Anlamak ve anlaşılmak insanlar arasında daima sorun
olmuştur. Aslına bakarsanız anlamak ve anlaşılmanın temelindeki asal sorun
ayrışan fikirlerin dolayısıyla da yaşama biçimin bir baskı aracı durumuna
getirilmiş olmasıdır.
İnsanlar uygun gördükleri fikirleri benimser. Benimsenen
düşünceleri de savunur. Fikirler bir yaşam biçimine dönüşür. Hayat felsefesini
oluşturur. Sosyal, ekonomik, siyasi ve ideolojik olarak bu düşüncelere sahip
olan toplum kendi yaşam biçimine müdahale olduğunda da savunma mekanizması
devreye girer. Böylelikle de gösteriler
başlar. Hak arama gösterileri genellikle
fazla uzun sürmez. Zira hükümet güçleri gösterilere iyi gözle bakmaz ve
genellikle de izin vermez. Kolluk güçleri yerine göre göstericilere göz
açtırmaz. Son yıllarda emniyet güçleri çağın gereklerine göre geçmiş yıllara
göre daha donanımlı ve güçlü hale gelmiştir. Güvenlik güçlerinin göstericilere
karşı sıkı ve yerine göre sert tutumları eleştirilere sebep olmaktadır. Bu
nedenle de polislerin psikolojik eğitim almaları gerektiği uzmanlar tarafından
da zaman zaman belirtilmektedir.
Her gösteri masum olmayabilir. Masumluk göstericilerin
zihniyetine ve maksadına matuf bir durumdur. Ama genellikle de iyi niyetlerle
başlayan gösteriler amacına pek ulaşmaz. Elbette amacına ulaşan gösteriler de
vardır. Fakat iyi niyetlerle başlayan göstericiler arasına bulanık suda balık
avlamak isteyenler mutlaka dâhil olurlar. Gösterilerde polisle başlayan nahoş
görüntüler arbedelere sonrasında da çatışmalara neden olur. Çatışmaların zuhur
edişinde güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanmaları da etkili olmaktadır.
Kamusal alanlara veya hayat biçimlerine müdahalelere
karşı tepkiler ve gösteriler her daim olabilir. Bu tepkiler farklı iktidarların
sosyal politikalarına kabullenmeme nedeniyledir. Fakat esas sorun kendi hayat
biçimine göre şekillenen gösteri ve eylemlerin toplumsal huzuru bozacak
saikleri taşıma ihtimalidir.
Yaşama biçiminin baskı altında olduğunu düşünenlerin
algılarını tahrik ve tehdit eden işler olduğu sürece tepkiler artar ve çığ gibi
de büyüyebilir. Bu durumun yani yaşam biçiminin garanti altına alınması
hükümete karşı eyleme dönüşme ihtimali daima vardır. Bu eylemlerden de muhalif
siyasiler kendilerine bir çıkarım sağlar. Göstericilerle siyasi muhalifler
atasında da ortak bir yan bulunabilir. Yani muhalifler gerek siyasi partiler ve
gerekse sivil toplum kuruluşları gösterilerin gelişmesine paralel nemalanmaları
kaçınılmazdır.
Taksim Gezi Parkı Direnişi de yukarıda sözünü ettiğimiz
düşüncelere paralel bir seyir izlediğini rahatlıkla belirtebiliriz.
Direnişçiler, uzun bir süredir bir yaşam biçiminin bir başka yaşam biçimine
dayatılması olarak algılamaktadırlar. Hükümetin de bir kısım hataları vardır.
Bu hatalardan biri de Taksim krizini gerektiği gibi yönetememiştir. Bunun bir
sonucu olarak da hem göstericiler, hem esnaf hem de devlet zarar görmüştür.
Bu eylem kolay kolay hafızalardan silinmeyecektir.
Hükümeti yöneten partinin bir eski genel başkan yardımcısı, Kanal 5 te konuk
olduğu bir programda, Karşımızda 100 yıllık bir karanlık yapı var. Bu yapının
10 yıl içinde temizlenmesini beklemek doğru değil. Aynı kişi, Bu yapılar
21.asrın en tehlikeli silahlarından biri olan sosyal medyayı da kullanarak,
toplumun tahrik eden bir görev üslendi. Binlerce yalan dolaşıyor. Psikolojik
savaşın en ince noktası değerlendirilerek yapılan profesyonel bir hamle ile
karşı karşıyayız. Bu hamle içinde Ergenekon da var, diğer örgütler de
demiştir.
