İslami gelenekten gelen bir hükümetin verdiği bu savunma, başörtüsü yasağına karşı mücadele veren herkesin yanı sıra bazı AKP‘li milletvekilleri tarafından da sert şekilde eleştirildi.
Dönemin Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay tepkisini, "Hükümet, Şahin davasında AİHM‘ye verdiği son savunma ile Anayasa‘ya aykırı hareket etmiştir. Başörtüsü yasağı, bireysel tercihtir ve dini özgürlüğün parçasıdır. Din ve vicdan özgürlüğü, Anayasa tarafından güvence altında alınmıştır. Bu yasağı savunmak, Anayasa‘ya aykırı hareket etmektir" diye dile getirdi. Yine muhalif isimlerden Gaziantep Milletvekili Nurettin Aktaş ise "Milli irade çoğunluğunu arkasına alan ve Meclis‘te büyük çoğunluğa sahip olan AKP‘nin daha fazla iktidarda kalacağım diye resmi görüşe ayak uydurması milli irade ile çelişiyor" ifadeleriyle savunmayı eleştirdi. Savunmaya katılmadığını söyleyen Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Ali Bulut da, "Ülkeyi yönetenlerin ideali ile realiteyi, katı gerçekliği karıştırmamak lazım. Çünkü yapılabilirlik farklı, içimize sinmesi farklı. AiHM‘de verilen savunma içime sinmemiştir. Maalesef realite ile ideal uyuşmuyor, çatışıyor. O yüzden bu konuda huzurlu değiliz" ifadesini kullandı.
AİHM‘den ilginç karar
Yasak ülke gündeminde tartışılmaya devam ederken AİHM, 2005 Kasımında nihai kararını açıkladı. Alt dairenin yasakta herhangi bir insan hakkı ihlali olmadığına ilişkin kararını onayan 17 yargıçlı Büyük Daire, yasağı "demokratik bir toplumda gereklilik" olarak niteledi. Mahkeme kararında, engellemenin ilke olarak meşru, ulaşılmak istenen amaçlara uygun ve bu bağlamda demokratik bir toplumda gereklilik olarak görülebileceği belirtildi. Mahkeme, kısıtlamanın "öngörülebilir ve meşru", yöntemin de "uygun" olduğunu belirtti. Kararda, türban yasağının, başvuruyu yapanın üniversiteye kayıt olmadan önce de var olduğu ve bu sınırlamanın başvuru sahibi tarafından bilinmesi gerektiği vurgulandı. Bu karar, yasakçı zihniyetin hakim olduğu çevrelerde sevinçle karşılandı.
Özellikle bir kısım medya AİHM kararını, ‘Son nokta, Nihai karar‘ gibi manşetten duyurdu. Yasağın uygulayıcısı YÖK‘ün o dönemdeki Başkanı Erdoğan Teziç de, bundan sonra bu konuda herhangi bir yasal değişiklik yapılamayacağını açıklaması ise yeni bir tartışma başlattı.
Cerrahpaşa‘dan uzaklaştırıldıktan sonra tıp eğitimini Avusturya‘da tamamlayan Leyla Şahin ise ‘son nokta‘ yorumlarına karşı çıkarak, şu değerlendirmeyi yaptı: "Bu bir mahkemedir. Tarihe bakıldığında, mahkemelerin yanlış kararlar verdiği, hatalar yaptığı görülmüştür. Ama bunlar, kalıcı değildir. Mutlaka düzeltilmiştir, kişilerin hakları da iade edilmiştir. Ben de bu kararın bir gün düzeltileceğine ve kaybolan haklarımızın iade edileceğine eminim. Bu konuda, Türkiye‘de kimse ümitsiz olmasın. AİHM‘in verdiği karar, her şeyi bitirmiş değildir. Aksine, Türkiye için her şey yeni başlıyor".
İhmal, başörtüsüne hapis getiriyordu
AKP‘nin ilk iktidar döneminde kamuoyunun tüm beklentisine karşın sorununun çözümü konusunda en ufak bir adım atılmazken, aksine yasağı perçinleyen uygulamalara imza atıldı. Üniversite ve liselerdeki yasak, AKP‘li Hüseyin Çelik‘in Milli Eğitim Bakanlığı döneminde yayınlanan yönetmelikle özel dershaneleri de kapsar hale getirildi. MEB tarafından hazırlanan ve resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren yönetmelikle Özel Dershaneler de başörtüsü yasağı yasal hale getirilirken, dershanelere kayıt yaptırırken başı açık fotoğraf verme zorunlu oldu.
Yapılan değişiklik özel kurs, dershane ve eğitim kurumlarını kapsayan başörtüsü yasağının, sürücü kursları, dershaneler, özel eğitim kurslarının yanı sıra belediyelerin ve valiliklerin açtığı biçki- dikiş, ev ekonomisi, mefruşat gibi birçok faydalı meslek edindirme kurslarına kadar yayıldı. Bu hükümet tarafından hazırlanan ve 2006‘da yürürlüğe giren yeni Türk Ceza Kanunu‘nda az kalsın başörtüsüne hapis cezası getiriliyordu. Yeni düzenlemeyle, başörtüsüne özgürlük bekleyen yüz binlerce mağdur, özgürlük istersen 1 yıla kadar ay hapis cezası ile karşı karşıya kalacaktı.
Çünkü Adalet Bakanlığı‘nın Meclis‘e gönderdiği ve Adalet Komisyonu‘nda kabul edilen yeni TCK‘nin 224. maddesinde, Şapka Kanunu ile Türk Harfleri Kanunu‘nun yanına ‘2596 sayılı Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun da eklendi. Bu üç kanuna muhalefet edenlere ise, 3 aydan bir 1 yıla kadar hapis cezası öngörüldü. Ancak insan hakları kuruluşları ile hukukçuları ayağa kaldıran ve başörtüsü yasağını legal hale getirdiği savunulan bu madde, gelen sert tepkiler üzerine Meclis‘te değiştirildi. Madde kapsamından Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun çıkarılarak, geri adım atıldı. Ancak yeni TCK ile zinanın suç kapsamından çıkarılması, AKP‘ye oy veren dindar kesimi tam anlamıyla hayal kırıklığına uğrattı. Bütün uyarılara rağmen, zina suç kapsamından çıkarılırken yeni TCK‘da dini nikah kıymak ve kıydırmak, suç kapsamına alındı.