Yaşananlar ne olup bittiğini anlamayı engelliyor

Abone Ol

Meclis tatile girmeden paketler halinde yasalar kabul

edilerek yürürlüğe girdi. Tüm bunlar öylesine hızlı yaşandı ki, yasa

düzenleyiciler bile bu hız sebebiyle bazı düzenlemelerin Meclis e sevkini

unuttular. Yapılan düzenlemelerin içeriğini toplumun anlaması mümkün olmadığı

gibi bu yasalara evet ya da hayır diyen milletvekillerinin çoğunun bile

bilmediğini söylemek yanlış olmaz.

Gerçekleştirilen yasal düzenlemeler içinde uzun

tutukluluk sürelerinin özgürlükleri sınırlandırmak anlamına geldiği bu sebeple

de tutukluk sürelerinin 5 yıl ile sınırlandırılmasının ardından pek çok tahliye

gündeme geldi. Gündeme gelmenin ötesinde tahliyeler başladı. Tahliye ile

birlikte bazı sanıklar meydanlara inerek mitinglere bile katılma imkanı

buldular. Tahliye olanlar üzerinde fert bazında duracak ve hedef alacak

değilim. Hemen belirteyim ki ülkemin ceza ve tutukevlerinin insanlarla

dolmasından mutluluk duymam. Gönül ister ki bu ülkede suç işlenmesin ve bir

takım kimseler kendilerini yasaların yerine koymak alışkanlığından

vazgeçsinler, ceza ve tutukevlerimiz kısa süreli misafirhaneler haline gelsin.

Ne var ki gerçek böyle değil. Ülkemizde sürekli olarak adalet sarayları ile

ceza ve tutukevleri inşa ediliyor. Çünkü iş yoğunluğu sebebiyle mevcut adliye

binaları yetmiyor, cezaevlerinde ise tutuklu ve hükümlülere yatacak yer

bulunamıyor. Bu noktaya gelişin pek çok sebebi sıralanabilir. Toplumumuzda

yaşanan suç patlamasını herkes kendi bakış açısına göre izah edebilir. Ancak,

ithal bir sistem ve anlayışın topluma dayatılması sonucu olarak suçlarda

patlama olduğunu söylemek yanlış olmaz. Topluma dayatılan anlayış ve sistem

insanımızın ihtiyaçlarına cevap vermiyor. Özellikle manevi ihtiyaçları

karşılanmayan, tam bir taklitçiliğe zorlanan toplum kendi değer yargılarına sahip

çıkamadığı gibi, temelini Hristiyan kültürünün oluşturduğu Batı kültürünü de

benimsememiş iki arada bir derede kalmıştır. Yani öyle bir toplum ortaya

çıkmıştır ki ne kendisi ne de taklit edilen olabilmiştir. Bu bakımdan toplumun

kendi değer yargılarına dönmesi, dönmenin de ötesinde içselleştirmesi

gerekiyor. Böylece gerçek kimliğine kavuşmuş olacaktır. Bir toplum için en kötü

durumun kimliksizlik olduğunun unutulmaması gerekir.

Gelelim son günlerin toz bulutu arasında nelerin

olduğuna Bir yandan paralel yapı olarak adlandırılan devlet içinde devlet

anlamına gelebilecek örgüt ile iktidar arasındaki çekişme ve bu örgütün yüz

binlerce insanı dinlediği haberleri, öbür yanda Anayasa Mahkemesi nin eski

Genelkurmay Başkanı Başbuğ un müracaatı üzerine verdiği tutukluluk halinin hak

ihlali olduğu kararı ile başlayan tahliyeler. Görünen o ki, kısa süre içinde

geçmişte toplumu sarsan olayların failleri olarak yargılananlar dışarıda

olacak. Yani darbe suçlaması ile yargılananlar serbest olacak. Mahalli

mahkemelerin verdiği ağır cezalar Yargıtay da onanmadığı ve bunun sonucu olarak

tutuklulukta süre aşımı gündeme geldiği için insanlar serbest bırakılacaklar.

Bırakılsınlar ama bunun topluma tam olarak anlatılması gerekiyor. Bir yandan

ömür boyu hapis cezası verilecek öbür yandan yasanın belirlediği süre içinde

ceza kesinleşmediği için serbest bırakılacak. Yargılamanın böylesine uzamasını

önlemek, gereksiz uzatanlar varsa bunlardan hesap sorulması gerekmez mi Yani

esas olan yargılamaların ve tutukluluk sürelerinin uzaması ile tutukluluğun

cezalandırma anlamına gelmesini engellemek gerekmez mi Tutukluluk süreleri

uzayanların tahliyesi hak ihlaline son verir ama, bu tahliyelerin mağdurlarının

hakları ne olacak İşlenen cinayetlerin sanıkları serbest bırakılarak onların hak

ihlaline son verilirken, mağdurların haklarını kim koruyacak

Aslında bu düzen

düzensizlikten ibarettir. Düzen sağlamak için yapılan her şey düzensizliği daha

da artırıyor. Bu bakımdan bu bozuk düzen değişmeden toplumun hak ve

özgürlüklerinin korunması mümkün değildir. Çünkü bir yanlış düzetilirken bir

başka yanlışa düşülmektedir.