Taksim direnişinin büyümesi ve birçok ile yayılmasında
hem sözü edilen yapının hem de hükümet politikasının uygulamalarının izleri
bulunmaktadır. Yani çevre duyarlılığıyla başlayan gösteriler hayat tarzı
kaygılarına büründü. Gösterilerin sürmesi şiddeti de tetiklemiştir. Zira
açıklamalara göre bir birinden farklı yasadışı 11 örgütün, internet bağlantılı,
Zello baskonuş telsiz programıyla grupları sokağa çağırdığı tespit edildi,
denilmiştir. Kayıtlara geçtiği belirtilen konuşmalar bazı gazetelerde de yer
aldı.
Eylemlerin büyümesi ve yayılması, şiddete dönüşmesi ve bu
eylemin son yıllarda en etkili hale gelmesi hükümeti ve Cumhurbaşkanını
harekete geçirmiştir. Başbakan her ne kadar geri adım atmasa da hükümetten
kısıtlı özür geldi. Eylem her haliyle büyük zararlara neden olmuştur. Çevresel
amaçtan çıkarak siyasi anlamda amacına ulaşmıştır.
Bu eylem hem eylemciler hem de hükümet için bundan sonra
zor bir dönemece girilmesi gibi bir durumu ortaya çıkarabilir. Zira hükümetin
geri adım atma pozisyonuna düşmesi şimdiki tepkicilere büyük moral ve güç
vermiştir. Bundan sonra hükümetin atacağı bazı adımlar karşısında bir özgüven
oluştuğu görülüyor. Hükümet kanadı ise sosyal politikalarına devam edecektir.
Fakat bazı politikalarında da adım atarken düşünmek durumunda kalabilir. Bu
tepkileri galibiyet ve mağlubiyet açısından okunursa önümüzde böyle bir
fotoğraf durmaktadır.
Bu fotoğrafın bir de okunmayan başka bir yönü daha
vardır. Başbakan ın şu sözünü ettiği yüzde elli meselesidir. Bu yüzde elli oran
gerçek olsa da olmasa da bu göstericiler gibi düşünmeyen ve bu hükümetin
dışında olsalar da aynı müştereklerde buluşan başka bir kesim daha vardır. Bu
kesim tencere tava çalmadan herhangi bir tepki vermeden ancak hırslarını içinde
bastırarak gelişen olayları izlemektedir.
Taksim eylemcileriyle birleşen kesim gördüğü ve görmek
istemediği başka saikler de bulunmaktadır. Bir yaşam biçiminin bir başka yaşam
biçimine dayatılması meselesinde ortak payda da buluşmak mümkün değildir. Bugün
ki tahammülsüzlük yeni bir hadise değildir. Bu tahammülsüzlük geçmişteki
hükümetler zamanında da vardı. O zamanlar okuldan atılanlar, başörtülü olduğu
için saldırıya uğrayanlar, ikna odalarına alınanlar, baskılara uğrayanlar,
sürgün edilenler bugün gelişen olayları seyrediyorlar. Bugün de darbeye
teşebbüs, örgüt kurmak gibi vs. nedenlerle gözaltılar ve tutuklamalar olmuş ve
mağduriyetler yaşanmıştır.
Kendi yaşamlarına müdahale edildiğini savunanlar hangi
görüşte olurlarsa olsunlar birlikte sükûn içinde yaşamak durumundadırlar. Kendi
hayat tarzları için sokağa dökülenler başkalarına sıra geldiğinde duyarsız
oldukları da bir gerçektir. Farklı fikirlere ve yaşama biçimine tahammül
edememeleri toplumsal huzuru tahrik eder. Aksi takdirde Allah korusun içinden
çıkılmaz bir hal alır. Fikirler tartışılsa da tartışılmasa da yasalar dışına
çıkılmadan düşünce özgürlüğüne saygı gösterilmelidir. Birbirini inciterek,
kırarak, kavga ederek kaos çıkarılarak çevreye zarar verilerek bir yerlere
varılamaz. Varılsa da bundan her kesim zarar görür.
Netice olarak farklı yaşama biçiminin tahrik edici gücü
zaman olur ortaya çıkabilir. Bu nedenle toplumsal sükûn ve huzur için
ayrıştırıcı değil birleştirici olunmalıdır. Kimliği, inancı, düşüncesi ne
olursa olsun bizler birlikte yaşamaya mecburuz.