Yaşanan İstihbarat Savaşları

Abone Ol

Son birkaç yıldır tüm dünyada giderek daha fazla gündeme

gelen istihbarat savaşlarını tartışıyoruz. Casusluk krizleri şuana kadar hiç

olmadığı kadar gündemde. Bunun sebebi devletlerin birbirlerini iletişim çağının

sağladığı nimetlerden yararlanarak zayıflatmaya çalışmaları. Önce ABD ile Rusya

arasında patlak veren Snowden hadisesi, daha sonra yine ABD ve Almanya arası

patlak veren dinleme skandalı. Şimdi de Almanya nın Türkiye yi dinlediği ortaya

çıktı. Ülkeler arası krizleri ortaya çıkaran bu skandallar sadece basit dinleme

kapsamında mı değerlendirilmeli Tabi ki de devletlerin birbirlerini dinlemesi birer

kriz sebebidir. Ancak gerçek sorun birbirini dinlediği ortaya çıkan devletlerin

arasındaki politik çıkar çatışmaları. O halde meselelerin görünen yüzünden

ziyade, altta yatan gizli nedenlere odaklanmak gerekir.

Aslında tartışmaların asıl sebebi farklı aktörlerin kendi

içlerinde geliştirdikleri politik hesapların başka ülkelerinkiyle tutmamasında

gizlidir. Ama dar anlamda ülkeler arası çıkar çatışmaları da meseleyi tam

açıklayamaz, bir tarafı hep açıkta kalır. O halde daha sistemik bir analiz

yapmak öncelikli hedef olmalıdır. Küresel sistemde neler değişiyor ki daha önce

şahit olmadığımız bir takım gelişmelere şahit oluyoruz ve akabinde ortaya çıkan

farklı farklı sürtüşmeler. Tüm bunlar bir geçiş döneminin ürünleri şüphesiz.

Ama bu geçiş dönemi eskilerine nazaran daha uzun sürecekmiş gibi bir izlenim

uyandırıyor. Bu sürecin uzaması da dönemin savaş formatını temsil eden farklı

mekânlarda vuruşmanın da daha fazla yaşanacağı demek anlamına geliyor. Yani

daha uzun bir müddet casusluk savaşlarını izlemek zorunda kalacağız.

Amerikan Hegemonyasının Çözülüşü

Bu süreç her şeyden önce Amerikan hegemonyasının

çözülüşüyle ilgilidir. Tamam, ABD daha uzun bir müddet üstünlüğünü

konuşturabilir. Ancak eskisi gibi sözünün dinlenmediği de bir gerçek. Sistemin

tümüne egemen olması güçleştiği ölçüde sistem içerisinde bir şekilde güç bulan

aktörler tarafından eleştirilecektir. Eskiden olsa ABD, ne Rusya ya Ukrayna da

maceraya girişme fırsatı verebilirdi ne de Almanya kendisini dinleyen ABD ye bu

kadar fazla sesini yükseltebilirdi. Batı medeniyeti kendi anladığı dilden yani

siyasal Darwinist çizgiden hiçbir zaman ödün vermediği için en güçlü olanın

artık eski gücünde olmadığı bir anda diğerleri tarafından alaşağı edilmesi çok

şaşırtıcı olmayacaktır. Henüz süresi var, ancak ABD hem kendi içinden hem de

dost olarak tanımladıklarından bir gün ağır bir darbe yiyecek. Belki de o gün

yepyeni bir küresel iktidar sistemi yeniden inşa edilebilir.

Büyüyen Alman Aktivizmi

Bir süredir ABD ye en fazla kafa tutan ülkelerden birinin

Almanya olduğunu gözlemliyoruz. Daha önce de kaleme aldığımız gibi Alman dış

politikası bir gün hegemonyasını ilan etmek üzere harekete geçmişe benziyor ve

bu uğurda tam gazla çalışmaya devam ediyor. Bu dış politik değişim aslında

Almanya da Merkel in iktidara gelmesinden beridir ortaya çıktı. Merkel ile

birlikte Almanya, İkinci Dünya Savaşı ndan bu yana takip ettiği dış politik

çizgiyi tamamen değiştirerek sadece Avrupa yla kısıtlı kalan bir dış politika

değil, Avrupa yı aşan bir dış politika benimsemeye başladı. Bu durum da başta

ABD olmak üzere birçok aktörü doğal olarak rahatsız etti. İşte Almanya 2005 te

ortaya koyduğu bu yeni vizyonla bu günlerde adından çokça söz ettiren bir ülke

haline geldi. Almanya uzun bir zamandır güçlü bir aktördü, ancak daha düşük

profilli bir strateji takip etmesi hem kendi hem de diğer aktörler tarafından

daha uygun görülüyordu. Ancak Almanya artık kabuğundan çıkıp racon kesme

vaktinin geldiğini düşünmeye başladı. Bakalım bu büyüyen Alman aktif dış

politikası daha önce olduğu gibi durdurulacak mı yoksa beklenilen düzeye

ulaşılacak mı

Almanya-Türkiye Arası Kötüleşen İlişkiler

Bugünlerde hiç de şaşırmadığımız şekilde Almanya nın

Türkiye yi dinlediği haberlerini basından öğreniveriyoruz. Bu skandal Türkiye

ve Almanya arası bir mücadeleyle alakalı olabileceği gibi, ABD nin Almanya yı

kendi aralarındaki kriz kapsamında hizaya getirme çalışması da olabilir. Bize

kalırsa her ikisi ihtimal de rahatlıkla iddia edilebilir. Türkiye nin bölgede

atmış olduğu bazı adımlar Alman devletini fazlasıyla rahatsız etmişti.

Türkiye nin Rusya konusundaki tavrı da büyük bir çarpan etkisi yaşattı. Sonuçta

Almanya nın Hakan Fidan dan hoşlanmadığı haberlerini boş yere okumuyoruz. Ancak

mesele bunun sonunun nereye varacağında. Türkiye nin dinlenmesine rağmen

yaptırım konusunda hiçbir adım atmaması olayın sadece dinleme boyutuyla ilgili

olmadığını gösteriyor. Hatta Türkiye nin hiçbir şekilde harekete geçmemesi

Almanya nın gerçek rahatsızlık sahibi olan taraf olduğunu ispatlıyor. Bakalım

istihbaratın bu kadar büyük önem arz ettiği bir dönemde istihbarat

savaşlarından kim galip ayrılacak.