28 Şubat’ı stratejik olarak algılayabilmek, yeniden kendi değerleri etrafında büyük bir iddiayı kuşanan güçlü bir siyasal hareket olmaktır. Çünkü yapmamız gereken; küresel sistemle işbirliği içerisinde olan Türkiye’deki statükonun alternatifi olduğumuzu ortaya koymaktır. Bunu yapabilecek güce, siyasal birikime ve fikri arka plana sahip olduğumuzu göstermektir! 25 yıl sonra yine bir 28 Şubat günü yapılan bu “mutabakat”, siyasetin alanını güçlendirerek çoğulculuk ve katılımcılık temelinde çözüm arayarak, istişare ve uzlaşmayı esas alarak “Yarının Türkiye’si”ni inşa edecek tarihi bir adımdır.
Siyasi Rehberlik
Türkiye’nin tarihsel gerçeği gösteriyor ki; herkese kapımızı ve gönlümüzü açık tutarak, yeniden muktedir siyasetin adresi olmak mümkündür. Çünkü Türkiye tıkanmıştır, ahlaken tıkanmıştır, ekonomide tıkanmıştır, dış politikada tıkanmıştır. Kısır kavgaların, içi boş polemiklerin ve seviyesiz tartışmaların esiri edilmiştir. Türkiye’nin yeni bir sese, yeni bir söze, yeni bir siyasete ihtiyacı vardır. Bir plan ve program dâhilinde, bütün Türkiye sathına yayılacak yol gösterici bir siyasi rehberlikle gerçek çözümün bulunacağına herkes yürekten inanmaktadır.
Yeniden İnşa
Bu siyasi rehberlik, dört önemli toplumsal gruptan alınacak güçle desteklenmelidir. Birincisi; Türkiye’nin entelektüel çevresi, ikincisi; Türkiye’nin kanaat önderleri, sivil toplum kuruluşları, üçüncüsü; Anadolu sermayesi, dördüncüsü ise gençlik hareketidir. Bu şekilde yol alındığında, kimseye halel getirmeden ve bir bedel ödetmeden Türkiye’nin hem yolunu hem yönünü belirlemek kolaylaşacaktır. Çünkü seçmen, farklılıklarımızı ayrılık nedeni değil, zenginlik unsuru olarak görecek ve ortak çalışma kültürü ile yoğuracak partiler üstü bir anlayış beklemektedir. İlmi siyaset gereği, bütün Türkiye’yi derleyip toparlayacak bir üslup üzerine yeniden inşa etmek zorundayız.
Kuklacıyı Vurmak
Asil olan, bir milletinin yeniden kendi dünya görüşü ve değer ölçülerine dönmesi yönünde atılan adımlardır. Çünkü sorunların daha derin, çözümün ise daha fazla hassasiyet istediği bir dönemde, kuklayı değil kuklacıyı hedef alacak uygulamalara ihtiyaç duyuyoruz. Bu açıdan, hile ve desiselerinin belirlediği bir sahnede figüran olmayı istememek, keyfi yönetimin ve kötü gidişatın bir parçası olmaya engel olmak tarihi bir duruş sergilemektir. Bu tarihi duruş ise, sadece ve sadece milletin makûs talihini değiştirebileceğine inananların hakkıdır. Bu ülkenin geleceğinde kendini sorumlu görenler, bugünün kurtarılması endişesinden sıyrılarak yarının Türkiye’si umuduna koşmalıdır.
İlk Meclis Ruhu
“ Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” mutabakatı, sadece siyaseten doğruları değil, vicdan ve ahlaken doğruları ortaya koymuştur. Yüce Meclis’in millet adına kullandığı devredilemez bütçe hakkını yeniden millet iradesine kazandırmıştır. Temel hak ve özgürlüklerin kararnamelerle düzenlenmesine izin vermeyerek, “insanca yaşam” adına güçlü ısrarını güçlendirmiştir. Meclis bünyesinde “Kesin Hesap Komisyonu” kurarak ve “Komisyon Başkanı’nı ana muhalefet partisinden” seçerek denetlenebilirlik ve şeffaflık ilkelerini benimsemiştir. “Cumhurbaşkanlığı devletin ve milletin birliğini temsil etmesi amacıyla tarafsız ve partiler üstü bir yapıya kavuşturulacaktır” diyerek “adil devlet” kurmaya kararlıdır.
“Demokratur”a Son
I. Yalta sonrası, “soğuk savaş” stratejisiyle oluşturulan siyasi iklimde Erbakan Hoca’nın bu stratejiyi engelleyen hamleleri gibi bugün de, “yeniden soğuk savaş” stratejisiyle ülkelerin sürüklenmeye çalışıldığı “demokratur” iklimini engelleyecek hamlelere ihtiyacımız var. Düşünürü durdurmaya çalışan ama düşünceyi durduramayan “28 Şubat”ın son 25 yıla damgasını vuran “balans ayarları”na son verecek her mutabakat bu açıdan tarihi önemdedir. Bu noktada hukuk ve siyasetin alanını güçlendirerek çoğulculuk, ekonominin faydasını genişletecek katılımcılık, sosyal yapıyı güçlendirecek istişare ve dış politikaya yön verecek uzlaşmayı esas almak temel esastır. Yarın(ın Türkiye’si) güzel olacak(sa), ancak bu sayede olacak!