Son süreçte en büyük darbeyi gençler aldı! Gençler, kendilerine dini nasihatlerde bulunan insanlara bundan sonra nasıl güvenebileceği belirsizdir. Gençlerimizi bunalımdan, buhrandan nihilizmin girdabından kurtararak İslam’ın yüce hakikatlerine ulaştırma yolunda gerçekleştireceğimiz olağanüstü çabalar neler olacaktır? Kötülüğü iyilikle savmanın, hiçbir kimsenin burnu kanamasın diye çileyi üstlenmenin tadı gençlerimize nasıl aktarılacaktır?
Bir kez daha görülmüştür ki; akletmeyenlerin, aklını başkasına kiralayanların dindarlığı sadece kendilerini değil koca bir milleti felakete sürükleyebilir. Bu noktada yüce kitabımızda Allah bizi: “Dikkat edin! O aldatanlar sizi Allah ile aldatmasın!” diye ikaz etmektedir. Bunun hikmetini ağır bir imtihanla hem ülke ve millet olarak 15 Temmuz’da idrak ettik. İhtiraslarının, ölçüsüzlüklerinin bedelini başkalarına ödetmeye kalkışmaya son verecek bir çıkış aramalıyız. Ve bu çıkış, itidalin, sükûnetin, akl-ı selimin önünü de hep açık tutmalıdır.
Bu çıkış; dini yalnız Allah’a has kılarak ibadet etmek ve onun rızasına uygun olarak insanlığa hizmet etmek esasına dayanmalıdır. Çünkü dinimiz Hz. Peygamber’den başka masum ve tartışılmaz bir otorite, yapı ve rehber kabul etmez! Mümin’in, “başkasının kendisinden emin olduğu kimse” olması bu esasa bağlıdır. Bu “emin”liği tesis edecek talim ve terbiye, öncelikle din adına çıkar elde etmenin ve nüfuz oluşturmanın amelleri boşa çıkaracağını öğretmelidir. Çünkü, bir insanı ahlaken eğitmeden sadece zihnen eğitmek, topluma bir bela kazandırmak demektir.
Bu noktada, insan yetiştirme mekanizmalarımızı yeni baştan gözden geçirmek, topluma sağlıklı din eğitimi sunulmasını sağlamak, dini ve sosyal hizmetlerin sunulmasında İslâm’ın evrensel ilkelerine göre hareket edilmesi için gerekli çalışmaları başlatmak büyük önem arz etmektedir. Şimdi geçmişi tenkit etmek yerine, bundan sonra ne yapılması lazımsa bunlar konuşulmalıdır. Madde madde meselelerin ortaya konması, çözümlerin aranması lazımdır. Çünkü, son iki asırdır bu millete giydirilmek istenen elbise bu millete dar(be)dır!
İçi boşaltılmış süslü kelimelerle değil, içeriği zenginleştirilmiş politikalarla bu milletin huzuruna vesile olma zamanıdır. Yapılacak hukuki, siyasi ve kurumsal düzenlemeler, siyasi kaygıyla değil, ülke kaygısıyla hareket edilerek ve tek ölçüt; hakkın üstün tutulması olarak gerçekleşmelidir. Çünkü, hayırlı başlangıçlara fırsat olacak bakış açısı “ilim, öğrenilen değil yaşanandır” yaklaşımıdır. Aksi taktirde “yaşanmayan ilim, geçmeyen para” olacaktır.