Bazı şeyleri elden
geldiğince onarırsınız. Fakat enerjinizin azalması nedeniyle çaresiz
kalırsınız. Her şeyi kabullenmeye başlarsınız. Evden dışarı çıkmakta da
zorlanırsınız. Gidemezsiniz gelemezsiniz. Eve kök salarsınız. Atmaya
kıyamadığınız eşyalar gibi fikirleriniz bile kıymete binerler. Çünkü unutma
hastalığı baş gösterir. Bir süre aynı şeyleri anlatır durusunuz. Sahip olamadıklarınız,
erişemedikleriniz için artık birilerini de suçlamaktan vazgeçersiniz. Kendi
kendinize söylenmeye de başlayabilirsiniz. Eğer bir faydası olacaksa hayatınız
boyunca söylemek isteyip de söyleyemediklerinizi de belki söyleme cesaretini de
kendinizde bulabilirsiniz. Kaybettikleriniz çoğalırken kazandıklarınız azalmaya
başlar. Belkide dilin çözülmesi de bundandır.
Bir ömür boyu mutlu olmak için çalıştın çabaladın ama
mutlu olamadın bir türlü. Çünkü mutlu olduğun günler hep geride kaldı.
Mutluluğun ne olduğundan da emin değilsiniz. Yaşlandıkça hayattan endişeleriniz
azalıyor ancak mezar düşünceleri bu kez başka endişelere sevk ediyor.
Neticede ömür denilen şey bir nefesliktir. Gençliğinde
bir anı küçük bir bakış bir söz etki altına alabilir, seri olabilirdiniz. Ancak
hep yanında olacağını sandığın kişiler, bitmez bildiğin sıkıntılar senden
uzaklaşır. Acele etmenin ne menem şey olduğu dahi hatırlamazsın. Aradan geçen
yıllar bir içim su gibi akıp gitmiştir.
Kimin için yaşadın ve neler yaptın
Bir ömrü neye törpüledin
Ne isen o oldun da içinden geldiği gibi mi yaşadın
Hayatın muhasebesini yaptın mı hiç
Yapmışsındır muhakkak. Yapmak isteyip de yapamadıklarına
kafa yormanın zamanı de geride kaldı artık. Onlarca yıldır Allah rızası uğruna
mücadelesini verdiğin fikir ve yaşamında var olan iyi ve güzellikler bir çiçek
kokusu gibi gelir burnuna. Hayatın da yıllardır aynı kokuları duydunsa geriye
endişeyle değil mutlulukla bakabilirsin. Ruhunuzda duyduğunuz, çektiğiniz
acıları denetlenebilir hale getirmek için uğraş verip de hüznü sevince
dönüştürdünüz ise mutlusunuzdur.
Arınmışlığınızla içinizde yeşeren merak hissi elden
ayaktan çekilseniz de yaşama sevincinizdir. Az bir enerji de olsa insanı cıvıl
cıvıl bir hale getirebilir. Etraf ile alakayı kesen biri de olsanız da
yıllarca; Allah ım bana kendi sevgini ve senin yanında sevgisi bana fayda
verecek kimsenin sevgisin ver duası ve şiarıyla hareket etmeniz yeter! Hayat
boyunca makam itibarı için, iyi bir gösteriş için değil de insanlığa hizmet
için çalıştınsa gerçek mutluğa ermişsindir.
Mesele Yüce Peygamberimizin; Allah ım! Her an seni
görüyormuşum gibi beni hep haşyet içinde tut! düsturuna sahip, temiz
olabilmektir. Mesele Mevla ile olan gönüldür; o gönül ne temiz ve ne güzeldir!