Yarın ne kadar uzun sürer?

Abone Ol

Sonsuzluk ve Bir Gün’de güzel bir sahne var; bazı zamanlar hep aklıma o gelir ve ben de öyle sormak isterim. “Ey, Selim! Anlat, anlat bize, bütün bu koca dünyayı anlat bize.” Galiba dünya bu kadar. Her şeyin birbirine benzediği, bir bakıma her şeyin aslında kaldığı, aslına döndüğü bir yer. Köpek havlıyor diye kızılmaz, köpek köpekliğini yapacaktır, bu onun fıtratının gereği, şaşırmaya ne gerek var. Ama işte insan da fıtratı gereği şaşırıyor. Çünkü zamanın açtığı yara her geçen zaman derinleşiyor. Bu zamana ait en güzel betimleme şu olabilir: “köpekleşme temayülleri.” Bu belki ağır bir tabir gibi gelebilir ancak bazı şeyleri yerli yerine oturtmak için bazen böylesi keskin ifadelere ihtiyaç olduğu kanaatindeyim.  Onun için zaman içerisinde olayların akışı, söylem ve eylemlerin tutarsızlığı ve kendinden gayri herkesi ahmak zannetmenin ahmaklığının en güzel böyle ifade edileceğini düşünüyorum.

Şule Gürbüz’ün, ‘Kambur’da bir ifadesi var, o da tam bu durumlara uygun bir tespit gibi. Özellikle duyguları, yaşanmışlıkları incinen insanları teselli edecek kıvamda bir betimleme; “Hayran olduğum şairler, boş bulunduğum bir an beni arkadan bıçaklayanlardır.” Bıçak sahipleri ile aynı havayı tutturmuş insanların hezeyanları da, sessizlikleri de aynı kapının kulpuna asılmış olmaktan ibarettir. ‘Sadakat’ diye diye, ‘temel esas’ diye diye kendi heveslerini büyüten ve bu heveslerin altına binlerce körpe dimağı yığıp onlardan kendilerine ve heveslerine yol yapanların aşındırdığı sadece kendi zihinsel boşluklarının bir çalkantısıdır. Boş tenekeden de arada melodi üretilebilir ama asla bir orkestranın parçası olamazlar. Olamadıkları için de tenekeyi ne ile kaplarsan kapla er ya da geç pas tutar ve teneke, tenekeliğini yapar.

Ömrümüzün son yirmi yılında kimin elinde bir kılıf görsek ardından minarenin dünden hazır olduğunu tecrübe etmekle geçirdik. Ne kendisine ne de hiçbir ilkeye bağlı olmayan bu tiplerin kapladığı boşluğu fark etmekte zorlanmış olmanın elbette etraftaki gürültünün şiddetinden kaynaklandığını şimdi idrak ediyoruz. Hakikaten suskunlukları ya da konuşmaları ne değiştirmiş ki, neye merhem olmuş ki aynada bir dev hayal ediyorlar. Olsa olsa bu sinik tiplerin, küçük hesaplarının altında ezilmiş kimliksiz bu kimselerin kifayetsiz muhterisliklerinin ortaya çıktığı son bir sahne olabilir. Elbet samimiyet başka bir mesuliyet getirir ancak hayatları boyu hiçbir mesuliyetlerine emek etmemiş kimselerin arada kürke bürünüp, taç giymiş olmaları da talihin bir cilvesi olmalıdır. Yoksa hayatın bir rengi eksik kalırdı. Belki bizim talihsizliğimiz hep bu rengin fazlaca etrafa sinmiş bir şekilde olduğunu önemsememiş olmamızdan ileri geliyor.

Çok şükür biz boyun eğmedik, diz çökmedik bu en çok size dert oldu. Belki çok hırpalandık, belki çok dayak yedik ama hiçbir zaman vazgeçmedik, bu da bize nişan oldu. Şimdi yamanmak için beklediğiniz kapılar açıkken aşındırmaya devam edin sonra gidip kendiniz olan ama kimseyi ulumanıza ortak etmeyin çünkü yine baharlar gelecek. Hayat normal akışına dönecek. İtin ulumasına, ipsiz sapsızın söyleyip, yazdıklarına kulak asmadan yola odaklanmak gerekir. Geçen geçmiştir, söz bitmiştir. Gayret zamanı gelmiştir. Hoşça bakın zatınıza…